Altı Üstü Medya-2

Altı Üstü Medya-2

A+ A-

Diyelim ki bir yarışma duyurusu gördük. Burada çeşitli müzik aletleri çalan insanlar hünerlerini sergileyecek. Siz de çok detaylı bilgiye sahip olmasanız bile az çok müziğe ilgi duyuyor belki bir müzik aleti bile çalabiliyorsunuz. Yarışmayı izlemeye karar verdiniz ve bir de bakıyorsunuz ki her gelen yarışmacı hem akort sorunu yaşıyor hem de şarkı söyleyenle çalan arasında bir uyumsuzluk var. Size göre buradakiler müzik yapmak değil de kendi kendine oynayan bir çocuğu canlandırıyor gibiler. Tam bu ne saçmalık diyerek etrafınıza bakarken nihayet müziği susturan o son vuruşla salonda alkış koptuğunu görüyorsunuz. Herkes ayakta tezahüratlarla alkışlıyor müzisyeni. Bir dakika… bu biraz önce dinlediğiniz müzik hâlâ değil mi? Şimdi düşünmeye başlıyorsunuz; acaba ben farklı bir şey mi dinledim? Ya da burada yapılan müzik gerçekten iyi miydi? Ben bir şeyleri kaçırmış olabilir miyim?

Derken ikinci yarışmacı da geliyor ve bakıyorsunuz ki benzer bir performans. Ama herkesin yüzünde bir memnuniyet, takdir etme görüyorsunuz. Nasıl da sakin ve heyecanla takip ediyorlar. Biter bitmez yine bir alkış ve ıslıklar havada. Evet artık eminsiniz sizde bir sorun var. Bu müzik mükemmel ve sizin müzik kulağınız olmadığı için beğenmiyorsunuz sadece. Derken sizde eşlik etmeye başlıyorsunuz seyirciye. Bir sonraki ve bir sonraki diye devam ediyor ve her seferinde daha da kötü bulduğunuz müziklere alkış tutuyorsunuz. Ve gecenin sonu, gecenin en berbat… pardon en mükemmel performansı seçiliyor ve evlere dağılıyorsunuz.

Şimdiii, ne geceydi ama değil mi? Siz de artık salondaki seyirciler gibi iyi müziği keşfettiniz ve onlardan biri oldunuz. İşte tam da böyle bugün televizyonda gördüğünüz bir haber her kanalda aynı şekilde verilmeye başlandığı için siz tam da o haberi görmenizi istedikleri şekliyle görüyorsunuz. Bugün medya size neye inanmanızı istiyorsa onu sunuyor. Ve şu işe bakın diğer bütün insanlar buna inandığı için ve doğru olanı bu olarak gördükleri için siz de kendinizi buna inanmak zorundaymışsınız gibi hissederek hareket ediyorsunuz.

Gramschi devletin ya da diğer güçlerin size bunu yaptırmasına hegemonya kavramıyla açıklık getiriyor. Yani aslında belli bir hegemonya altındayız ve biz bunu kendi seçimimizmiş gibi görüyor, buna inanarak inandığımız değerleri bir de savunuyoruz. Aslında sen sana buna inanacaksın, bunu seçmelisin dedikleri için bunu yapıyorsun. Ve sonuç olarak ben özgür bir bireyim kendi kararımla bunu seçtim diyebiliyorsun. Gramschi’ye göre ideoloji hegemonya için bir araçtır ve bu aracı diğer bazı düşünürlerin aksine sadece burjuvazi (yönetici seçkinler) değil aynı zamanda proletarya da kullanabilir.

 

 

Medya kurumları, yönetilen sınıfların yönetilmelerini haklılaştıran bir işlev üstlenerek hegemonyacı bir tutum sergiliyorlar. Medyanın görece özerkliği onların bu iletilerine daha büyük bir meşruluk ve güvenilirlik vermekte. Medya eğer doğrudan kontrol altında tutulsaydı, aynı meşruluk ve güvenilirliğe sahip olamayacaktı. Çünkü açık biçimde baskıcı görünmeyen bir kontrol daha etkilidir. Medya ve hükümet aynı görüşte olmadığı zamanlarda da rutinler yine de egemen ideolojinin yararına işler.

İdeolojinin ve medyanın hakimiyetinin yönetici seçkinlerin elinde olduğu görüşünü ortaya koyan diğer düşünürler ise Mills’in “Yönetici Seçkinler” kuramından hareketle çıkarım yapmışlardır. Yazarlara göre tepedeki medya liderleri diğer seçkinlerle birlikte hareket ederler. Üst düzey gazeteciler, siyasetçiler, iş insanları ve akademisyenler panellerde bir araya gelirler ve genelde buralarda muhaliflere yer yoktur. Ortak bir ideoloji çerçevesinde mevcut düzenin devamı amacını güderler. Yapılan bazı araştırmalarda en bilindik dergi ve gazetelerin medya şirketlerinin çeşitli büyük şirketlerin iktidar merkezleriyle çok güçlü bağları olduğu bulunmuştur.  Medya kapitalist sistemin uzun süreli çıkarlarını korumak için muhalif tutum takınabilir bu yüzden belirli kişilere ve pratiklere meydan okunmasına izin verilen görece bir özerkliğe sahiptir.

