Yine Baharlar Gelecek Mi?

Yine Baharlar Gelecek Mi?

A+ A-

 Kayıpların ardından bakakaldığımız, tahriplerimizin ve ihmallerimizin sonuçlarını uzmanlardan yüzlerce kez duyduğumuz halde yaşarken acı çektiğimiz, sigortaların değil canların peşine düştüğümüz, sıkıntılı bir sürecin içerisindeyiz. Uzun bir dönem gündemimizde kalması gereken ve dört koldan sarılarak üstesinden gelebileceğimiz iklim adaptasyon sorunlarımız. Tüm bu yaşananların bir durumdan ziyade bir sonuç olduğunu kabullenmekle başlamalıyız belki de.

 Dünyanın efendisi olduğunu sanan insan ve onun bitmek bilmeyen talepleri. Artan nüfus yoğunluğu ve azalan kaynaklar. Durmaksızın tüketmek isteği ve tatminsizlikler. Gelir dağılımının eşitsizliği ve ticari politikalar. Yarınlar yokmuşcasına tahrip ede ede kullanılan doğa ve zarar verme istikrarından asla vazgeçilmemesi. Ekosistemin alarm vermesi ve ego savaşlarının alevlenmesi. Gardrop yarışları ve artan yoksulluk oranları. Silahı ve finansı elinde tutanların biliminin geçerliliği ve evrensel bir ahlak/hak yasasının yokluğu. Refahlık seviyesinde zirve yapmış ülkelerin arkasında sömüre sömüre kurutulmuş topraklar ve aç bırakılan toplumlar. Yüzlerce milyarlık israf edilen yiyecekler ve açlıktan ölen çocuklar. Bilinçsiz su tüketimi ve kapıda bekleyen kuraklıklar. Turizm ya da iskan uğruna feda edilen habitatlar ve doğal ortamı tahrip edildiği için aç kalarak türleri son bulan hayvanlar. Kozmetik sektörünün arkasındaki hayvan hakları ihlalleri  ve yukarı kaydırmakta zorlanmadığımız linklerin sürekli artışı. Eğitim seviyesinin yükselmesine rağmen cinayet oranlarının ve psikolojik hastalıkların artması. Yükseldikçe yükselen gri binalar ve insan yoğunluğunu kaldıramayan şehirler. Çarpık kentleşme ve düzensiz göçler. Krizlerin her bireyi kapsayan bir sonuç olması ve kimsenin bu sonuçtan pay almak zahmetinde bulunmaması. Topyekün bir kayıp ve bireysel faydacılık arasında kalmış bir insanlık. Felaketler bile bizi sınırların olmayan sınırsızlığını zorlamaktan alıkoyamıyor.

 Peş peşe sıralanınca bir ağırlık çöküyor, evet ama birkaç dakikaya unutuyorsunuz..

 Herkes birilerinden şikayetçi, herkes çok üzgün, ünlem işaretleriyle dolu sosyal medya platformları, kim daha çok suçlu, kim daha sorumlu? Artık payımıza düşen sorumluluğu almanın vakti gelmedi mi? El birliğiyle hazırlanan bir sonucun tam ortasındayız. Farkında olmamız yetmiyor, somut adımlar atmak zorundayız. Yaşadığımız, ürettiğimiz, hayaller kurduğumuz, umutlar yüklediğimiz şehirlerimizi, coğrafyamızı tanıyarak, uyumlu bir şekilde imar etmeyi öğrenmek durumundayız. İlkokuldan itibaren en az hayat bilgisi dersi kadar önem vererek öğretmeliyiz. Çocuklarımıza ve kadim topraklarımıza emanet gözüyle bakıp, koruyarak, değer vererek gelecek nesillere aktarmak en temel görevlerimizden biri olmalı. Aile meclislerinde, okullarda, üniversitelerde, kıraathanelerde beraberce konuşarak, iklim değişikliğini toplumca dert edinerek, gerekli mecralara duyurarak, topraklarını ve coğrafyasını tanıyan büyüklerimize kulak vererek ve bilim ışığında sağlam adımlar atarak üstesinden gelmemiz mümkün.

 Dünyanın daha gelişmiş bir makinaya ihtiyacı yok bilinçli ve saygılı bireylere ihtiyaca var. Su yoksa sulama sistemleri işimizi göremez. Ekilecek toprak yoksa traktörlerin hiçbir kıymeti kalmaz. Mesleklerini hakkıyla icra eden, coğrafyasını ve insanını tanıyan, zihni sanayileşmemiş, ticaretten çok insana kıymet veren; mühendislere, mimarlara, öğretmenlere, akademisyenlere ihtiyacımız var. Talep ederken ve tercihlerimizi belirlerken bu kıstasları hayatımıza katarsak üretimde bu koşullara uygun şekillenecektir. Doğu Karadeniz’de yaşamış ve coğrafyasını gözlemleyebilmiş biri olarak, köylerde dere yataklarında hatta yakınlarında hiçbir hane bulunamazken şehir merkezlerinde dere eksenli bir yaşam inşa edildiğini gördüm. Buna cahil cesareti diyebilir miyiz?

 Her seferinde insanoğlunun ticari kaygıları daha ağır basıyor. Bize satın almayı, tüketmeyi, yarışmayı, kavga etmeyi, istedikleri tarafa bakmayı çok güzel öğrettiler fakat sorumluluk almayı, ince düşünmeyi, empati kurmayı, vefalı olmayı, arkadan geleni kollamayı, şefkat göstermeyi, yeri geldiğinde geri çekilmeyi, can taşıyan her canlının hakları olduğunu ve bencilce ihlal edilmemesi gerektiğini öğretmediler. Tüm bu değerlerin eksikliğini bugün canlarımızla ve tükenmiş insanlığımızla ödüyoruz. Bugün yaşadıklarımız, dünün tercihlerinin ve kıyımlarının eseridir. Fıtrata açılan her savaş kaybedilmeye mahkumdur. Kaybediyoruz, her geçen gün şaşkınlığımız da azalıyor, alışıyoruz. Bir Kızılderili’nin ders niteliğindeki şu sözlerini hepimize tesir etmesini umuyorum: ‘Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!’

  Büyük egolarımızın altında aslında aciz, kırılgan, kaygılı, sınırlı varlıklarımız var. Bir parça su veya ateş yeterli bizi durdurmaya. Kalıcı değiliz, göğün göz kamaştırıcı kuşağında bir renk olabilirsek, ne âlâ. Umut dolu yarınlar da gelecektir pekâlâ..


Kaynakça

Görsel: unsplash.com/photos/j4PaE7E2_Ws

15-08-2021
Şeyma Kılıç

Şeyma Kılıç

Halkla İlişkiler ve Tanıtım

Bir Sonbahar sabahı İstanbul’da doğdum. Kalabalık bir ailede Karadeniz ve İstanbul kültürü harmanının içinde büyüdüm. 2017’de lisansımı tamamladım.

Tüm yeryüzü ve gökyüzü arasında olup bitenlere, fotoğraflara, sosyolojiye, psikolojiye, felsefeye, sanata, insana, insanı insan yapan gayrete ve hayrete meraklıyım.

Hayat bir keşif, bense düşünceler, kavramlar ve anlamlar yüklü bu dünyayı keşfederken kendimi burada buldum..

symakilic@outlook.com