Şiddet - Daman Cansoy (Sosyolog )

Şiddet - Daman Cansoy (Sosyolog )

A+ A-

Her ne kadar geniş bir bilimsel terminolojiye sahip olsa da bu kelimeyi duyduğumuzda ilk aklımıza gelen şey aynıdır. Duyduğumuz zaman bile son derece sevimsiz gelen bir sözcüktür şiddet. Kavram değişik terminolojilerde birçok uygulama alanına sahip bir sözcüktür. Derin ve geniş araştırma konusu veya konuları olabilen ve olacak şiddet için biz genelgeçer ya da  sosyolojik düzlemde beşere veya bireysel ve toplumsal perspektife müdahil anlamı üzerinden hülasa, çıkarım ve değerlendirmelerde bulunacağız.

Öncelike tanımlamalarımızı yapalım:

TDK'ya göre şiddet: "kaba güç" anlamında kullanılmıştır (https://sozluk.gov.tr/)

kavramı karşılayacak diğer sözcükler ise: cebir, sertlik, zorbalık (https://www.seslisozluk.net/violence-nedir-ne-demek/), acı, zarar, yara, (https://www.seslisozluk.net/hurt-nedir-ne-demek/), acımasızlık, tecavüz gibi kelimelerdir.

Bu anlamda şiddeti: “Toplumsal düzlemde bireye veya bireylere daha başka bireyler veya gruplar veya örgütler ve/veya kurumlar tarafından veya bunlar arasında çeşitli sebeplerle, kazanım elde etmek için hukuki veya gayri hukuki yöntemlerle uygulanan fiziki veya psikolojik baskı, tehdit, zorbalık ve bilcümleden cebir icraatı” şeklinde tanımlamak mümkündür.

Dikkat edileceği üzere şiddet sadece fiziksel değil psikolojikte olabilmekte sözel veya aşağıda denileceği gibi sanal bir görünüme de bürünebilmektedir.

Şiddet sadece bizim toplumumuzun değil çeşitli derecelerde ve farklı yapılarda da olabilmek koşulu ile diğer tüm toplumların ve dolayısı ile tüm insalığın sorunudur. Ancak özellikle gelişmemiş ve terakkide bulunamayan statiği sabit ve stabil yapılı toplumlarda ve “geniş anlamı ile” “eğitimsiz” kitlelerde daha fazla görülmektedir. Bu tip toplumsal tabaka ve gruplarda şiddet bir çözüm yolu olarak ferdiden toplumsala yansıtılacak biçimde birçok problemde öğretilmiş, öğrenilmiş ve içselleştirilmiş ve uygulanır gelen nihai çözüm yolu olarak sunulmuş ve sunulmaktadır. Ayrıca duyarsızlıktan, açıkça teşvik edilmeye kadar beslenme kaynakları olan  ve bunların her çeşit ve boyutta uygulanmasına varan geniş bir yelpazeyi dolduran toplumsal  bir problem olup birçok boyuta varmakta ve uzamakta birçok sebepleri ve çeşitleri bulunmaktadır.

Toplumumuzda şiddetin algılanması maalesef popülist ve algıya yönelik yaklaşımlar ile eksik ve yetersiz kalmakta, tabiri caizse kısır bir çerçevede bulunmaktadır. Şiddet denilince ilk aklımıza gelen herhalde somut dünyamızda 5 duyu organları ile ilk etapta algılandiği için olacak; fiziksel şiddettir. Ancak şüphesiz şiddet sadece fiziksel olmayıp psikolojik, sözel yönü de mevcuttur

Ülkemizde son dönemde özellikle kadına ve sağlıkçıya şiddet ile gündeme gelen ve toplumsal satıhta bilinç uyandıran şiddete karşı bu alanlarda öncül bir mahiyette hususi somut adımlar atılmıştır ve mücadele edilmektedir. Bu atılan adımlar toplumumuz için yerinde olmakla beraber devamının geniş bir perspektifte çizilerek uygulanması zaruridir.

