Kendimizi Ne Kadar Seviyoruz?

Kendimizi Ne Kadar Seviyoruz?

A+ A-

Hiç kendinize sorduğunuz oluyor mu ben beni ne kadar seviyorum diye...

Ben son zamanlarda bu soruyu daha çok sorar ve sorgular oldum. Sürekli soruyorum çünkü aldığım cevaplar tutarlılık göstermiyor. Demek ki kendimi kandırıyorum, demek ki anım anımı tutmuyor, demek ki kendime karşı sevgim öyle çok da kalıcı ve sağlam değil. Bazen çok seviyorum, “yürü be kim tutar seni” diyorum, yanaklarımı sıkıyorum, ellerimi öpüyorum -sahiden kendime böyle sevgi gösterileri yapıyorum- ama bazen sevmiyorum. Öyle kırıyorum ki onu…

Hep öyle değil midir? Sizinle kalacağına emin olduğunuz şeyleri kırmaktan korkmazsınız. Bilirsiniz ki hep sizinledir ve kaybetme korkusu yoktur içinizde, yaralı bereli onunla devam edersiniz yolunuza. Yaralayan da benimdir kanlar içinde bırakmışımdır kendimi. Acımadan ömrümün sonuna kadar sorgusuz sualsiz yanımda kalacak olmasına rağmen. İşte benimki de böyle bir ilişki kendimle…

Yaptıklarıma bakıyorum kendime, sürekli eleştiriyorum, sürekli üstüne üstüne gidiyorum, kırıyorum, döküyorum. İnsan sevdiğine yapar mı bunu? Yapmaz ama kendisine yapıyor işte… İnsan kendisine davrandığı gibi bir arkadaşına, dostuna davranamaz diye düşünüyorum. Zira onun bu hırçınlığını bir başkası kaldıramaz ama canım kendimin benden başka gidecek yeri yok. Eğrisiyle doğrusuyla tüm hırpalamalarıma katlanıyor bana sabrediyor. Bunu kaç kişi yapar ki… Bize böylesine katlanan bir şeyi yeri geliyor üzmekten zevk alıyoruz, zira kendime çayı seviyor musun diye sorsam cevabım nettir size de sorsam cevap nettir.

Peki düşününce kendimizin bir çay kadar değeri yok mu?  Neden kendimizi severken, sevmek isterken bu kadar hoyrat davranıyoruz? Neden samimi olamıyoruz? Neden net olamıyoruz? Kendimizi sevindirmekten neden bu kadar korkuyoruz?

Yıllarca belki de bize bunu öğrettiler, “kendini seven bencildir, kendini egolu insan sever.” Bilmiyorlardı ki kendini sevince insan doğayı sever, hayvanı sever, insanı sever, yaşamayı sever. İşte o nedenledir ki bizler unuttuk kendimizi sevmeyi…

Şimdi soralım kendimize,

Kendimizle nasıl konuşuyoruz?

Kendimize karşı kibar mıyız?

Onu gerçekten anlıyor muyuz?

Çektiği acıların hüzünlerin üzüntülerin farkında mıyız?

Kendimizi sevsek ne yapardık peki? Kendimizi imkanlar dahilinde en iyi koşullarda yaşatmak için elimizden geleni yapardık. Yeni doğmuş bir bebeğe bakar gibi ruhumuzu okşamaktan korkmazdık. Bizim için en doğru olan beden ve ruh için uğraşırdık, en sevdiği hobileri uğraşları bulurduk. Onu hırpalamak yerine; “bak arkadaş, elimizdekiler bu ve sen bunların en iyisini hak ediyorsun. İşte sana getirdiklerim.” der güle oynaya geçinirdik. Zayıflıklarımız karşısında hırçınca eleştirmek yerine ona sahip çıkıp korurduk. Daha iyisi olması için yardım eder, olmuyorsa da kol kanat gerer sahiplenirdik.

Kendimizi sömüren, ruhumuzu kemiren insanlardan uzak durabilirdik mesela. Onu kan emicilerle sürekli aynı havayı solumak zorunda bırakıp her geçen gün daha da tükenmesini izlemezdik.

Mesela ben en zor kendimi affediyorum. Çevremdeki başka insanları affetmem kendimi affetmemden daha kolay. Kendi yanlışıma tahammülüm asla yok, peki ama neden? Demek ki önce kendimi affetmeyi öğrenmeliyim.

Kendimi olduğum gibi kabul etmenin de zamanı geldi geçiyor. Artık BEN BUYUM. Kabul etsen de etmesen de ben buyum.

Pozitif yönlerimin de negatif yönlerimin de farkındayım. Onları daha iyi bir hale koymak için elimden geleni artık yapacağım.

Sizlerde kendinizi daha çok sevin, onun için elinizden geleni yapın. Herkes gidecek, bir gün kalacak olan yine biziz. Kendimizi çok seversek evren bize çok güzel şeyler gönderecekmiş. Öyle dediler. Hadi deneyelim birlikte …

İlk yazımız, ilk konumuz kendimiz ile ilgili olsun istedim. Bundan sonraki yazılarımızda daha iyi bir ben için, biz için, kendimiz için neler yapabiliriz? Bolca düşünecek, yorumlayacak, yazacak zamanımız olacak. Belki bir brokoli, belki bir avokado, belki bir kuş, belki bir ağaç bizi biz yapıp tekrar ayağa kaldıracak.

Ne diyoruz? Kendimizi düşünmezsek kimseye faydamız olmaz. Önce kendimiz için yaşamayı öğrenmenin zamanı geldi artık… Bu bir başlangıç olsun ve daha iyi bir gün için neler yapabiliriz sorusuna hep birlikte karar verebiliriz…

 

 

 

24-11-2021
Zehra Sarı

Zehra Sarı

Yüksek Biyolog / Eğitimci

14 eylül sabahı bir sonbahar günü Ankara’da doğdum .

İlk, orta ve üniversite eğitimini Ankara’da tamamladım, halen aynı şehirde master eğitimine devam etmekteyim. Master eğitiminde yoğunlaştığım konular; etnobotanik, alternatif tıp çevre bilimidir.

Sanata olan sevgim küçük yaşlarda başladı ve artarak devam etmektedir. Sanatın her dalına hayranlık duymaktayım, yazmak ise benim terapim, yazılarımı tüm içtenliğim ile sizlere sunmaktan keyif ve onur duymaktayım.

zs.zehrasari@gmail.com