Güçlü Psikoloji Ⅰ

Güçlü Psikoloji Ⅰ

A+ A-

Birçok psikolog sosyal medyada çeşitli psikolojik konularda videolar çekip yazılar yazıyor. Günümüz şartlarında neredeyse herkesin psikolojik sorunlar yaşadığı fakat terapi masraflarına bütçe ayıramadığı düşünüldüğünde bunlara ulaşmak harika bir nimet. Ben de zamanında bu nimetlerden faydalanmaya çalıştım. Birçok popüler psikoloğun videolarına ulaştım fakat çok bir fayda göremedim. Hemen hemen hepsi sadece yaşanılan sorunları açıklıyordu, çözüm yolu sunmuyordu. Asıl önemli nokta zaten çözüm yoluydu.
Bundan yıllar önce obsesif kompulsif bozukluk üzerine kaynak araştırırken Ömer Güçlü'ye rastladım. Genel psikolojinin yanında özellikle obsesif kompulsif bozukluk hakkında detaylı videolar yayınlamıştı. Yıllardır güçlü takıntılarla baş etmeye çalışıp kendini hep diken üstünde hisseden ben, hayatımın en rahat günlerini yaşamıştım. Bunun üzerine bir de kitap çıkardığını duydum. Gözüm kapalı sipariş verdim. Bu yazıda Ömer Güçlü'nün "Kendi Kendime Terapi" adlı kitabını referans alarak sağlam bir psikolojinin püf noktaları üzerinde duracağım. E biraz da onu öveceğim.
Ömer Güçlü 1986 yılında Kayseri'de orta halli bir ailede dünyaya gelen, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesinde tamamladıktan sonra Ankara'da bireysel terapiler vermeye başlayan bir psikolojik danışman. Kendisini hiç tanımadım, hiç görmedim. Samimi diliyle, kendi hayatından örnekler verişiyle, çözüm yolu gösterişiyle, hayatı olduğu gibi kabul edişiyle, yaşam karşısındaki cesaretli duruşuyla benim üzerimde çok tesiri olmuş bir yol gösterici. O yüzden onu daha fazla kişiye ulaştırmak için heyecan duyuyorum.
Kitabının her bölümünün ayrı bir terapi niteliğinde olduğunu söyleyerek güçlü psikoloji için özellikle birkaç noktanın üzerinde duruyor. Peki neler gerekiyor güçlü psikoloji için?
AKIŞI DEVAM ETTİRMEK
Ömer Güçlü'ye göre bir insanın psikolojisinin bozuk olduğunu gösteren en önemli işaret hayatının akışını devam ettirememesi. Üzücü bir olay, kötü geçirilen bir gün elbette insanın moralini düşürür fakat başımıza üzücü olaylar geldi diye sabah kalkıp kendimize çay demlemeyi, kahvaltı hazırlamayı, rutinlerimize ayak uydurmayı bırakmışsak bu ciddi bir tehlikedir. Ben de bu maddeye çok dikkat ederim. Ne olursa olsun rutinlerime devam etmeye çalışırım. Kötü ruh halim geçmese bile günlük işlerimi yerine getirmek hem hayatımın düzenini bozmamış olur hem de kontrolün benim elimde olduğunu hissettirir. İnsanın hayatında bazı dönüm noktaları olabilir, akışı her gün devam ettirmekte zorlandığı zamanlar olabilir bunu da yadırgamamak lazım ondan bahsetmiyorum ama o süreyi fazla aşmamaya özen gösterilmeli.
DUYGU VE DÜŞÜNCELERLE SAVAŞMAMAK
Sadi Şirazi'ye "İnsan nedir?" diye sormuşlar. O da "İnsan, üç beş damla kan, binbir endişedir."demiş. Özellikle anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk yaşayanlar bu sözü çok iyi anlayabilir. Aslında günlük hayatta her insanın zihnine sayısız düşünce gelir ve gider. OKB'li bireylerin farkı o düşünceleri aşırı derecede ciddiye almasıdır.Durum böyle olunca da kişinin hayatını kendisi değil OKB yönetmeye başlar. Hayatta başlarına gelme ihtimali çok düşük olan olayların bile endişesini yaşarlar. Her anları endişe, kaygıyla dolarken hayatı yaşamayı unuturlar. Takıntılı düşüncelerin zihinlerini terk etmesi için ellerinden geleni yaparlar fakat görürler ki onlardan kurtulmaya çalıştıkça daha çok o çukura batarlar. Peki nedir bunun yolu? SAVAŞMAYI BIRAKMAK. Düşüncelerimizden büyük olduğumuzu kabul etmek. Onları kovmaya çalışmamak. Onları sadece izlemek ve geçip gitmelerine izin vermek. Onların sadece basit  bir düşünce olduğunun bilincinde yaşamak.
İnsanlar genelde olumlu duyguları aşırı sahiplenip olumsuz duygulardan hemen kurtulmaya çalışırlar.Kötü ruh hali onları yakaladığı zaman ani bir panikle "Ben şu an bunu hissetmemeliyim"gibi bir algıya kapılırlar.Halbuki olumlu duyguların değerini belirleyen yine olumsuz duygulardır. Hüzün olmasaydı sevincin bir kıymeti olur muydu? Hep mutlu olsaydık hep iyi şeyler yaşasaydık iyinin bir kıymeti olur muydu? Her şey birbiriyle kıymetli. Her duygu çoğu zaman sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelse de gelip geçici. Bunun bilincinde olup sadece hayatı ve duyguları deneyimlemeye odaklandığımızda keyif almaya başlarız. Amacımız yaşamla savaşmak değil yaşamla dans etmek.
Psikolojiye yön veren önemli isimlerden biri, analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung bile takıntılı düşüncelerden muzdaripmiş. Zihnine gelen takıntılı düşüncelerden ötürü neredeyse intihar edecekmiş. Sonra önemli bir aydınlanma yaşamış. "İnsanoğlu, takıntılı düşüncelerin gelmesine uygun bir formda yaratılmıştır. "Bunu kabullenerek kendi kendiyle yaptığı ve kazananın asla olmayacağı bu savaşı bırakmış. Duyguların geçip gitmesine izin vermiş.
Yazımızın ikinci bölümünde görüşmek üzere.

 

13-06-2024
Gül Öz

Gül Öz

Edebiyat

Merhaba ben Gül Öz. Antalyalıyım. Hacettepe Üniversitesinden mezun oldum. Okuyorum, yazıyorum ve değerlendiriyorum.

gulozze78@gmail.com

@gulozze