Ergenlik Trajedisi (Turning Red - Kırmızı)

Ergenlik Trajedisi (Turning Red - Kırmızı)

A+ A-

Gençliğe adım, düzensizleşen hormonlar, ders ve aile baskısı. Sanırım bu sorunlar tüm çağları aşıp gelen insanların ortak problemlerinden birkaçı. Mükemmel olmamızı bekleyen çarpık dünyada, hayatta kalmaya çalışan embriyoların, akıl almaz stresi. Önümüzdeki manzaraya karşı ‘Ulan İstanbul sen mi büyüksün ben mi?’ diye haykırırken gitgide küçülen özgüvenimiz ve çat kapı gelen salya sümük bir ağlama isteği. Disney Pixar, yeni filmi ‘Turning Red’ ile tam da bu konuları ele almış. Öncelikle söylemem lazım ki bu filmi içinde bulunduğumuz ay içerisinde tam iki kez izledim, o kadar eğlenceli ve sizden ki biter bitmez tekrar izlemek istiyorsunuz.

Son dönemlerde Pixar’ın ya da belki Disney’in, genel olarak, aile temasına yoğunlaşması rastlantı değil, onlarda bizler kadara asıl problemlerin aileden kaynaklandığının pekâlâ farkındalar. Çocuk kitleye hitap ettiklerinden dolayı gerekli farkındalığı onlara kazandırmaya çalışıyorlar ki yeni bir nesil daha çöp kutusunun derinliklerini boylamasın.

13 yaşını yaşayan Mei’nin kendini tanıma ve kabuğundan çıkma macerasını anlatan bu film, hepimizin çocukluğuna ve şimdiki zamanına dokunuyor. Annesinin minik, mükemmel kızı olmaktan aslında ne kadar uzak olduğunu ve kendisi olduğunda ne kadar özgür olduğunu fark edişini izliyoruz her karede. Hormonsal aşkların utanç verici gerçekliği, dostluğun huzur verici sıcaklığı ve ailenin katı, korkutucu duruşu. 13 yaşındaysanız aileniz size artık o kadar da huzurlu gelmemeye başlıyor, değiştiklerini sezinliyor ve size engel olmaya başladıklarını düşünmeye başlıyorsunuz. ‘Ailem beni anlamıyor’ veya ‘Bugün annemle/ babamla yine kavga ettik.’ gibi cümleler kurmaya başlıyorsunuz bu evrede. Artık toz pembe dünyanızdan çıkmaya ve birey olmak için gereken ilk adımları atmaya başlıyorsunuz, yani en azından çabalıyorsunuz. Anne kuş sizi hala yuvada gözünün önünde istiyor, siz ise kendi solucanınızı uçarak kendiniz arayıp bulmak…

Filmde özellikle dikkatimi çeken başka şeyler de vardı. Yani ana temayı saymaz isek. Lgbt+ bireyler filmin içine çok güzel serpiştirilmişti. Aynı şekilde farklı kültürden insanlar ve onların farkı tarzlardaki giyinişleri de öyle. Regl teması filme öyle iyi oturtturulmuştu ki izlerken kadın bireylerin gülmemesi imkânsız gerçekten. Diyabet bantlarından, bir dönemin tutkusu Alacakaranlık serisine kadar her şeye gönderme yapılmıştı. Hatta Disney kendi prenseslerinden Mulan’a da göndermede bulunuyordu bir satranç sahnesi ile. Belki de gözde, asi ve bir o kadar da ikonlaşmış Çinli prensesini yeni yetme bir Çinli kızda tekrar yaşatmak istemişti. Yeni jenerasyonu da kucakladığını bilelim diye. Böyle küçük detaylar benim gibi kurgu tutkunu ve Disney aşığı izleyenler için tarif edilemez bir zevk unsuru oluyor hiç şüphesiz.

Son dönemin parlayan pop kültürüne de değinmeden edemeyeceğim. Filmde ‘4town’ diye bir gurup var ki ana karakterimiz Mei ve arkadaşları bu gruba bayılıyor.  2012 yılı PSY, Gangnam style ile dünyaya yayılan Hallyu kültürünün bir yansıması bu. Hatta grubun içerisinde Koreli bir üye bile var.

Sonuç olarak film 2000’ li yılların başından şimdiye kadar gelip geçen tüm popülariteyi kullanmış ve bunu bir eğlence unsuru haline getirmiş. Filmde sevmediğim ya da içime sinmeyen, şurası da şöyle olsaydı, dediğim en ufak bir yer bile yoktu. Umarım bu mükemmel animasyona bir şans vermeyi ihmal etmezsiniz.

- Şevval Dumanlı-

Trailer

 

09-05-2022
Şevval Dumanlı

Şevval Dumanlı

Animasyon - Anime

Selam, ben Şevval. İçinde 91 ama yaşadığı yıl sayısınca 20 yaşında olan bir gencim.  Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Uluslararası ilişkiler bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim.  Genellikle çevredekilerin absürt veya farklı bulduğu bence çok eğlenceli olan ilgi alanlarım var. Yazılarımla az da olsa iç dünyamı yansıtabilmeyi umuyorum. Dil öğrenimine ve sanata, daha doğrusu çizgi film dünyasına çok yoğun bir ilgim ve tutkum var. Bu nedenle daha çok bu konularda gelişmek için çabalıyor, yapabilirsem de uzmanlaşmak istiyorum. Dünyam bazen renkli bazen ise mezarlıklar kadar kasvetli olsa da hiç şüphesiz bir derinliği olduğuna inanıyorum. Sadece öğrenebildiğim yere kadar öğrendiğim ve veda ederken bunu da yapamadım ya diye bir pişmanlığımın olmayacağı bir hayat yaşamak istiyorum. Çok büyük beklentiler içerisinde olmadan yaşadığımız andan biraz keyif alalım diyorum.

dumanlisevval@gmail.com