Göl

Göl

A+ A-

Gölün yakınlarına çadır kurmuşlardı. Dört tane personel çadırı ve onların doğusunda büyükçe bir çadır daha kuruluydu. Dört küçük çadır personelin uyuması dinlenmesi içindi. Bu küçük çadırların birinde altı personel rahatlıkla barınabilirdi. Büyük çadırdaysa otuz kırk kişi aynı anda oturarak masaları başında görev yapabilirdi. Ekip, o kadar kalabalık değildi; on bir kişiden oluşuyordu.

Asuman Hanım ‘Bir de bakmışsınız ki ekibi kurmuşum. Çağırırım hepinizi. Paraya bakar’ derdi hep ve dediğini yapmıştı. Üniversiteden para bulmuştu ve gölü incelemek için ekibini toplamıştı. Ekibi üniversitedeki asistanlarından, doçentinden başka, Nevin Hanımla asistanından oluşuyordu. Aslında Nevin Hanım farklı bir bölümün hocasıydı. Jeolojinin değil de biyolojinin hocasıydı ama geçen sene de onlar ödenek bulmuşlar ve Asuman Hanım’la bir asistanını çalışmalarına dahil etmişlerdi. Şimdi ödenek bulunmuşken çağırılmamaları ayıp olurdu.

İlk gün büyük çadırda toplandılar ve Asuman Hanım zaten gür çıkan sesini daha da duyulur kılmak için olacak bağırarak konuşuyordu. Aslında on bir kişiydiler, çadırdaydılar ama akademisyenlere özgü sesim yetmeyecek korkusundan muzdaripti Asuman Hanım. Bağırarak dedi ki: ‘Buraya toplandık çünkü önemli bir çalışmanın eşiğindeyiz. Saha çalışması biz akademisyenler için ne kadar önemlidir biliyorsunuz. Olmazsa olmaz, demek isterdim ama ülkemizin ekonomik koşulları nedeniyle akademik çalışma, olsa iyi olur, faslındayız. Fasıl dedim de Nevin müzik işi sendeydi. Hallettin mi?’

Nevin Hanım biraz rahatsızlık duymuştu herkesin içinde kendisine müzik işinin sorulmasına. Gülümseyerek başını salladı. ‘Ne getirdin?’ diye bağırdı Asuman Hanım. Nevin Hanım daha çok rahatsızlık duydu. ‘Müzik işi tamam Asuman Hanım’ dedi.

Ekibin tamamı kadınlardan oluşuyordu. Çadırlarını kurmuşlar, iş planını yapmışlardı ama henüz göle robot indirememişlerdi. Göle indirecekleri robotu kullanacak uzman İstanbul’ dan gelecekti ve gecikmişti. Uzmanı bekledikleri iki gün boyunca çok eğlendiler. Kısır yaptılar çaylı kurabiyeli oturma tertiplediler. Çok güldüler. Rektörlük toplantılarından tanıdıkları hocaların taklitlerini yaptılar. Güzel sesli asistanlar şarkılar söyledi. Nevin hanımın getirdiği müziği yavan bulduklarından kendileri çalıp kendileri söyleyip kız kıza oyunlar oynadılar. Gece yıldızlara baktılar. Konya ovasının dümdüz gördüğü gökyüzü dalgalı denizler gibi hırçındı. Katmer katmer geliyordu insanın üzerine yıldızların aksi.

Bekledikleri uzman geldiğinde çok şaşırdılar. On sekiz yaşında güzel bir delikanlıydı uzman. On bir kadından oluşan ekibin on ikinci üyesi erkekti. Çocuk denecek yaştaydı. Onu getiren araç henüz uzaklaşmadan işe koyuldu genç uzman. Robotu ve kumandayı kontrol etti. Bir sorun vardı. Kumanda cihazı sualtı için değildi. Çözebilir miydi, bu sorunu? Elinden geleni yapacaktı. Evet; uzmandı ama bu robot denizaltıyı ilk kez kullanacaktı. Kişisel bilgisayarını getirmişti ama prensip olarak müşteriler için yakaladığı görüntüleri kendi bilgisayarına kaydetmek istemiyordu. Yüksek meziyetli bir bilgisayara ihtiyacı vardı. Asuman Hanım çok etkilendi genç uzmanın ahlak prensiplerinden. Kendi bilgisayarını verdi uzmana.

Delikanlı, kampa geldiği günün gecesi robot denizaltıyı göle indirmişti. Genç uzman görüntüleri kaydederken ekibin diğer üyeleri gölün yüzeyine vuran ışığı izlediler bir süre. Sonra sıkılıp açık havada yaşamanın zorluklarından konuştular uzun uzun. Sivrisineklerden, sıcaktan, gecenin kasvetinden, kırsalda yaşayanların kırsalın değerini bilip bilmediğinden konuştular. Uzmanın utana sıkıla kahve istemesi bir canlılık getirdi gecelerine. Türk kahvesi yaptılar. Uzman hazır kahve istemiş meğer. Ona istediği kahveden hazırlayıp kendileri Türk kahvelerini içtiler. Bir ara fal da baktılar. Hepsi mutluydu.

