Örselenmiş Kimlikler

Örselenmiş Kimlikler

A+ A-

Damgalının hususiyeti “sınıflandırılamaz” oluşudur; … ölü değildir ancak canlılar dünyasına da ait değildir; toplumsal açıdan hem vardır hem yoktur.

Erving Goffman

Toplumu incelediğimizde azınlık gruplar ya da “normal” olarak tanımladığımız gruplar gibi birçok değerle karşılaşıyoruz. Bir de bu normale ters düşen farklılıklarının onları ötekileştirdiği insanlar var. Erving Goffman ötekileştirdiğimiz bu insanlar için “damgalanan bireyler” tabirini kullanıyor. Evet bugün sosyolojik bir kuram olan Damga (Stigma) üzerinde duralım istedim. 


İnsanlık tarihinde ilk damgayı Yunanlılar zamanında gördüğümüzü söyleyebiliriz. Köleler ve suçlular vücutlarına yapılan izlerle damgalanırlardı. Fiziksel bir uygulama olarak karşımıza çıkan bu süreç daha sonraları toplumun insanları sınıflandırması bağlamında ilerlemiştir. Goffman’a göre damga bir ilişki türüdür aslında, sabit bir nitelik olmadığı gibi farklı alternatiflerini de görürüz. Tanım olarak baktığımızda da damgayı toplumun bir üyesi olan insanın herhangi bir özelliğinden dolayı yine toplum tarafından itibarının sarsılması olarak tanımlar ve bu bağlamda da üç farklı damga biçiminden bahseder.

İlk damgalama bedensel korkunçluklardır. Toplumda en çok insanların bedensel farklılıkları gözle görülebilir olduğu için daha fazla göze çarpanın bu kesim olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar sosyal devlet anlayışının etkisi ile yapılan çalışmalar ve toplumsal görüşlerin değişmesi söz konusu olsa da halen engelli insanlara karşı bir ön yargı söz konusu. Özellikle engelli bireyin ergenlik dönemlerinde kendi engelinin daha fazla farkına varması ve akran zorbalığına uğraması en sık rastladığımız örneklerden.

 

Damgalamanın bu şekliyle öne çıktığı birkaç örnek filmden bahsedecek olursak önce Mucize filmini ele alalım. Filmde engelli bir adam olan Aziz’in yaşadığı toplumsal dışlanmayı, ailesinin toplum önündeki zorunlu mahcup davranışını, Aziz’in hayatını bu durumun nasıl etkilediğini görüyoruz. Evlenmek isteyen Aziz’in bedensel engelli olduğu için evlenecek akranlarından ayrı tutulması ve akranları tarafından alaya alınması da psikolojik olarak Aziz’i etkilemekte hatta olay intihara teşebbüse kadar gitmektedir. Burada Durkheim’ın intiharın toplumsal bir süreç olduğu vurgusu bir kez daha doğruluk kazanmaktadır. Filmin sonunda görüyoruz ki sevgi ve anlayış bir insanı topluma kazandırmada en büyük etkenlerden biri.


Yine başka bir bedensel engelden ötürü yapmadığı halde bir cinayet suçunun üstüne kalmasını Memo’nun bu süreçte neler yaşadığını anlatan Yedinci Koğuştaki Mucize filmi de bu açıdan değerli bir film. Yaşıtlarına göre zihinsel olarak daha az gelişmiş olan Memo’ya işlemediği bir cinayet yüzünden idam cezası verilir ve arkasından olaylar gelişir. Birçok filme konu olduğu gibi bu tür engellerin toplum tarafından kabul edilemeyip engelli bireylerin “neden ben?” sorusunu sormasının sebebi de toplumsal kuralların buna yol açar nitelikte olmasıdır. Günümüzde engelli bireylere tanınan belli haklar var ve onları topluma kazandırmak için çeşitli aktiviteler, maddi-manevi destek sağlayarak olumlu adımlar atıyor. Yine de toplum olarak eksik yönlerimiz çok fazla ne yazık ki. Özellikle küreselleşmeyle gelen mükemmel beden algısı ya da statünün bu kadar fazla değer kazanması günümüzde insanları daha fazla damgalanan konumuna sokmamıza sebep oluyor. Oysa çalışan, üreten toplumca normal görülen insanlardan daha fazla topluma katkısı olan çok fazla engelli birey mevcut.



Goffman damgalamaya ikinci olarak zayıf iradeyi sapkın ve katı inançları ya da ahlaksız olarak bireysel karakter bozukluklarını örnek gösterir. Bunun en bilindik örnekleri arasında mahkumların yaşadıkları cezaevi sonrası topluma karışamama, iş bulamama ya da genel olarak işsizlik problemi yaşayan bir birey de sayılabilir. Aynı zamanda cezaevinde yatmış bir mahkûmun yakınının da benzer şekilde dışlanması bu damgalanmaya örnektir. Diğer bir örnek olarak da eşcinsel bireyleri ya da uyuşturucu bağımlılarını gösterebiliriz.  Psikolojik destek alan bir hastanın çevresinden akıl hastası muamelesi görmesi ya da yaşının geçtiği düşünülerek “evde kaldın” iması yapılan kadınlar, evlendikten sonra çocuk sahibi olmayan çiftler.. Toplum olarak eleştirmeyi o kadar fazla seviyoruz ki, damgaladığımız bu insanların neler yaşadığı toplumsal kabul görmek için ne kadar çaba gösterdiğini de görmüyoruz üstelik. Goffman, buna benzer bir açıdan bir üniversite mezunu bireyin kendi işinin dışında daha alt kademede bir işe başlayarak kendi eğitim durumunu saklamasını da bir damgalanma olarak görüyor. Kültürel farklardan dolayı 12 Angry Man filmi de yaşadığı mahalle yüzünden işlemediği bir cinayetin bir çocuğun üzerine kalmasını anlatan güzel damga filmlerinden biri. Ülkemizde de gecekondu tipi mahallelerdeki insanların suça yatkınlık açısından damgalanması buna bir örnek.

