Nereden Geliyor Bu Narsizm’in Suyu?

Nereden Geliyor Bu Narsizm’in Suyu?

A+ A-

Oscar Wilde ile bir açılış yapalım : “ Bencillik; canınızın istediği gibi yaşamak değil, başkalarından sürekli kendi istediğiniz gibi yaşamalarını talep etmek demektir.” Konuya ortadan girmenin getirdiği karmaşayı kaldırmak için çabalayacağıma izci sözü veriyorum.

(Bu arada yazı 2 kısımdan oluşacaktır, diğer kısım bir sonraki hafta ;)

Kaç zamandır bilmiyorum ama ( pandemiden de önce) bu konu üzerine çokça düşüyordum makul sebeplerle.Metroda ya da toplu taşıma araçlarındaki yer verip vermeme/ banka sırasında bir başkasına öncelik verip vermeme,markaların promosyon kampanyalarındaki ezici güçler :D,trafikte yayaya ya da bir başka araca yol verip vermeme konusunda terörize edilen kadın ya da erkekler,vs vs..Bizi  yönlendiren bu güdüleri saf haliyle bencillik etiketiyle mi görüyoruz yoksa arkasında başka dinamikler de var mı ? diye soruyorum çoğu defa (daha çok kimliğimden değil kişiliğimden sebep;)).

Biraz fazla geçmişe gidersek buna dair ilk gözlemleri yapan kişinin bir Gelişim Kuramcısı olan Jean Piaget olduğunu görebiliyoruz. Piaget özellikle bebeklikten itibaren insanların düşüncelerini nasıl şekillendirdiklerine dair birçok gözlem yapan bir bilim adamı. Piaget,başlarda Freud ‘u da takiben çocuğun dünyaya geldikten hemen sonraki süreçte var olan Otistik ya da Sembolik düşünce kavramı ile sonraki zamanlarda gelişecek olan mantıksal ya da bilimsel düşünce kavramlarını ele aldı.Otistik düşünme özellikle Freud’un birincil süreçlerde ele aldığı ilkelerle örtüşen “daha kişisel,iletişimsiz,yönlendirilmemiş,gerçeğe kayıtsız,görsel ve sembolik şemalar açısından zengin ve duyusal faktörlerin “ön planda olduğu bir süreci kapsar.Şimdi araya Freud ‘u parantez olarak daha fazla açmayacağım ama yazının ilerisine bir atıf olarak bu da şurada dursun.

İkincisi ise, Mantıksal süreç,yani daha öteki odaklı ve dış dünyayı tanımlamaya yönelik bir mekanizma. Piaget, psikolojinin önemli bir görevinin otistik düşünce ile rasyonel(mantıksal) düşünce arasındaki ilişkinin bireysel farklılıklara nasıl etki ettiğini anlama çabasında olması gerektiğini savunuyor genellikle.Çünkü kişisel sembollerle oluşturulmuş otistik düşüncenin hayatımızın büyük çoğunluğunda bizimle kaldığını ancak yaşla birlikte rolünün değiştiğini söylüyor kendisi.(buraya da döneceğim ,hatırlatın bana :D)Bu sebepledir ki “ çocukta otizm dönemi her şeydir aslında “  diyor.Elbette bu bizim bildiğimiz otizm değilse de içerdiği anlamı kısmen ihtiva etmesi bakımından terimsel anlamını da içerdiğini söyleyebiliriz. Nasılını açalım biraz.. Mesela; Piaget,  kuramının bugünün tabiriyle en son sürümünde ayırmış olduğu 3 ayrı konuşma döneminden ilki olan, 0-2 yaş arası dönemi otistik konuşma dönemi olarak belirtir.Çünkü çocuk  henüz sıralı konuşabilme,vurgu yapabilme,başkasının perspektifinden bakabilme gibi kabiliyetlere kavuşmamıştır.Gördüklerini kendi dünyasından algılar,o biçime koymaya çalışır.Siz çocuğa bir tilki gösterirsiniz fakat o, ona daha önce öğrendiği koyun ismini verebilir.Çocuğun bu yanılgısı gördüklerine bağlı varsayımlardan kaynaklanan hatadan ileri gelir.Ayrıca bu hepimizde var olan  bebeklikten gelen dünyayı içten dışa doğru görme hali bizi, benmerkezciliğe -kısmen-iten bir gerçeğe de yönlendiriyor elbette ki…(Bunu da araya sıkıştıralım)

Piaget tüm bunları dile getirdikten sonra ilk kez ‘Benmerkezcilik’ ifadesini kullanmaya başlıyor. Çünkü otistik düşünce ile mantıksal düşünme süreci arasında bir geçiş süreci daha olduğunu düşünüyor ki daha sonra bunun gelişimin birçok aşamasında da olduğunu da farkediyor. Hemen bir örnek daha verecek olursak Piaget sonraları geliştirdiği aşamalı gelişim kuramındaki ikinci bir süreç olan 3-6 yaş arası dönemi ‘Benmerkezci Konuşma ‘ olarak adlandırıyor. Çocuğun bu süreçte çevreyle bir iletişim çabası göstermek yerine kendi hakkında konuştuğu,karşısındaki kişinin söylediklerini dinlemekten çok kendi soru cevaplarının daha ön planda olduğunu vurguluyor.Bunu da nerden anlıyoruz;çocuk başkalarını anlamaya çalışmak için konuşmak yerine ,kendi hakkında konuşmaya daha çok odaklandığında..Örneğin, kendi kendine resim yaparken “ kırmızı kalem nerde? aa burdaymışş… şurda küçük bir kapı…evet burada da biri var…”diyerek monolog şeklinde devam ettirdikleri zengin mi zengin birçok konuşmalarına hepimiz şahit oluruz ucundan kıyısından…;) Hıh,işte tam burada çocuğun o monoloğunu bölmeye çalışmak gelişimi bir anlamda baltalamak oluyor(Buraya dikkat kesilelim)

