Murphy Kanunları: Bir Akıl Yanılgısı Mı, Gerçeklik Mi?
Yüzyıllardır değişmeyen bir şey var ki bardaklarımız her zaman ya yarı doludur ya da yarı boştur. Pozitif olanı yani dolu tarafı tercih etmek, hayata karşı daha iyimser bir duruş sergilememizi sağlar. Ancak bu iyimserlik, var olan eksikliklerin de bilincinde olmakla dengelenmelidir. Çünkü Murphy Kanunları’nın bize fısıldadığı gibi ters gidebilecek her şey ters gider. Bardak ne kadar dolu olursa olsun, Murphy Kanunları bize her zaman en kötü senaryonun da olabileceğini hatırlatır. Peki nedir bu Murphy Kanunları ve hayatımızdaki yeri nedir?
Murphy Kanunları, yaşamın kendisinden damıtılmış gözlemlerdir. Planlanan durumlar ile ortaya çıkan aksilikler arasındaki ironik ilişkiyi ele alır. Bu kanunları okurken yüzünüzde bir tebessüm oluşması muhtemeldir. Eğer hayatın karmaşası içinde de sizi gülümsetmeyi başarıyorlarsa asıl amaçlarına ulaşmış sayılırlar.
Murphy yasalarına tecrübeyle sabitlediğim yasaları eklediğimde; en hızlı ilerlediğini düşündüğünüz sıraya girersiniz ama tam o anda sizin sıranız yavaşlamaya başlar, diğer sıralar hızlanır. Evet, daima böyle olur. Aradığınız bir şey, ancak onu aramaktan vazgeçtiğinizde ortaya çıkar. Bu hiç şaşmaz. Acil bir yere yetişmeniz gerektiğinde normalde akıcı olan yol bile trafik sıkışıklığına dönüşür. Bu kesinlikle böyledir. Bir mağazaya belirli bir ürün almak için gidersiniz ve tam da o ürünün stokta olmadığını öğrenirsiniz. Bugüne kadar şaşmadı. Çamaşır yıkarsınız ve her zaman tek bir çorap kaybolur, eşini bulamazsınız. Bu da en sevdiğim.
Peki gerçekten her şeyin ters gitmeye meyilli olduğu evrensel bir kural mı var? Yoksa bu durum, insan zihninin algı yanılgılarından mı kaynaklanıyor? Murphy Kanunları’nın temelindeki “Her şeyin ters gitme eğilimi” düşüncesi, evrenin katı bir kuralı olmaktan ziyade çoğunlukla insan zihninin algı yanılgılarından kaynaklanan bir durumdur. Özellikle olumsuz deneyimleri daha güçlü bir şekilde hatırlama eğilimimiz, bu kanunların sürekli işlediği hissiyatını yaratır. Olumlu sonuçları genellikle sıradan kabul edip çabucak unuturken olumsuzlukları anında fark eder ve belleğimize kazırız. Basit bir örnekle açıklarsak; elinizden düşen reçelli ekmeğin reçelli tarafı yere düştüğünde hemen sinirlenir, bu olayı Murphy Kanunları’nın başka bir ispatı olarak aklınıza yazarsınız. Bu durum, beynimizin olumsuz deneyimlere ne kadar çabuk odaklandığını gösteren klasik bir örnektir.
Sonuç olarak hayatımızda ters giden durumlarla karşılaşmamız kaçınılmazdır ve Murphy Kanunları bu gözlemleri mizahi bir dille ifade eder. Ancak bu “kanunların” aslında çoğunlukla kendi bilişsel eğilimlerimizden kaynaklandığını bilmek, olaylara bakış açımızı değiştirebilir. Bardağın dolu tarafını görme iyimserliğini korurken, zihnimizin olumsuzlukları abartma ve daha çok hatırlama eğiliminin farkında olmak, hayatın getirdiği zorluklarla daha dengeli ve bilinçli bir şekilde başa çıkmamızı sağlar.
Kaynakça
Görsel: pexels.com