Şiddet sadece fiziksel olmayıp, fiziksel, sözel ve psikolojik olabilmekte hatta bunlar eş zamanlı olabildiği gibi birarada da olabilmektedir. Ayrıca şiddetin günümüzdeki bir boyutu da sanal şiddet veya bilinen bir şekliyle sosyal medya platformlarında daha çok gençler arasında uygulanan siber zorbalıktır. Bu şiddet psikolojik mahiyet taşıyacağı gibi fiziksel şiddete de dönüşebilmekte veya sözel bir mahiyetede ulaşabilmektedir. Burada görüleceği üzere şiddet türlü şekil ve uygulamaları ile yönlendirilebilen ve çeşitli biçimlere dönüşebilen ve kendini besleyen bir tehlikedir.

Şiddet toplumda oluşabilecek eksik algılamaların aksine belirli sınıf veya gruplara ilişkin değil toplumun tüm bireylerinin çeşitli derece ve şekillerde maruz kalabileceği bir tehlikedir ve en temel anlamda bireyler arasında olduğu gibi toplumsal gruplar arasında, topluluklar arasında, toplumsal katmanlar ve meslek grupları arasında ve bireylerle toplumsal yapılar arasında da olabilmektedir. Örneklendirerek ifade etmek gerekirse:

Mobbing işyerlerinde uygulanan çok yaygın bir şiddet uygulamasıdır veya bir babanın veya annenin çocuğuna yönelik sürekli baskıcı icraatları, yönlendirmeleri ve çocuk adına karar almaları çocuğa bireysel şiddettir ve şüphesiz zararlıdır. Daha basit ama uç bir örnek verirsek bir toplu taşım aracında hamile bir bayanın oturan bir kişi tarafından görmezlikten gelinmesi bayana yönelik bir bireysel uygulanan şiddet olduğu gibi araçta bulunanların bu davranışa sessiz kalmaları da bu bayana uygulanan bir toplumsal yapıya ait şiddet türüdür.

Toplumumuzda başlıca boşanma sebeplerinden aile içi şiddete değinelim. Toplumun çekirdeği temel yapıtaşı aile kurumudur. Aile içi şiddet tabiri bile şiddetin bireyselin dışında olduğunun toplum tarafından kabulüdür. Aile içi şiddette hem fiizksel hem psiklojik etmenler şüpheszi söz konusudur. Şiddetin olduğu ailede bulunan, yetişen çocukta bireysel şiddeti toplumsal zeminde uygulayacaktır. Görüleceği üzere toplumsal düzelemde şiddet öğrenen çocuk öğrendiği şiddeti bireysel olarak hem bireylere hem de topluma ve her türlü toplumsal yapıya aktarabilecektir. Bu şiddetin bireysel ve toplumsal koordinasyona sahip olabileceğini göstermektedir.

Bir başka örnek olarak toplumumuzda herkesin bildiği belirli meslek grupları içinde, edinilmiş algılara yönelik, bu meslek mensupları için şiddet lafzının yerini alan "terörü" kelimesi sık sık kullanılmaktadır. Ancak bu terör sözcüğü burada yapılan şiddeti değil doğruca bu meslek grubunu işaret etmekte ve suçu işleyen için değil, “meslek” için kişide ve toplumsal katmanlarda terör ve terörist imgesi oluşturmaktadır. Bu tip kullanımlar hakikatte ve özde ve uzun vadede toplumsal düzeyde hiçbir yararlı getiri sunmayacaktır. Bu yaklaşım tarzı bu meslek gruplarına yönelik toplumsal negatif algıya sebep olmakla kalmayacak, toplumsal yansımalar ve ajite oluşumların tetiklenmesi ile önce düşünsel ardından sözel ayrılıklara ve nefrete ve bu nefretin en sonunda pratiğe dökülmesi ile çatışmalara kadar gidebilecektir ki, yer yer gerek ülkemizde gerek dünyada örneklerini yaşıyoruz.

