Fransızca Herkesi Eşit Kılar

Fransızca Herkesi Eşit Kılar

A+ A-

Sandığın kadar zor değil yaşam. Her insanın bunaldığı, zorlandığı anlar olur yaşamında ama aynı insanların çok mutlu oldukları, iyi hissettikleri anları da olur. Eğer iyi anlara sahip çıkar sevmediğimiz anları unutursak aptal olduğumuzu düşünür herkes. Aksini yapar da kötü anlarımıza sahiplenip iyi anları silersek belleğimizden ruh hastalıkları uzmanlarıyla görüştürürler bizi. Yalnız senin başına gelen bir şanssızlık sanma ben de gittim birkaç defa ruh hastalıkları uzmanına. Beni yatırmadılar. Sen daha çok önemsemişsin demek ki mutsuz anılarını.

Belki unutmuş olabilirsin; biz seviştik vaktiyle. Bana böyle uzak bakışından anlıyorum beni de silmişsin belleğinden. Belki sana seni anlatmam işe yarayabilir diye düşündüm.

Ne zaman ‘Ne kadar güzelsin’ desem ‘İnsanın kaderi güzel olsun’ derdin hep. Kendini kadersiz bulduğunu anlardım ama hiç anlatmadın başından geçenleri. Ben duyardım. Aynur anlatırdı daha çok. Sana hiç sormadım bunlar gerçek mi diye.

Bedenin harikuladeydi. Birlikte olduğumuz geceler bedenini izlemekten uyku uyuyamazdım. Bir insanın bu kadar güzel olabilmesine şaşırırdım.

Bazen kitaplarımı karıştırırdın. ‘Bunlar İngilizce’ derdin. İngilizceydiler doğru. ‘Niçin İngilizcesini okuyorsun? Daha mı ucuz?’ derdin. Gülerdim. Gülerdik.

Kafan hep karışıktı. Sevişirken bile, kafan karışıktı. Bir defa yalnızca bir defa kafan karışık değilken gördüm seni. Gerçek seni gördüm. Kahkahalarla gülüyordun. Gözlerin o an yansıttı ruhunu. Hesapsız, kedersiz, gerçek sen, gözlerinden parlayıverdi. Kusursuz bedenin kadar kusursuzdu ruhun. Kısacık bir anda tanımıştım onu.

Geç karşılaşmalıydım senle. Ellili yaşlarımda, belki kırklı yaşlarımda karşılaşmalıydım. Senin değerini ancak o yaşlarımda anlayabilirdim. Hayatıma yeterince kadın girdikten sonra yeterince insan tanıdıktan sonra kavrayabilirdim eşsiz güzelliğini. Hayır, sen yalnızca güzel değildin; eşsizdin. Her şeyinle eşsizdin.

Benden para istemiştin. Sadece bir defa para istedin. Sen hiç söylemedin ama ben baban için istediğini biliyordum o parayı. Baban mahkûmdu. Aynur söylemişti. Annen de yoktu. Aynur, annenin hayatta olmamasının ve babanın mahkûm olmasının aynı olay sonucu olduğunu söylemişti. Nasıl yani, demiştim. Daha fazlasını söyleyemeyeceğini merak ediyorsam sana sormamın gerekeceğini söylemişti. Ben sana geçmişinle ilgili hiçbir şey sormadım. Çünkü sen öyle istemiştin. ‘Seninle birliktelik yaşarım ama ne ben senin geçmişini sorgularım ne de sen benimkini’ demiştin.

İlçeye panayır kurulduğunda el ele gezmiştik. ‘Evde kaldın. Artık kimse almaz seni’ demiştim. Kadının alınıp satılan bir meta olarak gösterildiği bu söylemi protesto etmiştin. Seni susturmak için öpmek zorunda kalmıştım. İlçeden korkmuyorduk. Adımızın çıkmasından korkmuyorduk. Eğer evlenseydik mutlu sona yürüyebilirdi hikayemiz. Her şeye rağmen evlenmeliydim senle. Bunu yapmalıydım.

İlçede sinema yoktu. İle giderdik film izlemek için. Film alt yazılıysa öpüşmezdin benimle. ‘Yazıları kaçırıyorum’ derdin. Sanırdın ki ben İngilizce bildiğim için bütün şarkıları, bütün filmleri anadilimdeki şarkılar, filmler kadar iyi anlarım. Ben de altyazılardan takip ederdim filmleri ama seni öpmek daha heyecan verici olurdu filmin diyaloglarını izlemekten. Sinema için ile gittiğimizde bir matineye zor yetişmiştik. Film Fransızcaymış. O gün seni öpmeye çalışmamışım. Filmden çıkarken; ‘Evet bayım gördüğün gibi Fransızca herkesi eşit kılar’ demiştin.

