Türk Filmlerinde Mezar ve Ölüm Temaları
Ölüm, doğum ve evlenme gibi bireyin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Bireysel bir deneyim olmakla birlikte toplumsal boyutu da bulunduğundan tıp, din, arkeoloji, etnoloji, antropoloji, edebiyat gibi farklı disiplinlerde çeşitli yaklaşımlarla incelenmektedir. Kaçınılmaz olan ölüm gerçeği karşısında Türkler “ölüm” olayının nasıl gerçekleştiğine dair, kendilerince bir takım inanca sahip olmuşlardır. Değişik din ve kültür çevresine girmiş olan Türkler, farklı dönem ve coğrafyada çeşitli ölüm anlayışlarına sahip olmuşlardır. Ancak bunların temelini Tengricilik oluşturmaktadır (Tanyu, 1978, 9-12: Eroğlu, 2000, 1-21).
Ölüm terimi yerine kullanılan öteki kavramlara bakıldığında, ölümün bir yok olma değil, dünya değiştirme olduğu görülür. Ölüm yerine kullanılan "kaybolmak'', "yolunu kaybetmek", "kuş gibi uçtu" (Roux 1994. 213. 214: Roux 1999. 157) gibi diğer kavramlar. İki dünya arasındaki geçişi işaret etmektedir.
Eski Türkçe’de mezara “Kereksür” denilmektedir. Ancak yaygın olarak “Kurgan” sözcüğü kullanılmaktadır (Roux 1994; 230: Barthold 1987; 365). Mezar geleneği bedenin gömülmesi ilkesine bağlıdır. En eski dönemlerden beri Türklerde mezar geleneğinin varlığı bilinmektedir. Türk mezarlarının ilk örneği kazdıkları bölümün üzerine toprak ve taş yığmayla tepe şeklini almasıdır (Radloff 1991; 94 – Roux 1994 219-222).
Türklerin İslam’a geçmesiyle birlikle kurganlar türbe-kümbet yapılarına dönmüştür. İlk Türk İslam mezar tipini Karahanlılarda görmekteyiz (Yaralov 1959; 404-405). Bu mezar anıtları, Türklerin Anadolu’yu fethetmesiyle birlikte Anadolu’ya taşınmıştır (Önkal 1996; 13).
Bu çalışmamızda ölüm, ağıt ve mezar oluşumlarının Türk filmlerine yansımasını anlatacağız.
İlk ele alacağımız Film; Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliğini yaptığı 2007 yapımı, Yıldız Kenter, Lale Belkıs, Nejat Uygur, Arif Erkin, Erol Günaydın, Toron Karacaoğlu ve Tomris Oğuzalp gibi oyuncuların yer aldığı “Beyaz Melek” adlı dram ağırlıklı filmdir. Beyaz Melek, tesadüf eseri Mala Ahmet’in huzur evinin kapısına oturup diğer insanlarla tanışmasıyla olaylar gelişmektedir. Mala Ahmet ve oğulları Diyarbakır’a dönerken huzurevindeki arkadaşlarını da davet etmiştir. Diyarbakır’a yaklaştıklarında bir konaklama yerinde yemek, dinlenme ve uyumak için durmuşlardır.
1:22:40’daki sahnemizde “Beyaz Melek (Yıldız Kenter)” ve “Yorgo (Toron Karacaoğlu)” adlı karakterler kar beyazı bir alandaki banka doğru yürümektedir (Fotoğraf 1). Bir süre bu bankta oturduktan sonra Beyaz Melek ölmüştür ve ileriki sahnede Beyaz meleğin mezarını görmekteyiz. Bu mezar baş ucu taşından oluşan “toprak mezardır”. Başucu taşı, gövde, boyun ve başlık bölümünden oluşmaktadır. Mezarın etrafı taşlarla çevrelenmiştir. Bir sonraki sahnede mezarlık alanında birden fazla baş ve ayak ucu taşlarından oluşan toprak mezar yer almaktadır (Fotoğraf 2).
