Uygur Bezeklikleri (Duvar Resimleri)
Türkistan coğrafyasında Bozkır-Türk kültürüyle kurulan III. büyük devlet Uygur Kağanlığı’dır. Uygur adı Çin kaynaklarında Hui-ho, Wei-ho ve Wei-wu gibi adlarla anılmıştır. Uygur sözcüğü 945’te yazılan “Eski Beş Hanedan Tarihi” adlı Çin kaynağında “Şahin gibi dolaşan, hücum eden” anlamına gelmektedir. Bunun yanında “Uy (akraba, müttefik)” ve “On Uygur” adının geçtiği de bildirilmiştir. II. Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından Uygurlar bağımsızlıklarını almışlardır (Taşağıl, 2013; 200).
Bayan Çor kağanın oğlu Bögü kağan, halkının yerleşik hayata geçerek zenginleşmesini istiyor ve Budist Çin’in etkisinde kalmak istemiyordu. Bu gibi nedenlerle Bögü Kağan Mâni rahiplerinin ikna edişiyle de Mani dinine geçti ((Barthold, 2023; 42).
832 yılından itibaren devletin başına başarısız kağanların geçmesi, Çin entrikaları, doğa şartları nedeniyle birçok hayvanın telef olması ve Kırgız baskınları gibi olaylarla Uygur Kağanlığı yıkıldı. Kansu (Sarı Uygurlar) Uygurları ve Beşbalık Uygurları (Fotoğraf 1) olarak ikiye ayrıldılar. Beşbalık Uygurları Turfan, Hami, Kaşgar, Beşbalık ve Koça gibi şehirlerde yerleşik hayata alışarak sanat, edebiyat ve ticaret alanında kendilerine yer açtılar (Taşağıl, 2013; 210).
Günümüz Uygurları (Fotoğraf 2) Çin Halk Cumhuriyeti’nde Sincan Uygur Özerk Bölgesi adıyla Pekin’e bağlı konumdadır. Ancak Uygurlar tarafından Doğu Türkistan olarak anılmaktadır. Çin’in Kuzeybatısında yer almaktadır.

9. yüzyılda Uygurlar Mâni dininin etkisiyle kayalara oyularak mağara tapınakları inşa etmişlerdir. Bu tapınakların duvarlarına fresk tekniğiyle “Bezeklik” denilen duvar resimleri yapılmıştır. Günümüz Uygurların atalarının yaptığı duvar resimleri bugün Berlin Staatliche Müzesinde sergilenmektedir (Roxburgh 2005; 57).

İlk eserimiz kırmızı, yeşil ve turuncu tonlarının kullanıldığı kadın ve erkekten oluşan çift duvar resmidir. Erkek figür solda, kadın figür sağda yer almaktadır. İkisinin de başlarının üzerinde işlemeli bir gölgelik bulunmaktadır. Bu unsur, statü ve soyluluk sembolüdür, yüksek rütbeli, soylular ya da önemli bağışçılar için kullanılmaktadır. Erkek figür uzun sakallı, bıyıklı, hafif çekik gözlü, yanlardan örülmüş uzun saçlı şeklinde betimlenmiştir. Üstünde uzun kaftanıyla ellerini göğüs hizasında birleştirildiği görülmektedir. Kadın figürü ise hafif çekik gözler, ince kaşlar, toplu saçlarla zarif bir şekilde resmedilmiştir. Üzerinde uzun ve süslemeli kaftanıyla ellerini göğüs hizasında birleştirmiştir.
Arka plan yoğun kırmızı zemin üzerine kurulmuştur. Bu renk hakimiyeti, Uygur duvar resimlerinde çok tipiktir ve parlak, canlı bir etki yaratmıştır. Üst kısımda süslemeli bir çatı gibi yapı görmekteyiz. Yan duvarda bitkisel bezemelerle süslenmiş pencereyi örten perde motiflerine benzer süsleme yer almaktadır. Bu da kadın ve erkeğin mimari bir yapı içinde olduğunu düşündürmektedir (Fotoğraf 3).

2. eserimizde sarı ve turuncu tonlarıyla yapılmış bir erkek figürü bulunmaktadır. Donuk bakışlar, yuvarlak ve dolgun yüz hatları, hafif çekik gözler, kalın kaşlar, belirgin burun ve kalın bıyıklı şeklinde betimlenmiştir. Başında kaplan başına benzer bir başlık görülmektedir. Başlıkta beyazımsı tonlarda dişler vardır. Bu başlık onun yüksek statüde biri olduğunu düşündürmektedir (Fotoğraf 4).

3. eserimizde yine sarı ve turuncu tonların kullanıldığı bir çocuk figürü yer almaktadır. Yüz ifadesi sakin, dudaklar kırmızı vurgulu, kalın kaşlı, hafif çekik gözleriyle resmedilmiştir. Tek ayak üzerinde, ellerini çenesinin biraz altında birleştirerek dua eder pozisyonda görülmektedir. Ayağında yüksek tabanlı bot, üzerinde dizlerine kadar uzun yakalı ve önü şeritlerle hareketlendirilmiş kaftan bulunmaktadır (Fotoğraf 5).