Spordan konuşmayı, siyasetten konuşmayı fuzuli bulurdun. Bahis oynanabilen hiçbir sonucun legal olamayacağını söylerdin. Balinalara üzülürdün. Birbirlerini bulamamaları halinde ne kadar büyük yalnızlık çekeceklerini kanıtlamak için heyecanlı heyacanlı romantik balina hikâyeleri kurardın. (sevgilisini avladıkları için bir gemiyi batıran balinanın hikayesine güldüğüm için bir hafta küsmüştün) Papatyalara hayrandın. Esansının milyonlarca karıncayı öldürerek elde edildiğini bildiğin için parfüm kullanmazdın. Kendi kokun o kadar güzeldi ki parfüme hiç ihtiyacın olmazdı zaten.

Yemek yapmak benim işimdi bulaşık senin. Öyle anlaşmıştık. Anlaşma anlaşmaydı. Yemek yapmayı sevmiyordun. Zaten yemek yemeyi de pek sevmiyordun. Aklın hep tatlıdaydı. ‘Eğer bir gün beni kırarsan sakın çiçek alma’ demiştin ‘şöbiyet al. Baklava da olur’

Seni kırmamak mümkün değildi. Kitaplara inanıyordun. Öğretmenlere inanıyordun. Yasalara inanıyordun. Ülkene, diline, dinine inanıyordun. Anne babanı yalan söylerken görmemiştin. Öğretmenlerini ek ders hesabı yaparken görmemiştin hiç. Yasalar yargılamamıştı seni hiç. Yurtdışına çıkmamıştın hiç. Yatılı dini okullarda küçük çocukların neler yaşadığını bilmiyordun.

Dairemizden çok ses geldiğini söyleyen ev sahibine demiştin ki ‘keşke sizin sesleriniz de bize gelse’. Adam şaşırmıştı. Ben de şaşırmıştım. Adam gidince çok gülmüştük. Bu güzel ülkenin iki güzel dalıydık. Seviştiğimiz için sevinmeliydi herkes. Ya balina olsaydık. Koca okyanuslarda birbirimizi aramakla tüketseydik ömürlerimizi. Ve yalnız ölseydik.

‘Genç adamsın’ demişti daire müdürü ‘daha karşına ne kadınlar çıkar’ babamın arkadaşıydı. Beni babamın emaneti olarak görüyordu. Seni bir daha görmemem gerektiğine beni inandırmaya çalışıyordu. Sen gözaltına alınmıştın. Para vermiştin bir adama. Adam illegal bir örgüte üyeydi. Nerden tanıyordun adamı? Aynı yurtta büyümüştünüz. Çocuk esirgeme yurdundan tanışıyordunuz. Benden parayı baban için istememiştin, demek. Seni çok seviyordum. Ama korkuyordum. Ben polisten korkarım. Mahkemelerden korkarım. İşsiz kalmaktan korkarım. Seni çok seviyordum. Hala seviyorum.

Doktorun düzeleceğine inanıyor. İlaç dozlarını düşürmeye başlamışlar. Beni tanımamanı ilaç dozlarının yüksekliğine bağlıyor doktor. Saçların kısa kesilmiş. Ellerin titriyor. Sana getirdiğim şöbiyet kutusunu açarken fark ettim ellerinin titrediğini. Seni gözaltına aldıklarında görebilseydim, son bir kez sarılabilseydim, kokunu içime çekebilseydim belki hatırlardın beni. Ben korktum. Kaçtım ilçeden. Okyanuslarda kaybolan balinalar gibi başka acılarla geçti ömrümüz. Seni bulabilirdim. Daha önce de bulabilirdim. Takip edebilirdim. Para gönderebilirdim. Yapmadım. Korktum.

Bir Fransız filmi izlerken geldin aklıma. ‘Neden korkuyorum ki?’ dedim kendi kendime. Bu yaşıma geldim. Yasalara saygılı iyi bir vatandaş iyi bir memur olarak yaşadıktan sonra anladım değerini. Eşini bulamayan balinaların acısını yeni anladım. Öyle geldim yanına.

  

  

 

15-06-2022
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com