Bu örneğin dışında, bu tabir ve bu yön ile benzeri her türlü toplumsal çatışma ve kamplaşma ve kutuplaşmaya yönelik gruplar arası antipatinin önlenmesi, toplumsal gruplar (örneğin taraftar grupları) veya katmanlar veya topluluklararası şiddetin önlenmesi toplumsal bir ödev ve yükümlülüktür. Şiddet kitlelerle kitleler arasında, gruplarla bireyler arasında veya toplumsal örgütlerle gruplar arasında da olabilmektedir. Bunları çoğaltmak mümkündür. Örneğin bir futbol maçı öncesi sadece farklı değerlere inandıkları için birbirine şiddetin her türünü her derecede uygulayabilen gruplar ve topluluklar mevcuttur. Bu pratik kendi kendini çoğaltmakta ve yaymaktadır.

Sosyal bir toplumda ve yönetimsel idarede, atılan, yukarıda değindiğimiz bu öncül adımlarla beraber fiziksel veya psikolojik ve tüm bireylere ve gruplara yönelik kollayıcı ve koruyucu faktörlerin eş zamanlı harekete geçirilmesi mücadeleye ivme ve etkinlik kazandıracaktır. Bunun için şiddetin kökenine ve şiddeti yaratıcı etkenlere inilmeli (örneğin, en başta toplumsal yapının temeli olan ailevi değerler ve yapılar ile terbiye ve muaşeret, edinilmiş ve yaşatılan değerler ve normlar, daha dar kapsamda yaşam koşulları, çalışma koşulları gibi), bu etkenler, yerine göre ya ortadan kaldırılmalı  ya da değiştirilip uyumlaştırılmalıdır. Önemli nokta kalıcı çözüm için sadece şiddeti uygulayan ile değil aynı zamanda şiddet ile mücadele edilmesi gerektiğidir. Uzun vadede şiddeti uygulayan şahıs, kurum, toplumsal örgüt veya grup kendiliğinden ortadan kalkmasa bile ugulanan şiddet azalacaktır. Maksatta bu azalmayı en büyük düzeye ulaştırmak olmalıdır. Bunun için şiddetle hem kısa vadede hem de uzun vadede mücadele şart iken şiddeti uygulayan ile ancak kısa vadede ceza ve yaptırım yolu ile de mücadele bu açıda etkinliği sağlayacaktır. Elbette bu uzun vadede sağlanacak bileşik bir çözümdür. Kısa vadede ticari bir işletmenin adaletli işleyişinden mevzu hukukun toplumsal düzeyde doğru, hakkaniyetli,  eksiksiz ve caydırıcı biçimde uygulanmasına kadar koruyucu mekanizma ve sistemler  mağduriyetleri giderecek ve önleyecek, kollayıcı mekanizmayı da harekete geçirmiş olacaktır.

Özetle şiddet sadece kişiler veya belirli sınıflar arasında değil toplumsal yapının her yerinde ve her çeşitte mevcuttur.

post_thumbnail

Bu yönleri ile dikkate aldığımızda hem fiziksel hem psikolojik şiddete karşı verilecek toplumsal mücadelenin kazanılma sürecinde, “kadına şiddetle mücadele” ile başlayan öncül tutumun tüm yönleri ile toplumsal tabana ve satıha yayılması ve sorunun çok boyutlu temellerine inilmesi gerekmektedir. Bu suretle şiddete yönelik toplumsal algının toplum sathında ve genelinde ve tabanında tamamlanması için kapsayıcı, kollayıcı ve koruyucu bir mücadele  kısa ve uzun vadede sürdürülmelidir. Bu algının üretilmesinde en başta gerekli olan toplumsal bilincin yaygınlaştırılması için başta ailevi olmak üzere hukuki, eğitimsel ve her türlü toplumsal alanda bütün inşa edici araçlara başvurulmalıdır.


Kaynakça

https://sozluk.gov.tr/
https://www.seslisozluk.net/violence-nedir-ne-demek/

https://www.seslisozluk.net/hurt-nedir-ne-demek/

Görsel: 

https://unsplash.com/photos/5otlbgWJlLs

23-07-2021
Konuk Düşünürler

Konuk Düşünürler

info@medyacuvali.com

Diğer Yazıları

Bu yazılar da ilginizi çekebilir