Bu sahnede ölümün ayrılık olmadığı kısa bir süre sonra kavuşma gerçekleşeceğini Yorga karakterinin ağzından duymaktayız.

İkinci örneğimiz Kırgızistan yapımı Aktan Arym Kubat’ın yönetmenliğini yaptığı 1998 yapımı, Beshkempir adlı dram filmidir. Film, evlatlık olan Beşgember’in çocukluğunu anlatmaktadır. Anne ve soğuk davranır yalnızca büyük annesi ona şefkatle yaklaşmaktadır. Köyde arkadaşlarıyla oynarken en yakın arkadaşıyla kavga etmiş ve arkadaşı sinirle evlatlık olduğunu söylemiştir. Bir süre sonra büyük annesinin de hastalanıp ölmesiyle babasından gerçeği öğrenmiştir.
1:02:05. dakikadaki sahnede cenaze töreninde ağıtları Kırgız kültürünü yakından görebiliriz. 1:07:16. dakikada mezarlığın girişindeki büyük mezar yapısını görmekteyiz. Buradaki mezarın ön kısmı, kenarları yarım ortadaki daha büyük ve geniş dendanlara benzer şekilde yapılmış ve mezarın etrafı çevrelenmiştir. Mezar çerçevesinin diğer kısımlarının zikzak şeklinde oyularak süsleme eklendiğini görmekteyiz Fotoğraf3 - 4).

Üçüncü örneğimiz, 1991 yapımı, Nurettin Özel’in yönettiği, Garip Bir Koleksiyoncu adlı filmdir. Filmde 22 yıllık mezar bekçisi Beşir’in hayatını anlatmaktadır. Beşir, acılarını ve mutluluklarını ölülerle paylaşarak onlarla konuşur. Ailesi ve çevresinden tamamen kopmuş olan bu mezar bekçisi, kendini adadığı ölüler dünyasında, onların resimlerinden tuhaf bir koleksiyon yaratır (Fotoğraf 5). Onu tedavi etmeye çalışan psikolog ise, zamanla kendi hayatını ve Beşir’in dünyasını sorgulamaya başlar.
Burada yer alan mezarlar, mermer malzemeli, genel itibarıyla ölülerin adı yazan bezemesiz, çerçeveli mezarlardır (Fotoğraf 6).

Değerlendirme ve Sonuç
Beyaz Melek’te ölüm, fiziksel bir kayıp olmanın ötesinde, zaman ve mekânın ötesine geçen bir yolculuk olarak ele alınır. Beyaz Melek’in ölümü, bir sona değil, ruhların bekleyişine ve yeniden kavuşma olasılığına işaret eder. Mezarlar, taşlar ve toprakla somutlaştırılsa da, bunlar yalnızca geçici duraklar; ölüm, filmde sevgiyi, hatıraları ve insan bağlarını birbirine bağlayan görünmez bir köprüye dönüşür. Ölüm, ayrılık değil, hayatın içindeki sürekliliğin, insan deneyiminde yankılanan bir sessizliğin ve yeniden birleşme umudunun simgesidir.
Beşgember filminde ölüm, sadece bir son olarak değil, aynı zamanda hayatın kaçınılmaz bir parçası ve bireyin kimliğini şekillendiren bir dönemeç olarak sunulur. Büyük annesinin ölümü ve babadan öğrenilen gerçek, Beşgember’in çocukluk dünyasında kırılmalar yaratır; kayıp, hem fiziksel hem duygusal bir boşluk yaratır. Cenaze sahneleri ve mezar yapıları aracılığıyla ölüm, yalnızca bireysel bir deneyim değil, toplumsal ve kültürel bağlamda da anlam kazanır. Ölüm, filmde hem bireyi olgunlaştıran bir sınav hem de toplumsal ritüellerle iç içe geçmiş bir gerçeklik olarak soyutlanır; hayatın kırılganlığını ve zamanın sürekli akışını hatırlatan bir motif hâline gelir.
