Toplumsal Çürüme Ve Kayıtsızlık
Güvenin bittiği yerde kuralsızlık normalleşir. Sosyal çürümenin en basit tanımı budur aslında. Bir toplumun bireyleri olarak birbirimize ve bizi yöneten kurumlara olan inancımızı yitirdiğimiz zaman; ortak normlar ve beklentiler ortadan kalkar. Bu koşullar altında herkes kendi kuralını koymaya başlar. Sen bir kuralı çiğnersin, yanındaki de sana uyum sağlamak zorunda kalır. Böylece ortak düzen fikri herkesin kendi kuralını koyduğu kaotik bir alana dönüşür. Bu sürecin en acı sonucu ise kayıtsızlıktır. Güvenin yitirildiği ve toplumsal sözleşmenin çözüldüğü bir ortamda en mantıklı hareket geri çekilmek olarak görülür. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.’ felsefesiyle etrafımızdaki haksızlıkları ve düzensizlikleri görmezden gelmek, çürümeye yaptığımız en büyük katkıdır. Çünkü adaletsizliğe göz yumup sessiz kaldığımız her an o adaletsizlik bulunduğu yerden güçlenerek çıkar ve bir sonraki sefer doğrudan bizim kapımıza gelir.
Sosyal çürüme; küçük vazgeçişlerimizin , kolaya kaçışımızın ve sessiz kalışlarımızın bir sonucudur. Bu paslanmayı durdurmak için büyük konuşmalara değil, her günkü küçük dürüstlüklerimize, bir başkasına uzattığımız omuzlarımıza ve en önemlisi ‘toplum bizim ortak evimizdir.’ sorumluluğunu yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Bu çözülmeyi durdurmanın tek yolu toplumsal bağları onarmaktan geçer. Bu onarım süreci öncelikle görmezden gelmeyi bırakıp küçük bir kuralı bile savunarak başlar. Çünkü en küçük etik taviz bile domino etkisi yaratır ve büyük bir çözülmeye yol açar. Aksi takdirde içinde yaşadığımız bu ortak ev olan toplum, temelleri sarsıldığı için yavaş yavaş üzerimize çökecektir ve o zaman kaybolan düzeni ve güveni yeniden tesis etmek imkansız hale gelecektir.
Kaynakça
Görsel : pexels.com