Beş Saat Süren Üç Saatlik Yolun Hikayesi

Beş Saat Süren Üç Saatlik Yolun Hikayesi

A+ A-

Otobüs  rötar rekorları kırarak gelmişti sonunda. Ek sefer olduğundan kaynaklı olsa gerek ki gelen otobüs çift katlıydı, hâlbuki uzun zamandır çift katlı otobüs yollarda görülmemişti. Bir süre önce kaldırıldıkları hakkında söylentiler vardı. Sanki bu otobüsler garajlarda bekletiliyordu da böyle acil durumlarda ortaya çıkarılıyormuş gibi bir halleri vardı. Terminal çok kalabalıktı, neredeyse herkes kaos içerisinde bineceği otobüsün gelmesini bekliyordu. Bu esnada kalabalıktan yararlanmak isteyen bir esnaf bardak mısır tezgâhını çoktan kurmuştu. Olur ya, yolculuğa çıkmadan önce bardak mısır yemek isteyen çıkabilirdi ama kalabalık o kadar gergindi ki herkes bir an önce otobüse binip gideceği yere hızla yol almak istiyordu, bardak mısır bu öfkeli ve yorgun kitle için sadece kokudan ibaretti. Mısırın kokusunu alan yemiş kadar oluyordu fakat bu hissi yaşadıkları bile şüpheliydi.  Hava koşullarından da biraz bahsetmem gerekli. Aslında öyle çok karmaşık bir hali yoktu havanın. Yağmur yağıyordu bir tutarsızlık içinde, ne tam ıslatıyordu ne de kuru kalmanı sağlıyordu. Günün karmaşasına yakışır bir tavrı vardı.

Otobüse binmeye gelmişti sıra. Oturacağım koltuk üst kattaymış o yüzden üst kata çıktım ve 22 numaralı koltuğuma oturdum. Yan koltukta yani cam kenarında kimse yoktu. Bu güzel bir şey, kim ister ki yanında tanımadığı biriyle yolculuk yapmayı? Bir süre sonra cam kenarının sahibi geldi; Genç 20 küsur yaşlarında ve konuşmasından, hareketlerinden kısacası her halinden üniversite öğrencisi olduğu belliydi. O kadar belliydi ki özel üniversite reklamlarında enerjik ergen rolü düşünmeden verilebilirdi. Yersiz bir heyecanı ve mutluluğu vardı. Oturduktan hemen sonra telefonla görüşmeye başladı. Devamlı yavşakça gülüyordu ben de o esnada içimden “hay ağzının yayı fırlasın!” diyordum. Yavşakça gülüş her geçen dakika etkisini arttırıyordu. Bu kadar komik olanın ne olduğunu açıkçası çok merak etmiştim, madem bu kadar komik bundan yaşayan herkesin faydalanması gerekmez miydi? Şu bataklıktaki dünyanın mutsuz insanları neden nasiplenmesin bu komiklikten?

 

Artık yolculuk başlamıştı. Bir süre sonra çantasından bir kitap çıkardı ve okumaya başladı. Açıkçası şaşırdım, çünkü kitap okunmaz bizim memlekette (okumayanlara bilim insanları da dâhildir) Okunsa da genelde vakit doldurmak için veya uykuyu getirme aparatı olarak kullanılır (Bir de gösteriş için okunur bunu da es geçmemek lazım).Gerçekten kitap okumayı sevmeyenlere saygım var, dürüstçe söylüyor sevmediğini. Ama sevmediği halde okuyormuş gibi yapanlar için aynı duygularda değilim. Kitabın ne üzerine olduğunu iç sayfalarını görerek anlayamamıştım haliyle. Camdan dışarıyı seyrederken kitabın kapağını gördüm ve ismini okuyabildim, kitabın ismi “6 adımda her şeyi elde et” idi. Her şeyi elde etmenin 6 yolu! Bu bir devrim! Hangi deha yazmış bu kitabı? Dayanamadım ve yavaşça (yavşakça değil yavaşça) eğilerek sordum.

 

-Biraz fazla iddialı değil mi?

-Anlamadım?

-Okuduğunuz kitap diyorum. Her şey derken evrende bilip bilmediğimiz her şey mi?

-Evet, her şey!

-Kaçıncı adımdasınız?

-Henüz ilk adım..

-Peki, diyelim ki bu kitaptan 1000 tane basıldı ve hepsi satıldı. Sizin dışınızda ki 999 kişiyle her şeyi elde etme rekabetini düşündünüz mü? Hangi biriniz her şeyi elde edecek?!

-Ama adı üstünde, her şey! Paylaşırız!

-Ama siz baştan pes etmişsiniz, kitabın “elde ettiğiniz her şeyi paylaşın” mesajını verdiğini sanmıyorum. Ayrıca bu kitabın yazarı her şeyi elde ettikten sonra mı bu kitabı yazmış?

-Tabii önce tecrübe edinip öyle yazmıştır.

-O zaman kitabı yazıp bastırarak neden bundan para kazanmaya çalışmış? Hâlihazırda her şeyi elde etmemiş miydi zaten?

-Belki her şey umduğu gibi çıkmamıştır.

 

Konuştuklarımızdan sonra morali biraz bozulmuştu, belki de hayallerinin içine s.çmıştım. Bir müddet sonra yeniden telefonu çaldı ve yine yavşakça gülüşü kaldığı yerden devam etti fakat bu sefer şiddeti artmıştı. Sanki ağzının yayı fırlamıştı, otobüsün üst katındaki herkes bizim olduğumuz tarafa bakıyordu, alt kattakiler de ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ön koltuktakilerden birinin dövmeye hazırlandığı bakışlarından ve sağa sola bakarak kendi kendine ettiği küfürlerden belli oluyordu. Saat geç olmuştu ve muavin ışıkları kapatmakta buldu çareyi. Işıklar kapandıktan bir müddet sonra telefon görüşmesi de bitti ve on beş - yirmi dakika sonra uykuya daldı. Her şeyi elde etme hayali bir şehirler arası yolculuğa kurban gitmişti. Ya da belki de 6 adımda her şeyi elde etmenin daha ilk adımında okumaktan sıkılıp uyumak en güzeli diyerek, yolu uyku ile bitirmeye karar vermişti.

13-11-2021
Oğuzhan Sivri

Oğuzhan Sivri

Edebiyat

1984 yıllında Ankara’da doğdum. Eğitim hayatımın büyük bölümünü Ankara’da tamamladım ve doktora basamağından devam etmekteyim. Resim bölümünden mezun oldum ama bunun dışında edebiyat ile de ilgileniyorum. Soyut Düşlere Sürreal Göndermeler isminde bir kitabım var. Bunun yanında çeşitli yerlerde yazılarım ve ulusal-uluslararası dergilerde makalelerim bulunuyor. Birçok alana ilgi duyuyorum ve bu alanlarla ilgili elimden geldiği kadar yazı yazmaya çalışıyorum.

oguzhan.sivri@yandex.com.tr

oguzhan.sivri