Beşir için ölüler, kaybolmuş bir dünyanın sessiz tanıklarıdır; acı ve mutluluklarını onlarla paylaşması, ölümün yalnızlığı bir bağa ve iletişime dönüştürür. Koleksiyon yaptığı resimler, ölülerin ardında bıraktığı anıların ve yaşam izlerinin bir yansımasıdır; mezar bekçisinin dünyasında ölüm, yalnızlık değil, insan ruhunun derinliklerinde yankılanan bir varlık hâline gelir. Psikologun Beşir’in dünyasına adım atması, ölümün sınırlarını aşan bu sessiz evrenin, yaşayanlara da içsel bir farkındalık ve yeniden kavrayış sunduğunu gösterir. Ölüm, filmde bir kopuş değil, insan deneyimini ve bağlarını biçimlendiren, sürekli ve soyut bir varoluş olarak sunulur.
Üç filmde de ölüm, yalnızca fiziksel bir son olarak değil, ruhsal, duygusal ve toplumsal bir olgu olarak işlenmiştir. Beyaz Melek’te ölüm, bekleyiş ve yeniden kavuşma olasılığı ile bir köprü işlevi görür; Beşgember’de hem bireysel hem kültürel bağlamda kimliği ve hayatı şekillendiren bir dönemeçtir; Garip Bir Koleksiyoncu’da ise ölüm, insan ruhunun derinliklerinde yankılanan, sürekli ve soyut bir varoluş olarak sunulur.
Ölüm, filmlerde ayrılık değil, bağları güçlendiren bir unsur olarak görülür. İnsanlar ve ölüler arasındaki ilişki, hatıralar ve anılar üzerinden devam eder; kayıp, yalnızlığı değil, iletişim ve bağ kurma biçimlerini ortaya çıkarır.
Beşgember ve Beyaz Melek’te mezar yapıları ve cenaze ritüelleri, ölümün toplumsal ve kültürel anlamını vurgular. Ölüm, sadece bireysel bir deneyim değil, aynı zamanda toplumsal bir gerçeklik ve ritüel olarak işlev görür.
Üç filmde de ölüm, karakterlerin içsel yolculuklarını ve farkındalıklarını şekillendirir. Beşir, Beşgember ve Beyaz Melek karakterleri, kayıp ve ölüm deneyimleri sayesinde kendilerini, yaşamlarını ve insanlarla olan bağlarını daha derinden kavrarlar.
Bu üç film, ölüm temasını fiziksel bir sonun ötesinde ele alarak, insan deneyimini, ilişkileri ve toplumsal bağları anlamlandıran soyut bir motif olarak kullanır. Ölüm, ayrılık değil, süreklilik, bekleyiş ve yeniden kavuşma ihtimaliyle iç içe geçen bir varoluş olarak sunulmaktadır.
Kaynakça
Eroğlu, A. Hikmet, Kırgızistan’da Bağımsızlık Sonrası Milli İdeoloji Çerçevesinde Tengricilik, Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, 2000. Önkal, H. Anadolu Selçuklu Türbeleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1996. ROUX, Jean P. Türklerin ve Moğolların Eski Dini, (çev. Aykut Kazancıgil), işaret Yayınları, İstanbul 1994. ROUX, Jean P. Eskiçağ v e Orta Çağ’da Altay Türklerinde Ölüm, (çev. Aykut Kazancıgil), Kabalcı Yayınları, İstanbul 1999. Tanyu, H. Türklerin Dini Tarihçesi, Türk Kültür Yayını, İstanbul, 1978. Yaralov, Y. VII-XX. Yüzyıllar Orta Asya’sında Mimari Abideler, (çev. H.G. Yurdaydı), Milletlerarası Birinci Türk Sanatları Kongresi, Ankara 1959, ss.404-405.