Duygusal Karanlığın Şafağında

Duygusal Karanlığın Şafağında

A+ A-

Acının rengi var mıdır? Peki ya mutluluğun, zaferin? Renklerle duygularımızı ifade edebilir miyiz? Her ne kadar evrensel bir dil oluşturmasa da renkler çoğumuza bir şey hissettiriyor. Fakat hissetmemizi sağlayan tek kanal bunlar değil. Antik bir kenti gezerken tapınakların alınlıklarındaki kabartma akışların kafanızda canlandırdığı sahneleri ya da bir heykele bakarken hissettiklerinizi düşünün… Çoğu tek renklidir ve rengi yapıldığı malzemeye göre değişir. Yine de Helenistik dönem ve sonrasında yapılmış heykellerin yüzünden ve tavırlarından ya da o canlandırılan savaş sahnelerindeki hareketlerden ne hissettiklerini tahmin edebiliriz.

Oysaki o görkemli yapılar ve gerçeğine bu kadar yakın tasvir edilebilmiş taş ve toprak nasıl renksiz kalabilir, renkler değil midir canlılara canlılık katan ve ayrıntıları algılamamızı sağlayan? Bunca ayrıntıyı algılayabilmiş ve yansıtabilmiş beyinler nasıl ve neden renkleri kullanmamayı tercih etmiştir? Gerçekten renksiz bir dünya mıydı bütün bunları yaratırken amaçladıkları?

Araştırmalar sonucu ulaşılan bulgular mermerden ve dahi bronzdan yapılmış heykellerin bir zamanlar renkli olduğunu gözler önüne sermekte. Dahası, bu zamanla pekiştirilmiş ama yıllardır bilinen bir gerçek. O halde neden hala heykeller gözümüzde mermer beyazlığında veya bronz olarak canlanıyor? İşte bu sorunun cevabı için birçok temel kavramın gözden geçirilmesi gerekmekte, bunların başında da renklerin algımızdaki önemi ve bunun heykellerin yapıldığı zamanla ilişiği geliyor.

Renkler birçok açıdan ele alınabilecek bir konu. Zaman içinde saygınlık belirteci ve ihtişam kaynağı olan canlı renkler günümüzde insanlığın toyluğuna veriliyor. Yaş aldıkça daha monokrom bir zevk ediniyor çoğumuz. Daha az renk daha fazla ciddiyet olarak algılanıyor çoğunlukla. Bundan mütevellit, büyük hükümdarların ve görkemli tanrıların renklendirilmiş tasvirleri, yarattıkları heybetli görüntüyü çocuksu bir çizime indirgiyor gözümüzde[1]. Oysaki renkler elde edilene kadar oldukça meşakkatli bir yol izleniyor ve birçoğuna sadece belli bir sınıf erişebiliyordu, çünkü pigmentler genelde deniz kabuklularından veya doğal taşlardan elde ediliyordu. Bu zorlu sürecin ardından elde edilmiş renklerle renklendirilmiş heykeller, aslında antik dünyada halkın günlük yaşamının bir parçası iken bize farklı gelmelerinin sebebi ise yıllara yenik düşen pigmentler. Eserlerin çıkarıldığı ilk günden itibaren dünyamıza yapıldığı materyalin renginde dâhil olması ve asırlarca bu şekilde benimsenmesi onların da bir zamanlar renkli olduğunu kabul etmemizi zorlaştırıyor.

Çevremizdeki renkler algımızı ve duygularımızı etkiler[2]. İçinde bulunduğumuz ortam ve karşılaştığımız objelerin renkleri bizim de enerji düzeylerimizi ve davranışlarımızı yönlendirir. Üstelik bu durumun tetikleyicileri de yetiştiğimiz kültüre göre değişiklik gösterebilir. En temel hallerinde sarı; mutluluğu, kırmızı; heyecanı, mavi; sakinliği, gri ve siyah ise itibarı, gücü ve başarıyı temsil eder[3]. Bu nedenle aldığımız her ürünün arkasında iyi düşünülmüş bir renk stratejisine rastlamak mümkün. “Peki ya bu heykellerin yapıldığı zamanlarda insanlar renklerin üstümüzdeki etkisinin bu denli farkında mıydı?” muhakemesinin de dolayısıyla yapılması gerektiğini düşünmekteyim. Araştırmaların insanın renk algısının gelişimini bir bebeğin renk algısının gelişimine benzettiğini gözlemleyebiliriz[4]. Bu öngörüye göre insanlığın renklerle bağı en başta oldukça sınırlıydı, çünkü bağ kurulmuş renkler de aslında doğa ve anlaşılamayan güçlerin sembolleri olarak var oluyordu. Yani aslında renkler insanın doğayı anlama çabasının bir parçası olarak hayatına dâhil oldu. Bu da onları iki farklı yol izlemeye yöneltti: büyü ve tanrı ki en başlarda ikisinin de özünde aynı merak yatıyordu. Ne zaman ki insan dünyayı ve yaradılışın sırrını fark etmeye başladı, renkler de daha görünür hale geldi. Yaşadıklarımız arttıkça anlatılacakların dışa vurumu farklı yollar buldu ve yine kaynağımız doğa oldu. Helenistik dönemle birlikte renkler daha estetik kaygılarla kullanılmaya başlandı. Toplumun gelişmesi ile başlayan bilinçlenme ve ayrışmalar sanatın da gelişmesini sağladı, bu durum da renklerin bilinçli olarak farklı imgelendirilmeleriyle sanatta, heykelde ve mimaride kullanılması şeklinde hayatlarımıza yansıdı[5]. Bu bağlamda antik tarihçi Plinius da gözlemlerinde renklerin kullanımını Yunan uygarlık tarihinde temel taş haline gelmiş bir gelenek olarak aktarıyor[6].