   

Son damgalanma biçimi ise etnolojik olarak bizi ayıran din, dil ve ırk gibi farklılıklarımızdır. Halen daha beyazın siyaha üstünlüğü gibi toplumda yeri olmaması gereken tartışmalar var ne yazık ki. En bilindik filmlerden olan Green Mile siyahi bir çocuğun işlemediği suç yüzünden idamını anlatırken, dini açıdan baktığımızda Yahudilerin Almanlar döneminde yaşadıkları zorlukların anlatıldığı filmlerden The Pianist ve La Vita E Bella filmleri etnik olarak insanları nasıl zor durumlara soktuğumuzu bize gösteriyor. The Stoning of Soraya filmi de aynı şekilde İran’da bir kadının zina yaptığı varsayılarak taşlanmasını anlatırken toplumun ne kadar çabuk galeyana geldiğini ve kutuplaştığını gösteriyor bizlere.

   

Bu bağlamda baktığımızda bu damga çeşitleri bireyin kimliklerini yansıtır ya da toplumsal kimliklerini oluşturur diyebiliyoruz. Tahmin edilenin aksine damgalama kuramı suçu işleyen, belli bir engeli bulunan vb. nin üzerine değil kuralları koyanlar ya da toplumun etiketlenen bireye davranışı üzerine odaklanır. Bireyin etiketlenmesi onun davranışı üzerinde nasıl bir etkiye yol açar? Sorusunu sorar. Bu açıdan daha sağlıklı bir analize ulaşabileceğimizi söyleyebiliriz. Çünkü etiketlemeye neden olan bu kuralları koyanlar ve insanları bu şekilde sınıflandırmamız gerektiğini bize kabul ettirenlerdir. Toplum tarafından etiketlenen bireylerin yine aynı topluma kazandırılmasına yönelik çalışmaların yapılması olumlu olarak değerlendirilebilirken aynı zamanda bireyin var olan engelden kurtulması sonucu yaşadığı sosyal ve psikolojik boyutu da ele alırsak şunları söyleyebiliriz:

Bireyin engeli sosyal hayattaki tüm yaşadıklarını astığı bir kancadır. Birey bu kancayı rekabetten kaçış ve sosyal sorumluluklarından bir feragat yolu olarak da kullanmaktadır. Bu engelden kurtulmak daha sonraları hastanın farklı psikolojik süreçlere girmesine de sebep olabilmektedir. Ayrıca hepimizin birer engelli adayı olduğunu da unutmamak gerekir. Başımıza gelecek herhangi bir kaza ya da sağlık problemi sonucu böyle bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Daha önce de belirttiğim gibi etiketlenmeye sebep olan kurallar ve ahlaki değerler bireylerin sapmalar göstermesine neden olur. Bu yüzden etiketlenen bireyden ziyade toplumun kendini sorgulaması ve toplumsal bütünlüğü bozan normlar konusunda değişimler yapması gerekmektedir.

Saygı ve hoşgörü bir toplumun temelini oluşturması gereken değerlerdir. Bugün toplum olarak benimsediğimiz şey etiketlenen insanlara aramızda yer açmak. Oysa eşitiz ve yaşamak her bireyin hakkı. Biz bugün bunu unutarak bir lütufmuş gibi onlara çeşitli haklar sunuyor bizimle aynı ortamı paylaşabileceklerini söylüyoruz. Bu kurallar sisteminde birbirimizi olduğumuz gibi kabullensek hepimiz için daha yaşanır bir toplum inşa etmek daha mümkün olurdu. Damgalanan bireylerin bize benzemedikleri için etiketlenmeleri belki de toplum için fayda sağlayacak yüzlerce bireyin sessizliğine yol açıyor. Ve Goffman’ın da dediği gibi “Taşınan bir engel, sahip olunan bir damga; bireyin kültür taşıyıcısı olma vasfını ortadan kaldıran bir ihtimaldir.”
 


Kaynakça

Damga Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar- Erving Goffman

http://yenimedya.info/2020/02/03/damga/

https://tr.pinterest.com/pin/113012271888387198/

https://tr.pinterest.com/pin/173951604346837050/

https://tr.pinterest.com/pin/205687907953249420/

https://tr.pinterest.com/pin/545146729902394618/

https://tr.pinterest.com/pin/569986896573588251/

https://tr.pinterest.com/pin/797277940286413618/

https://tr.pinterest.com/pin/885168501730845567/

https://www.haberler.com/mucize-2-ask-ne-zaman-vizyonda-mucize-2-ask-12689826-haberi/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/beyaz-ve-siyah-arka-plan-onunde-eller-3541916/

27-07-2021
Yasemin Keleş

Yasemin Keleş

Sosyolog

Lisans eğitimimi Balıkesir Üniversitesi’nde tamamladım. Yeni yerler ve yeni bilgiler keşfetmeyi çok seviyorum. Filozof Immanuel Kant’ın da dediği gibi “Sapere Aude!” yani bilmeye cesaret et…

yaseminkls97@gmail.com