4. eserimiz kırmızı ve turuncu tonlarda genç bir kadın figürüdür. İnce yüz hatları, hafif çekik gözler, ince kaşlar, donuk bakışlar şeklinde betimlenmiştir. Başında yer alan uzun konik şeklindeki başlık dikkatimizi çekmektedir. Bu onun prenses olduğunu düşündürmektedir. Üzerinde uzun yakalı bir kaftan, kaftanın kollarının kısa olduğu ve altında kırmızı renkli başka bir giysinin olduğu görülmektedir. Ellerini çenesinin hemen altında birleştirmiş dua eder durumdadır (Fotoğraf 6).
Değerlendirme ve Sonuç
Anlatımını yaptığımız bu bezeklikler Doğu Türkistan Bin Buda ve yakınlardaki mağaralarda yer almaktadır. 9. ve 12. yüzyıllar arasında yapıldığı düşünülmektedir (Berkli, 2010; 157). Yer alan örnekler birer bağışçı resimleridir. Bu dört eser, klasik Uygur Türk sanatının (özellikle Turfan/Bezeklik bölgesindeki Budist ve Maniheizm mağara tapınak freskleri) tipik özelliklerini yansıtan duvar resimlerine aittir. Bu dönem Türklerin yerleşik hayata geçişiyle birlikte resim sanatında parlak renk kullanımı, figüratif betimleme ve statü sembolizminin ön plana çıktığı bir zirveyi temsil etmektedir.
Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil tonları baskındır. Bu Uygur fresklerinde tipik bir özelliktir; kırmızı zemin canlılık, sıcaklık ve manevi güç hissi yaratır, arka planı ve figürleri öne çıkarır. Yuvarlak-dolgun yüz hatları, hafif çekik gözler, kalın kaşlar, küçük burunlar ve dolgun dudaklar yaygındır. Erkeklerde uzun sakal, bıyık ve yanlardan örülmüş saçlar; kadınlarda toplu saçlar ve zarif ifadeler görülür. Bu fiziksel özellikler, Uygur soyunun Orta Asya kökenli tipik betimlemesidir. Uzun kaftanlar, yüksek tabanlı botlar tipiktir. Kadınlarda uzun yakalı kaftan ve kısa kollu üst giysiler, erkeklerde uzun kaftanlar görülür. Bu kıyafetler, dönemin Uygur soylu giyimini yansıtır.
Budist/Maniheist tapınaklarda bağışçı (donör) sahneleri olarak yapılmışlardır; figürler tapınağa katkı sağlayan soyluları temsil eder.
Gerçekçi ama idealize edilmiş figürler, statü sembolleri ile manevi saygı ve soyluluk vurgulanır.
Parlak, canlı renkler (özellikle kırmızı-turuncu hakimiyeti) ve mimari çerçeveler, figürleri kutsal bir mekânda göstererek dini bağlamı güçlendirir.
Fizyonomik özellikler (çekik göz, dolgun yüz, örgülü saç) Orta Asya Türk tipini yansıtır; bu Türk resim sanatının figüratif örneklerindendir.
Günümüzde Uygur Türklerine geldiğimizde ise, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuzeybatısındaki Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi (XUAR, yaygın olarak Doğu Türkistan olarak anılır) içinde varlıklarını sürdürmektedirler. Bu bölge, Çin anayasasına göre özerk statüye sahip olsa da fiili yönetim ve politikalar açısından merkezi Pekin hükümetinin sıkı kontrolü altındadır. 2017'den itibaren yoğunlaşan politikalar, uluslararası insan hakları örgütleri, Birleşmiş Milletler (BM) ve çeşitli hükümetler tarafından insanlığa karşı suçlar, kültürel soykırım veya soykırım olarak nitelendirilmektedir. Çin hükümeti ise bunları şiddetle reddetmekte, politikalarını "terörle mücadele", "aşırılıkla mücadele" ve "yoksullukla mücadele" çerçevesinde meşrulaştırmaktadır.
Uygur Türklerinin maruz kaldığı sistematik baskı ve asimilasyon politikaları, uluslararası hukukta acil müdahale gerektiren bir meseledir. Türk milleti olarak seslerine sahip çıkmak, tarihî ve ahlaki sorumluluğun gereğidir; bu diplomatik denge gözetilerek uluslararası platformlar, sivil toplum ve farkındalık çalışmalarıyla sürdürülebilir.
Kaynakça
Barthold, V. V. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2023. Berkli, Yunus, Uygur Resim Sanatının Üslup Özellikleri, At a t ü r k Ün i v e r s i t e s i Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 45, Erzurum 2010, ss. 155-166. Bozcu, M. Murat, Bezeklik Mağara Tapınaklarındaki Duvar Resimleri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Doktora Tezi, İstanbul 2009. Taşağıl, Ahmet, Kök Tengri’nin Çocukları (Avrasya Bozkırlarında İslam Öncesi Türk Tarihi), İstanbul 2013. Roxburgh, D. J. Turks A Journey Of A Thousand Years, 600 – 1600, Royal Akademi Of Arts, Londra, 2005. https://minorityrights.org/communities/uyghurs/