Bu arada bu bahsettiğimiz benmerkezci (egocentric de denir) düşüncenin, (yani 2.evrenin) otistik düşüncenin (1.evre) üç temel özelliğini devam ettirmek gibi de bir etkisi var; herhangi yönlendirilmiş  mantıksal dizilimden yoksun olma, kendi süreçlerinin bilincinde olmama ve kavramlardan ziyade görüntü hakimiyetinin olması hali. Yani tüm yukardakileri özetle şöyle diyebiliriz; benmerkezci düşünme kendisinden önceki evre olan otistik süreci beslemeye devam edebiliyor belli bir süre. Bu süreyi Piaget 7 yaşına kadar uzatıyor. Burda bir durumu da belirtmek lazım elbette; gelişimin bir parçası olan otistik süreçle gelişimsel bir bozukluk olan otizmi birbirinden ayırmak gerekir.1 yaşını doldurmuş bir çocuğun , gülümsemelere  ya da ismi söylendiğinde karşılık vermemesi ya da oynama beklentisinin olmaması gibi durumların olması , çocuğu içinde bulunduğu gelişimin bir parçası olmaktan çıkarır ve bunun takip edilmesi gerekir.Bu noktayı da görmezden gelmeyelim.

Konuya tekrar dönecek olursak ,çocuk tüm bunların akabinde mantıksal düşünce sistemine (yani 3.aşama/7 yaş ve sonrası) sağlıklı bir geçiş yaşayamazsa, bunun bir tık üstü olan, gelişimsel anlamdaki regrese olma hali dediğimiz ,gerileme ve bu gerilemelerin stabilleşmesiyle (yukarıda da altını çizdiğimiz) beraber kişiyi zamanla yetişkinlikte belli etiketlere ya da patolojileri kıyafetiymiş gibi taşımasına sebep olabiliyor.Buraya kadar aslında doğal ve kendiliğinden gelen yani iç alemi tasavvur etmeye çalıştım aslında.Bundan sonrası ise dıştan içe almaya çalıştıklarımızla bağlantılı.Yani bu bahsettiğimiz gelişimsel sürece verdiğimiz tepkilerin değişmemesi ve esneksizliğin olması halinde başımıza ne örebildiklerini soracak olursak; Bencillik veya Narsizmle diye cevaplayabiliriz sanıyorum. Örneğin ; Bencillik ve Narsizm konusunda genellikle bir anlam karmaşası oluşuyor zihnimizde.Mesela bencillik için herkesin bir algısı vardır.Birinin talep ettiğinin karşılanmıyor oluşu halk dilinde kişiyi bencil yapsa da gerçekte bencillik bu olarak tanımlanamaz.Çünkü her talep, karşılanma garantisini vermek zorunda değildir. Gerçeklerle bağdaşmayan  ve sürekli karşıdan alma davranışını pekiştiren birinin taleplerine cevap vermemek kişiyi bencil yapmaz,yapmamalıdır da.

Peki bu değilse nedir bencillik?

(Devamı haftaya ;))

 

 


Kaynakça

https://onedio.com/haber/narsist-olup-olmadigini-15-soruda-soyluyoruz-840862

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/340995

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0732118X10000267

https://aklinizikesfedin.com/kendinizi-dusunmeniz-bencillik-degildir/

https://www.kariyer.net/ik-blog/bir-narsistle-karsi-karsiya-oldugunuzu-gosteren-6-isaret/

https://www.kizlarsoruyor.com/kisilik-karakter/q6575972-ego-patlamasi-yasayan-insanlar-kendilerinde-olan-eksikliklerini-mi

10-11-2021
Merve Doğanlar

Merve Doğanlar

Psikolog

1990 yılında Yalova’da dünyaya merhaba dedi. İlkokul, ortaokul ve Lise öğrenimlerini burada tamamlayıp, daha sonra Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (ing) bölümünden mezun oldu. Üniversite öğrenimi sırasında İletişim bilimlerinde yandal yaptı. PAMER (Post-Colonial çalışmalar merkezinde) çeşitli araştırmalara ve makale çalışmalarına katıldı. Lisans öğrenimi sırasında biri Almanya biri İngiltere olmak üzere 2 Erasmus yaptı. Bu yüzden Kültür şoklarına toleranslı. Şu an da haliz hazırda devam etmekte olan Klinik Psikoloji yüksek lisans öğrencisi, spor aşığı, bilime dair her şeye maydanoz olmayı seven, nitelikli hasbihallere müptela, değiştirebileceklerine değiştiremeyeceklerinden daha çok inanan, insana dair her şeye meraklı olmak gibi sıfatlarıyla hemhal olmakta.

merve.doganlar1@st.uskudar.edu.tr

gezegenpsikolog