İnsanın renkle ilişiğine bambaşka bir anlam kazandırması aslında alıştığımız ve süregelecek olan renksiz heykel anlayışının başlangıcı ile aynı döneme denk gelmekte iken; bu yapıtların dimağımızda en basit haliyle beyaz yontulmuş taşlar olarak kalacağını dönem sanatçıları bilse, ne tepki verirlerdi acaba diye düşünmekten kendini alamıyor insan. Bu bakış açısı; bilinen bir gerçeğin reddedilerek üstünü örtmeye çalışmaktan farksız, çünkü onları bu şekilde kabullendiğimiz ve bu yıkılması oldukça zor olan bir algı olduğu için halen bu şekilde sergileniyorlar. Bu noktada uzmanlar ve seyirciler de dâhil herkesin farklı bir fikri var ama bana kalırsa, en azından bu eserlerin renkli hallerinin de bir seçenek olarak sergilendikleri alanla ilişkilendirilmeleri taraftarı olurdum. Sonuçta kullanılan her bir rengin yeniden anlam kazandığı bir dönemde heykellerin renkliyken anlattığı hikâyeler, bizim anladığımızı sandıklarımızdan çok daha farklı olabilir.

Öte yandan, tamamıyla beyaz bir mükemmeliyetçilik algısının yaratılması geçmişten günümüze kadar sürüklenmiş başka bir problemin de bilinçaltımızda kanıksanmasına sebep olmuş olabilir. Bunca sene bilinen renklerin reddedilmesi, aklımızın ücra köşelerine yerleşmiş bu beyaz renk mükemmelliğinden süregelmiş bir düşünce olduğundan, farklıyı kabullenme yetimizi de kısıtlamakta[7]. Ancak tıpkı heykellerin tek renk olmadığı gerçeğinin kabullenilmesi gerektiği gibi, genel geçer bir doğrunun olmadığı dünyamızda, yaşamanın en adil ve basit yolu farklılıkları benimseyebilmekten geçmektedir diye düşünüyorum. Bu sayede birçok sorunun kendiliğinden çözüldüğüne de şahit olabiliriz, bu da çürümeye yüz tutan algımızı hareketlendirir ve belki de yeni aydınlanmalara ön ayak olur, kim bilir… Çoğumuz dün olduğumuz kişiden dahi farklı hissederken, hayatımıza farklı renkler katmanın ve hepsinin bir bütün olarak tasvir ettiğimiz mükemmeliyet algısına dâhil edilmesinin her birimizi ayrı ayrı yenilenmiş hissettireceği düşüncesindeyim.

Heykellerin renkli dünyaları konusunda en fazla ses getiren çalışmalardan biri de şüphesiz Gods in Color (Renkli Tanrılar) sergisi olmuştur. 2003-2018[8] yılları arasında gerçekleştirilen bu gezici sergi birçok ülkede ziyaretçilere sunularak çok uluslu bir geri dönüt alma şansı da elde etmiştir. Antik dönem heykellerinin üstündeki pigment izlerinin ve çevrelerinin, arkeolojik veriler ve tarihsel kaynakların son teknoloji ve bilim yardımıyla yeniden yapılandırılması sonucu oluşturulan sergide; farklı bağlamlardan birçok heykelin renkli hali sergilenmiş. Bu sergiyi ve dönütlerini örnek çalışma belirleyen bir makalenin yazarı olan Rose-Greenland; elde ettiği verinin değerlendirilmesinde kendi geçmişinin katkısını da ortaya koyuyor. Sergiye klasik arkeoloji çalışan bir doktora öğrencisi iken denk gelen yazar, çevresinin ikiye bölündüğünden; kimi bunu büyüleyici bulurken hocaları da dâhil bir başka kitlenin ise doğru olduğunu bildikleri halde renklendirilmiş heykellerde bir şeyin yanlış hissettirdiğini ifade ettiklerini anlatıyor. Daha sonrasında aynı sergiye bir sosyolog olarak bakan Rose-Greenland, bu algının sebebinin de renk algılarımızın toplumdaki izleriyle ilgisiyle açıklıyor[9]. Çalışmasının devamında internetteki farklı platformlarda sergi için yapılan yorumları inceleyen yazar, seyircilerin de her ne kadar hoşlarına gitse de heykellerin bu hallerini çirkin, farklı ve basit bulduklarını ifade ediyor[10]. Harvard Üniversitesi Müzesi Küratörü ise bu durumu çok daha çarpıcı bir ifade ile açıklıyor:“Heykellerin bir zamanlar renkli olduğunu biliyordum, ama onların renkli hayal etmek ve bu şekilde görmek bu bilgiden çok daha farklı bir durum.”[11].

