Sıfır Noktası I

Sıfır Noktası I

A+ A-

Haftasonuna planlar hazır..Sabah kahvaltı mekanı ayarlanmış,akabinde yapılacak alışveriş listesi ,sonrasında bir kahve molası ve en sevilen mekan gezintileri ve arkadaş buluşmaları…Evden çıkarken tüm bu planın heyecanı ile adımlardan bile daha hızlı koşan düşüncelere yetişilemiyor bile…En sevilen ayakkabı giyilmiş,en çok istenen çanta takılmış ve en sevilen dost (ya da arkadaş) ile buluşulmuş…

Sonunda kafe önüne gelindiğinde alınan solukla beraber gelen bir şaşkınlık ifadesi …O da neyin nesi? Kafe teknik bir aksaklık sebebiyle o gün açık değil!

-Nasıl olabilir böyle birşey ya!Günler öncesinden ayarlamıştım ben!Bu düpedüz haksızlık!

Arkadaş ;

-Boşver yahu başka bir yere gideriz,şart değil burası olması.

-Hayır!O ne demek ben rezervasyonumu yaptırmıştım ve bütün planlarım buna göreydi nasıl böyle olabilir!Bu onların hatası!Ben şimdi gösteririm onlara..!

Devam eden bir hikayeye aşina, tanıklık etmenin de ötesine geçmiş , bazen başrolü bazense figüranı olmuş bir kaygan zeminde iz sürüyor hayatlarımız.

Kaygan bir zemin ifadesi sadece teşbih derinliklerinde kaybolmasın isterim,zira zeminin kayganlığı ayağımızı basıp basmakta tereddüt ettiğimiz veyahut da basamadığımız yerlere de işaret ediyor.

Nisyan ile mamuldür diyoruz ya hani insana,aslında o nisyan (unutmak) bazı yerlerde nasip olmadığı için o zeminlerin de varlığına ihtiyaç duyuyoruz öte yandan.Bir dala tutunmak dediklerimizin içine kocaman evler koyuyor,ve yine aynı sebepten bize 5 beden büyük kişiliklere,çok uzaktan bakan bir gözün varlığına sığmaya /sığınmaya çalışıyoruz belki de…

Ne demek mi istiyorum?Büyük parantezlere mahal vermeden açalım o halde;

İstediğimiz,arzu ettiğimiz,alamadığımız,sığındığımız,tercih edemediğimiz her sürecin muhakkak bir karşılığı var kendi tarihçemizde.Eşya ile kurduğumuz bağ ile insan ile kurduğumuz bağ arasında çok büyük bir fark yok mesela.Arzulanan nesnenin hayatımızdaki varlığına ve yokluğuna verdiğimiz tepkinin yaşamsal bir değeri var mesela denerek örnekler çoğaltılabilir.

Gelmek istediğim nokta şu esasen; İnsan (her ne olursa burdaki boşluğu istediğiniz ya da istemediğiniz herşey ile doldurabilirsiniz) tutunduklarında bir şeyi arıyor aslında.

“Anne”yi.

Anne yerine hala,teyze,nine ya da biyolojik bağı olmayan bir bakım veren de olabilir.Dünyaya ilk geldiğimizde gözümüzü kiminle açıp kapattıksak,kuvvetle ihtimalle dünyayı hem onun gözüyle , hem de onun bize ödünç verdiği gözlerle görmeye başlarız.Tutup bırakamama anneyi (bakım vereni)bırakamamak,yine çok çabuk bırakmak,içimizdeki anneyi (bakım vereni) baskılamaktır bir anlamda ve yine belki de henüz ayrışmayı yaşayamamanın sancısıdır.

 

“Anne çevreye tutunma aracıdır” der Winnicot.Tutunduğumuz o her dalın bir yüzü  aslında anneye dönüktür.Hikayemiz orda başlar.Zamanla hikaye, bizim farketmeden anlatıp hatırlayamadığımız bir biçime dönüştüğünde bizim hayatımızdan bir rol çalmaya başlar.

 

Nasıl mı ? Devamı haftaya ;)

 

 

 

01-02-2022
Merve Doğanlar

Merve Doğanlar

Psikolog

1990 yılında Yalova’da dünyaya merhaba dedi. İlkokul, ortaokul ve Lise öğrenimlerini burada tamamlayıp, daha sonra Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (ing) bölümünden mezun oldu. Üniversite öğrenimi sırasında İletişim bilimlerinde yandal yaptı. PAMER (Post-Colonial çalışmalar merkezinde) çeşitli araştırmalara ve makale çalışmalarına katıldı. Lisans öğrenimi sırasında biri Almanya biri İngiltere olmak üzere 2 Erasmus yaptı. Bu yüzden Kültür şoklarına toleranslı. Şu an da Klinik Psikoloji yüksek lisans mezunu, spor aşığı, bilime dair her şeye maydanoz olmayı seven, nitelikli hasbihallere müptela, değiştirebileceklerine değiştiremeyeceklerinden daha çok inanan, insana dair her şeye meraklı olmak gibi sıfatlarıyla hemhal olmakta.

merve.doganlar1@st.uskudar.edu.tr

gezegenpsikolog