Değimsiz

Değimsiz

A+ A-

Haydar Bey 8.30 dersi nedeniyle bugün biraz erken kalktı. Deliksiz bir uyku mutluluğun sırrıdır diye düşündüğünden odası daima karanlık olurdu. Biyolojik saatinden önce uyanmak da onu hep sinirlendirirdi. Çalmakta olan alarmı hışımla kapatıp yatakta doğruldu. Eşi yanında yoktu, kahvaltı hazırlamaya gitmiş olmalı diye düşündü. Ellerini gerip esnedi, yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Mutfağa indiğinde kahvaltısı hazırdı. Çayını yudumlarken haberleri yokladı, biraz telefonda oyalandı, ardından giyinip okula doğru yollandı.

Haydar Bey hep ne zorluklarla okuduğunu anlatırdı öğrencilerine, anlatırdı ki biraz feyz alsınlar, kendilerini toplasınlar. Gel gör ki Haydar Bey’e göre hiçbir öğrencisi bir baltaya sap olmak için uygun değildi. Ellerindeki telefonlara gömülüyorlar, başka da bir şey görmüyorlardı. Kendisi kolay mı geçmişti o yollardan?

Memur bir baba, ev hanımı bir annenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmişti Haydar Bey. Çocukluğu farklı vilayetlerde geçmiş, ortaokuldan sonra yatılı öğretmen lisesine kayıt olmuştu. Bu dönemlerde yapacak hiçbir şeyi olmadığı için kitap okudu Haydar Bey. Hep okudu, çalıştı. Babasından aldığı üç kuruşun hakkını vermek için hep çabaladı. Üniversiteyi Ankara’da kazandıktan sonra artık bambaşka bir hayata yelken açtığını düşünüyordu. Başkentin sırlarla dolu dünyasına adım attığında bu düşüncesinin ne kadar doğru olduğunu da fark etti. Eşiyle tanışması da bu dönemlere denk geliyordu. Haydar Bey de, eşi Zeliha Hanım da aynı üniversitede okumuşlardı. Hayat da onları işte bu şehre getirmişti. Şimdi de Haydar Bey öğrencilerini “yetiştiriyordu”.

Çalıştığı üniversitede yüksek lisansını da yapmıştı. “Bildiğim, sevdiğim bir yerde kalayım” diye düşündüğünden doktorluğunu da bu okulda devam ettiriyordu. Yaklaşık sekiz senedir bu okulda eğitim veriyor, her sene binlerce öğrencinin hayatına denk geliyordu.

Haydar Bey nihayet okula vardı. Merdivenleri usul usul çıkarak odasına ulaştı. Kullanılmaktan eskimiş ders kitabını aldı, amfinin yolunu tuttu.

Sınıfa girdiğinde neredeyse tüm öğrencilerin gözleri uykuluydu. Aslında onlara kızacaktı fakat kendisi de uykulu olduğu için vazgeçti. Kürsüye geçip sınıf listesini açtı. “Kimde kalmıştık gençler?” diye sordu, cevap beklemeden de “Ayla, gel bakalım çocuğum.” diyerek öğrenciyi çağırdı.

Ayla heyecandan iki büklüm yavaşça kürsüye çıktı ve konuyu anlatmaya başladı. O sırada Ayla’nın heyecanının bile farkına varamayacak kadar meşgul olan Haydar Bey telefonuna gelen mesaj bildirimine bakmış, onu cevaplamış ve ekranı kapatmıştı. Sunumların en fazla 20 dakika olacağını söyleyen Haydar Bey bu süre henüz bitmemişken sözü Ayla’dan aldı. Kendi slaytını açtı ve konuyu okumaya başladı. Nihayet sunum bittiğinde yarım saatlik ara için başta Haydar Bey ardından öğrenciler sınıftan ayrıldı.

 

Haydar Bey odasına çıkıp kantini aradı. Bir çay bir de su istedikten sonra bilgisayarından maillerini kontrol etmeye karar verdi.

Arif ÇAKIR adlı öğrencisinden gelen bir mail dikkatini çekti. Arif, Haydar Bey’i yoran öğrencilerinden biriydi. Arif okulu bitireceği dönem gelmiş ve kendisine annesinin ve babasının boşandığını, evlerini taşımak zorunda kaldıkları için annesini yalnız bırakamadığını, evde küçük kardeşleri de olduğu için onlara baktığını bu nedenle de devamsızlık hakkını doldurduğunu söylemişti. Haydar Bey böyle bahanelere hep kızmıştı. Kendisi de türlü zorluklardan geçmiş, yine de okulunu aksatmamıştı. Aynı özveriyi öğrencilerinden de beklemesi suç muydu sanki? Öğrencisine kibarca kuralları hatırlatıp odadan göndermişti. Arif bu sene de ödev teslim tarihinde ödevini getirmemiş, kendisine mail atmıştı. Uzatma öğrencisi olduğu için ödevi saat 17.00’den önce teslim etmesi gerektiğini kimse ona söylememiş, resmi sitede de sınav saati 17.00 olduğu için o saatte gelmiş fakat kendisini bulamamış. Bahaneler, bahaneler, bahaneler... Haydar Bey ise Arif’in notunu çoktan vermişti. Şimdi ne bahane uyduracak acaba diye düşünerek maili okumaya başladı Haydar Bey.

“İyi günler “öğretmenim”,

Uzun zamandır düşünmekte olduğum kararı sonunda verdim. Yıllarca aileme destek olabilmek istedim. Kendimi hep en zoruna, en kötüsüne hazırladım. Hem okudum hem çalıştım sonunda üniversiteye girdim. Hedefim iyi bir öğretmen olarak öğrencilerimin hayatına dokunmaktı. Çünkü her bir öğrenci el değmemiş birer hazine aslında. Bize hep böyle gidersek bir baltaya sap olamayacağımızı söylerdiniz. Fakat unuttuğunuz bir şey var öğretmenim. Biz baltanın sapı olacak ağaçlarsak sizler de o ağacı sap haline getirecek marangozlarsınız. Bizi unuttunuz öğretmenim. Marangoz olduğunuzu unuttuğunuz gibi. Bu yüzden artık vaktinizi sadece bizleri eleştirmekle geçiriyorsunuz. Hep düşündüm. Nasıl bütün sınıf sizin dersinizden düşük not alabilir? Okuduğunuz slaytların hepsini ezberledik. Sonra fark ettim, bize ezber değil saf bilgi lazımdı. Bizden saf bilgiyi esirgediniz. Ben gidiyorum fakat daha denk geleceğiniz binlerce öğrenci var. Sizden ricam onlara sadece denk gelmemeniz. Onların hayatlarına dokunmanız, hayatlarını güzelleştirmeniz, renklendirmeniz... Daha önce hiç ortaokulda öğretmenlik yapmamış bir öğretmenin ortaokulda öğretmenlik yapacak öğrenciler yetiştirdiği bu sistemi hiçbir zaman anlamayacağım. Sağlıkla kalın.”

 

 

İlknur SAMUR DAĞTEKİN

05-07-2022
İlknur Dağtekin

İlknur Dağtekin

Türkçe Öğretmeni

Ben İlknur. Burada kendimden bir parça bulduğum, sevdiğim, sevmediğim şeyleri kalemimle anlatmaya çalışacağım. Kalemimin ruhunuza dokunması dileğiyle…

ilknursaa@gmail.com

Diğer Yazıları

Bu yazılar da ilginizi çekebilir