Bu noktada dengeyi sağlayabilmek için orta noktanın bulunması gerektiğine inanıyorum. Bunun için de öncelikle antik dünyayı yeniden canlandırmamız gerekebilir. Günümüz teknolojisi ve arkeolojik verilerin işbirliği ile böyle bir atmosferi yaratmak mümkün olduğuna göre, eserleri dönemin şartlarına göre değerlendirmenin bir adım daha ötesine gidebilir ve onları o günün dünyasında gözlemleme fırsatı bulabiliriz. Bu da onların yaşadığı dünyaya gereken adaleti sağlamamıza yardımcı olabilir. Dahası, bunun örnekleri de yapılmış durumda. Assains Creed Odyssey adlı oyun kullanıcılarına tam da böyle bir dünya sunuyor. Hazırlığında akademisyenlerden ve profesörlerden de yardım alınan oyun sayesinde sadece heykellerin değil binaların ve objelerin de renkli hallerini gözlemlemek mümkün[12]. Kullanıcılarından olumlu dönüt alan bu oyun, aslında bunca zaman mermerin rengiyle bağdaştırdığımız heykellerin renkli hallerine olan tepkilerin beklendiği kadar olumlu olamayışındaki en temel etmenlerden birini de gözler önüne seriyor. Değerlendirilenlerin yalnızca müze vitrinlerinin arkasında gördüğümüz eserler olmaları onları çok daha farklı bir dünyaya aitlermiş gibi hissettiriyor olsa da, aslında onların da bir zamanın günlük yaşantısının bir parçası olmaları çoğunlukla unuttuğumuz bir gerçek çünkü.

Yazımın yolculuğuna antik dönemlerden kalma bir mirasın peşine düşerek başladık ve beraber keşfettik ki aslında o zamanlardan bize kalan tek şey heykeller değil. Duygularımız, düşüncelerimiz ve bilincimiz de yeniden keşfedilmeyi bekliyor. Çünkü baktıklarımızla gördüklerimiz bir değil. O zaman artık renkleri özgür bırakalım. Belki de çok şey kaçırdık onları görmezden gelerek, belki de yanlış anladık anlattıklarını… Bakışlarımızı tazelememiz için içimizde bir kıvılcım yeterli olabilir yeniliklere, çünkü atladığımız ayrıntılarda bizi bambaşka bir dünya bekliyor. Yarınlara daha renkli bakabilmemiz temennisiyle sözlerimi noktalamak isterim. Umarım okurken keyif almışsınızdır.

Meraklısına:

http://trackingcolour.com/

https://buntegoetter.liebieghaus.de/en/

Sözü Geçen Çalışmalar

Bond, Sarah E. «Why We Need to Start Seeing the Classical World in Color.» Hyperallergic, 7 Haziran 2017.

D. I. Nesterov & M. Yu Fedorova. «Colour Perception in Ancient World.» Düzenleyen Architecture and Technosphere Safety International Conference on Construction. IOP Conference Series: Materials Science and Engineering. Chelyabinsk: IOP Publishing Ltd, 2017. 1-7.

Antik Heykellerin Gerçek Renkleri Nasıl Bulunur? (J.Paul Getty Müzesi / Sanat Eserlerinin Korunması). Hazırlayan KhanAcademyTürkçe. 2015.

Antik Roma'yı Geziyoruz (Dünya Tarihi) (Sanat Tarihi). Hazırlayan KhanAcademyTürkçe. 2021.

REED, CHRISTOPHER. «Dazzlers: Ancients reborn in bright array.» Harvard Magazine, Kasım- Aralık 2007.

Renkli Tanrılar - Goestling Formation . https://tr.kaukustic.de/wiki/Gods_in_Color (Mart 9, 2022 tarihinde erişilmiştir).

Rose-Greenland, Fiona. «Color Perception in Sociology: Materiality and Authenticity at the "Gods in Color" Show.» Sociological Theory (American Sociological Association) 34, no. 2 (June 2016): 81-105.

