Aynı Senaryo Aynı Sonuç
Birçok insan, hayatından şikayet eder ama onu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Bunun sebebi cesaretsizlikten ziyade, mevcut mutsuzluğun tanıdık olmasıdır. Bilmediğimiz bir huzur yerine, ezberlediğimiz bir huzursuzluğu tercih ederiz. Çünkü o mutsuzluğun sınırlarını biliyoruzdur; bize ne zaman saldıracağını, canımızı ne kadar yakacağını ezberlemişizdir. Bu alışılmışlık hissi, bizi harekete geçmekten alıkoyan en büyük uyuşturucudur.
Gelişimden bahsederken hep konfor alanı dışına çıkmaktan söz edilir ama o alanın aslında ne kadar konforsuz olduğu genellikle atlanır. Sıkıldığınız bir iş, enerjinizi sömüren bir ilişki veya sizi aşağı çeken bir çevre aslında konforlu değildir. Sadece güvenli hissettirir. Güvenli olması iyi olduğu anlaına gelmez, sadece sürpriz barındırmadığı anlamına gelir. Biz de belirsizlikten o kadar korkarız ki, bizi yavaş yavaş tüketen bir kesinliğe razı oluruz.
Değişimi sadece büyük ve radikal kararlar sanıyoruz. Oysa asıl mesele, o tanıdık ama çürümüş döngüyü kırma cesaretidir. Her gün aynı şikayetleri edip aynı tepkileri veriyorsak aslında bir hayat yaşamıyoruz, sadece bir senaryoyu tekrar ediyoruz demektir. Belirsizlik riskli görünebilir ama statik kalmak, yani olduğun yerde saymak kesin bir kayıptır. Risk aldığınızda kazanma ihtimaliniz vardır, yerinizde saydığınızda ise tek kesinlik hiçbir şeyin değişmeyeceğidir.
Sonuçta hayat, biz kendimizi en hazır ve en güvende hissettiğimiz anlarda başlamıyor. Aksine, o ezbere bildiğimiz mutsuzluğun dışına ilk adımı attığımızda ve biraz’kontrolü kaybettiğimizde’ gerçek anlamda yaşamaya başlıyoruz. Kendi güvenli alanınızın duvarlarını siz örmüş olabilirsiniz ama o duvarların sizi koruduğunu mu yoksa hapsettiğini mi iyi analiz etmeniz gerekiyor.
Kaynakça
Görsel : pexels.com