Uzmanın gelişinin ikinci günüydü. Genç delikanlı Asuman Hanım’ın yanına gitti ve tam olarak ne aradıklarını sordu. Gölün tamamını taraması iki haftasını alabilirdi ama ne aradığını bilirse bu süre kısalabilirdi. Asuman Hanım gülümsedi. Araştırma ödeneği isterken üniversite kuruluna sunduğu yazıyı hatırladı. Bu göl yörede dipsiz göl olarak biliniyordu. Konya ovasındaki gölün Akdeniz’le irtibatı olabileceğine dair söylentiler vardı. Suyunun bu yüzden tuzlu olduğunu düşünüyordu yöre halkı. 1947 de askeri bir araç göle düşmüştü ve bu aracı bir daha gören olmamıştı. Dalgıçlar güvenli derinliğe inmişler ama askeri aracı bulamamışlardı. Eğer göl altında tuz yatağı bulabilirlerse ya da askeri araçtan kalıntılara rastlarlarsa çalışma amacına ulaşmış olacaktı. Bir üniversite için fantastik bir araştırma olduğunu kabul edebilirdi ama Asuman Hanım emindi ki gerçekler herkesin önceliği olmalıydı. Onu anlayabiliyor muydu? Evet, genç uzman onu anlıyordu.

Uzmanın aralarına katılışının üçüncü ve dördüncü günü de oldukça eğlenceliydi. Asistanlar, üçüncü gün, uzmanın nasıl çalıştığını merak edip büyük çadıra gelmişler bir daha da ayrılamamışlardı delikanlının yanından. Delikanlı, iki eliyle tuttuğu kumandayla robotu kontrol ediyor gölün kıyılarını gittikçe artan derinliklerde tarıyordu. Uçan bir cismi komuta etmekten daha zordu bu iş. Robot denizaltının zarar görmemesine ama aynı zamanda da doğru yerde durup görüntü almasına çalışıyordu delikanlı. Asistanlar başta robot kamerasından gelen kaydedilmiş görüntüleri izledilerse de sonra sıkıldılar ve delikanlıyla ilgilenmeye başladılar. Sevgilisi var mıydı? Henüz erken değil miydi? Değildi. Erken olmayabilirdi ama yoktu sevgilisi. Bir gün sevgilisi olursa ona asla yalan söylememeliydi. Kadınlar hissederdi yalanı. Öyle mi? Tabii ki öyleydi. Aşk acısı çekmiş bir asistan erkeklerin hepsinin de (toplasan bile) beş para etmeyeceğini söyledi. O sırada çadıra giren Nevin Hanım da onayladı asistanı. Sonra şarkı söylediler, gülünç anılarını anlattılar. Korku öyküleri anlatacaklardı birkaç kişi itiraz etti. Sonra anlattılar bildikleri korku öykülerinden. Korktular kendi anlattıklarından ve hepsi büyük çadırda uyudu. Delikanlı sabaha kadar gölün kıyılarını taradı. Yirmi metrelik derinlik de sorunsuz geçilmişti.

Ne olduysa elli ikinci metrede oldu. Uzmanın göl altını taramaya başlayışının beşinci günüydü. Delikanlı Asuman Hanım’a seslenmiş, çadıra çağırmıştı. Asuman Hanım, delikanlının gösterdiği objeye dikkatle bakmış, bu objenin doğal oluşum olabileceğini söylemişti. Delikanlı objeye yaklaştıkça bunun bir teker olduğu ortaya çıktı. Ama bu bir kamyon tekeri değildi. Bütün ekip toplanmıştı bilgisayar ekranı karşısına. Kamera daha fazla yaklaşamaz mıydı? Bu mümkün değildi. Ama farklı açılar yakalamak mümkündü. Doçent çığlık attı. Savaş arabası mıydı bu? Evet olabilirdi. Kameranın açıları değiştikçe bir savaş arabası bulduklarını anladılar. İki belki üç binyıllık savaş arabası bulmuşlardı. Buldukları belki daha da eskiydi. Altın, dedi uzman. Öyle mi? Tabii bakın bu renk, sadece altından yapılan cisimlerde görülür. Bana çok define arattılar, altını tanırım. O zaman gölde altından bir savaş arabası vardı, öyle mi? Acele etmeleri yanlıştı. Bir karara varmadan önce iyice düşünmelilerdi. Ekran görüntülerini sakin kafayla değerlendirmeleri daha doğru olurdu. Ne zaman? Yarın. Ama herkes ağzını kapatmalıydı. Kimseye yazmayacaklar telefonda söylemeyeceklerdi. Sen de delikanlı. Tabii anlıyordu. Ona güvenebilirlerdi.

Bir sonraki günün akşamı Asuman Hanım, delikanlıdan altın savaş arabalı kayıtların silinmesini rica etti. Uzman delikanlı bu görüntüleri sildi.

O günden sonra ekip üyeleri pek eğlenmediler. Hepsi de düşünceli, dalgın ve sinirliydi. Büyük çadıra da pek uğramadılar artık. Delikanlı anlıyordu onları. Yaşamları boyunca karşılarına çıkmış en büyük sırrı Asuman Hanım’ ın ve Nevin Hanım’ ın kararıyla unutmak zorundalardı ve bu mümkün değildi.

Yüz kırk birinci metreye gelindiğinde delikanlı yeniden çağırdı Asuman Hanım’ ı. Nevin Hanım’ la birlikte geldi ekibin lideri. Çadırdaki olağanüstü durumu merak edenler de girmek istediler çadıra ama Asuman Hanım kovdu onları. Göl sonlanıyordu bu metrelerde. Ters çevrilmiş bir külah gibi dibinde daralmıştı göl. Ama bir tuhaflık vardı. Gölün dibinde dişe benzeyen sivri oluşumlar vardı. Diş mi? Evet diş. Ölçümleri neydi? Dört metre boyunda koni şeklinde dişler bir ağız anatomisine uygun şekilde sıralanmışlar ve en derin yerinden sanki gölün tamamını yutmaya çalışırken donup kalmışlardı.

 

 


Kaynakça

Kullanılan görsel KUTLU AKALIN

29-09-2021
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com