Small, Zachary. «A Video Game Shows the True Colors of Ancient Greece.» Hyperallergic, 22 Ekim 2018.

Thomas J. Madden, Kelly Hewett and Martin S. Roth. «Managing Images in Different Cultures: A Cross-National Study of Color Meanings and Preferences.» Journal of International Marketing (Sage Publications, Inc. on behalf of American Marketing Association) 8, no. 4 (2000): 90-107.

 

[1] Fiona Rose-Greenland. «Color Perception in Sociology: Materiality and Authenticity at the "Gods in Color" Show.» Sociological Theory (American Sociological Association) 34, no. 2 (June 2016): 90.

[2] Thomas J. Madden, Kelly Hewett and Martin S. Roth. «Managing Images in Different Cultures: A Cross-National Study of Color Meanings and Preferences.» Journal of International Marketing (Sage Publications, Inc. on behalf of American Marketing Association) 8, no. 4 (2000): 93.

[3] Madden et al., 92.

[4] D. I. Nesterov & M. Yu Fedorova. «Colour Perception in Ancient World.» Düzenleyen Architecture and Technosphere Safety International Conference on Construction. IOP Conference Series: Materials Science and Engineering. Chelyabinsk: IOP Publishing Ltd, 2017. 3.

[5] . Nesterov & Fedorova, 5.

[6] Rose-Greenland, 84.

[7] Sarah E. Bond.  «Why We Need to Start Seeing the Classical World in Color.» Hyperallergic, 7 Haziran 2017.

[8] Renkli Tanrılar - Goestling Formation . https://tr.kaukustic.de/wiki/Gods_in_Color (Mart 9, 2022 tarihinde erişilmiştir).

[9] Rose-Greenland, 85.

[10] Rose-Greenland, 87-90.

[11] CHRISTOPHER REED. «Dazzlers: Ancients reborn in bright array.» Harvard Magazine, Kasım- Aralık 2007.

[12] Zachary Small. «A Video Game Shows the True Colors of Ancient Greece.» Hyperallergic, 22 Ekim 2018.


Kaynakça

Bond, Sarah E. «Why We Need to Start Seeing the Classical World in Color.» Hyperallergic, 7 Haziran 2017. D. I. Nesterov & M. Yu Fedorova. «Colour Perception in Ancient World.» Düzenleyen Architecture and Technosphere Safety International Conference on Construction. IOP Conference Series: Materials Science and Engineering. Chelyabinsk: IOP Publishing Ltd, 2017. 1-7. Antik Heykellerin Gerçek Renkleri Nasıl Bulunur? (J.Paul Getty Müzesi / Sanat Eserlerinin Korunması). Hazırlayan KhanAcademyTürkçe. 2015. Antik Roma'yı Geziyoruz (Dünya Tarihi) (Sanat Tarihi). Hazırlayan KhanAcademyTürkçe. 2021. REED, CHRISTOPHER. «Dazzlers: Ancients reborn in bright array.» Harvard Magazine, Kasım- Aralık 2007. Renkli Tanrılar - Goestling Formation . https://tr.kaukustic.de/wiki/Gods_in_Color (Mart 9, 2022 tarihinde erişilmiştir). Rose-Greenland, Fiona. «Color Perception in Sociology: Materiality and Authenticity at the "Gods in Color" Show.» Sociological Theory (American Sociological Association) 34, no. 2 (June 2016): 81-105. Small, Zachary. «A Video Game Shows the True Colors of Ancient Greece.» Hyperallergic, 22 Ekim 2018. Thomas J. Madden, Kelly Hewett and Martin S. Roth. «Managing Images in Different Cultures: A Cross-National Study of Color Meanings and Preferences.» Journal of International Marketing (Sage Publications, Inc. on behalf of American Marketing Association) 8, no. 4 (2000): 90-107.

VİDEOLAR: https://www.youtube.com/watch?v=agYJ4PLM3PI

https://www.youtube.com/watch?v=qHKZYtZjlw4

17-03-2022
İrem Betül Cansever

İrem Betül Cansever

Arkeoloji

Geçmişin tozunu ruhunda taşıyan, geleceğinin şafağında duran bir arkeoloğum. Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden mezun oldum. İlerleyen dönemde akademik hayatımı devam ettirme gayesindeyim.  Bununla beraber, profesyonel olarak arkeoloji dünyasına adım attığımdan beri arkeolojinin toplumdan uzak ve sadece belli bir kesime hitap edebilecek bir alan olduğu algısıyla çokça karşılaştım. Bu algının doğru olmadığı, arkeolojinin aslında ne kadar hayatın içinden gelişen bir alan olduğunun daha görünür kılınabileceğini düşünüyorum. Yazılarımda da olabildiğince bunu mümkün kılmayı hedefliyor olacağım.

betulcansever@hotmail.com

@irembetulcansever