 

 

Türk sosyal bilimcilerden Şerif Mardin ‘in ideoloji kavramını kültür kavramına benzetmesi de farklı bir yaklaşımdır. Ona göre toplumun oluşturduğu belirli kriterlere sahip toplum haritaları vardır ve günümüzde toplumun evrilmesi bu haritaları yavaş yavaş ortadan kaldırarak yerini ideolojilere bırakmıştır. Mardin’e göre ideolojinin 19. Ve 20. yy’da geniş bir yayılma alanı bulmasında yeni yayın araçlarının gelişmesi -ki teknolojik gelişmeler en büyük etken sayılabilir- medyanın buna dahil olması, yeni eğitim sistemlerinin ortaya çıkması ve aydınların endüstrileşmeyle birlikte özerk bir grup olarak ortaya çıkmaları etkili olmuştur. Toplumsal farklılaşma, uzmanlaşma endüstrisi toplumunun ürünüdür. İdeoloji ise farklılaşmış toplumların bir fikir yapıtıdır.

Foucault, iktidar kavramının kullanımına ilişkin diğer düşünürlerin iktidarı sadece politik bir kavram olarak devlet kurumlarına yönelmelerini eleştirmiştir. O, iktidar kavramıyla belli bir devlet içinde vatandaşların bağımlılığını garanti eden kurum ve aygıtlar bütününü kasteder. İktidar ilişkilerden ve insan ilişkilerindeki güç ilişkilerinden ibarettir. Her kuvvetler ilişkisi bir iktidar ilişkisidir ve bu anlamda toplumda yönetim noktaları vardır diyebiliriz. Örneğin çocuklar ebeveynleri tarafından, öğrenciler öğretmenleri tarafından, ulus hükümet tarafından yönetilir. Sıklıkla bahsettiğimiz medyanın toplumsal algıyı yönetmesi de buna dahildir. İktidar, bireyleri geçiş yolu olarak kullanır bireylere uygulanmaz. Günümüz modern toplumunda iktidarın nüfus, cinsellik gibi konuları da denetim altına aldığını görüyoruz. Uygulanan nüfus arttırma-azaltma politikaları ya da cinsel kimliğin belirlenimi bunlardan bazılarıdır.

Son olarak Wills, kitle toplumundaki problemlerin kaynağında kitle iletişim araçlarını görür. Kitle iletişim araçları bugün bir çeşit psikolojik bilgisizliğe yol açar ve bu çeşitli görünümlerde ortaya çıkmaktadır. Bu araçlar bireylerin dışsal dünyayla sosyal gerçeklikle ilgili ilk elden ve kendi başlarına edindikleri bilgilerin ve düşüncelerin oranını git gide azaltır. Ayrıca yeni davranışlar edinmemiz, kendimizi bize söylenen tiplere benzetmemiz yönünden de etkin olabilmektedir. Her geçen gün artan kültürel değişim muhakkak ki küreselleşmenin etkisi altında hareket etmektedir. Sosyal medyanın bizim hayatımıza bu kadar yön vermesi, belli algoritmalarla uygulamaların bireyleri yönlendirmesi ve bireylere yönelik cazip seçenekler sunulması algımızı yönetmek açısından en etkili yöntemlerden. Masum olmayan bir kitle iletişimle karşı karşıyayız ve bahsettiğim gibi fazla bilgiden oluşan bir bilgi cahilliği yaşıyoruz.

Kendimize ait fikirlerin, hayal gücümüzün elimizden alınmasına izin veriyoruz. Çocukken oynadığımız oyunlardan farklı olarak artık bir ekranla dünyayı yönetebilen çocuklar yetiştiriyoruz. Önemli olan nokta şu; gerçekten bize dayatılan ideolojinin askerleri miyiz, yoksa bir şeylerin farkındayız da oyunu kuralına göre mi oynuyoruz? Cevap sizde, hoşça ve özgür kalın..

 


Kaynakça

http://sssjournal.com/Makaleler/516530439_54_4-22.ID871.%20K%c4%b1z%c4%b1l%c3%a7elik_4229-4240.pdf#:~:text=Mills'e%20g%C3%B6re%2C%20iktidar%20se%C3%A7kinler,kapitalist%20Amerikan%20toplumunun%20en%20%C3%BCst http://www.objektifa.com/haber/10997/muhakeme-yoksunlugu-politik-tarafliliktan-beter.html https://blog.fikirmod.com.tr/2019/09/dijital-medya-geleneksel-medyanin-yerini-mi-aliyor/ https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/177764 https://pixabay.com/tr/illustrations/sosyal-medya-etkile%c5%9fim-kad%c4%b1n-soyut-1233873/ https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/23/ekonomik-kriz-medya-sektorunu-de-vuracak/ Hüseyin BAL, İletişim Üzerine Sosyolojik Yaklaşımlar

10-10-2021
Yasemin Keleş

Yasemin Keleş

Sosyolog

Lisans eğitimimi Balıkesir Üniversitesi’nde tamamladım. Yeni yerler ve yeni bilgiler keşfetmeyi çok seviyorum. Filozof Immanuel Kant’ın da dediği gibi “Sapere Aude!” yani bilmeye cesaret et…

yaseminkls97@gmail.com