Kahve Tüketiminin Douglas ve Marx’a göre Değerlendirilmesi

Kahve Tüketiminin Douglas ve Marx’a göre Değerlendirilmesi

A+ A-

Değerlendirmek için hangi tüketim maddesini seçeceğime karar vermemişken bir içerik üreticisinin videosuyla karşılaştım. Kahveyle ilgili çoğu yerde bulabileceğimiz bilgilerden oluşan bu videoyu konuşmacı tam olarak şu cümlelerle bitirdi: “...İyi kahvecinin olduğu mahalle mutlaka iyi oluyor, etrafında güzel şeyler bulabiliyorsun. İyi kahveci varsa iyi insanlar orada yaşıyordur. İyi insanların yaşadığı yerde ise her şey iyidir. İstanbul’da bile bu böyle. İyi kahveci bulduğunuz zaman orada karşılaştığınız kişilerle böyle benzer zevkleri yakalamak mümkün oluyor.”. İçilen bir kahvenin veya gidilen mekânın birçok şey ile bu denli ilişkili olduğu fikri, benim için oldukça iyi bir başlangıç noktası oldu. Bu cümlelerin Douglas’ın maddenin kullanımına ilişkin geliştirdiği ilişki ağına güzel bir örnek olduğuna inanıyorum. Bu örnekte ön planda görünen kahve olsa da aslında tam olarak kendi gibi olan insanlarla nasıl bağ kurduğunu, onlara ulaşım şeklini, genellikle böyle ortamlara yurtdışında ulaşabildiğini, kısaca örgütlenme ve pratiklerini aktarmış oluyor. Bunun sıklığı ve sürekli yinelenmesi ise tüketim ritüellerini oluşturuyor.

Kahve, bu ritüellerin işaretleme hizmetini verir. Büyük kahve zincirlerini düşündüğümüzde, ilk defa buradan bir kahve almak isteyen biri için sipariş vermek oldukça karmaşık ve çözümlemesi zor gelecektir. Self servisle tanışmamış bir tüketici için ilk sorun garson beklemek olacakken diğeri ise bu kahve kültürünün oluşturduğu dilden tamamen yoksun olduğu için siparişi nasıl vereceğine dair yaşayacağı kafa karışıklığıdır. Bu işaretlere aşina olan biri için dünyanın herhangi bir yerindeki büyük kahve zincirine gitse bile sıkıntı yaşamadan işaretleri okuyabilecek, gittiği yerde de az-çok kendi gibi birçok insana ulaşabilecektir. Belirlenen günlerde kahve içmek, gün içerisinde bu faaliyet için belli bir zaman belirlemek kendi gibi olanlar ile bir araya gelerek bilgi aktarımı gerçekleştiren bu insanlar için bir grup yapısını, kural ve işleyişlerinin homojenliği ya da kapalılık boyutu göz önüne alındığında ise tüketim cemaatini oluşturdukları söylenebilir.

Bu şekilde tüketim nesneleri, bir topluluğu kim bizden kim bizden değil şeklinde tüketim üzerinden bir ayrıma götürmüş olur. Bu işaretleme içerisinde simgesel bir arınmayı barındırırken sınıf veya tabakayı oluşturabileceğini düşünüyorum. Çünkü herkes her tüketim nesnesini aynı biçimde okuyamaz. Douglas burada şifreleme kavramından bahsetmektedir. Şifreleme kavramı her işaretin her zaman açık olamayacağını belirtmek için kullanılmıştır ve bu sebeple tüketimin anlamlı olabilmesi için şifreyi bilen biri tarafından gerçekleştirilmesi gerekir.

Rasyonel tüketim kavramıyla Douglas’ın kavramlarından Marx’ın yabancılaşmış emek kavramına geçebileceğimi düşünüyorum. Rasyonelleşme, Weber’in deyimiyle dünyanın büyüsünü bozmuşur. İşte tam olarak rasyonel tüketici bana göre değerlerinden ve hatta kimliğinden uzaklaşarak büyüsünü kaybetmiş, kapitalist sistem içerisinde bireyselleşmiş, sadece kendi ihtiyaç ve isteklerine yoğunlaşan ve bu doğrultuda tüm hayatını şekillendiren insanlardır. Bu ürünü seçmemdeki ana neden aslında tam olarak yeni neslin kahve tüketiminin, rasyonel tüketici kavramının içini doldurmasındandır. Sosyal hayatın içerisinde kahve tüketimi belli bir kesim tarafından özentilik olarak nitelendirilirken, diğerleri için güne başlama ritüeli olacak kadar normalleşmiştir.  Özellikle 15- 24 yaş arası grup, durumu olsun veya olmasın, öznel olarak kahve tüketimine gıpta etmektedirler ve onu tüketememenin mahrumiyetini yaşamaktadırlar. Nesnel olarak ise sahip olma duygusu içerisindedirler. Buradaki sahiplik olgusu sadece günümüzde kahve markalarının getirdiği sınıfsal yükselme isteğine bağlanabilir. Çünkü bu yaş gruplarının en çok zaman geçirdiği alan sosyal medyadır ve özellikle sosyal medyada kahve ve belli birkaç adet kahve markasının güzellemesini yapanlar ile aksine onun sadece kapitalizm ve popüler kültürün dayatması olduğunu düşünenler arasında, çatışmalı ve dolayısıyla çok yakın bir iletişim vardır. Bana kalırsa gençler için en önemli olan şey bu iletişimin içerisinde yer alabilme gayretidir.

Kahvenin hem Dünya’da hem de Türkiye’de kapladığı alanın giderek artmakta olduğunu söylemek mümkün. Her geçen yıl daha büyük bir alanda, farklı çekirdeklerin ve değişik demleme stillerinin tanıtıldığı kahve festivalleri gerçekleştiriliyor. Bu da bize sistemin tüketimi devam ettirebilmek için sınıf ayırmaktan ziyade her kesimi davet ederek üretimi sürdürebilinecek son noktaya kadar kullanma gayretinde olduğunu göstermeli. Peki bunca yoğun tüketim talebi varken üretim hangi koşullarda gerçekleştiriliyor? Üretici hakkını alabiliyor mu? Sömürü ve yabancılaşma hala söz konusu mu?

Bunu yakın geçmişe ait bir belgeyle ilişkilendirerek açıklamak istiyorum. 03 Mart 2020 tarihinde Channel 4 kanalında büyük kahve zincirlerinin üretim aşamalarını ele alan bir belgesel yayınlandı. Belgeselde bu firmalar için çekirdek üretimi yapan çiftliklere ziyaret gerçekleştirilmiş ve ne yazık ki 13 yaşından küçük birçok çocuk işçiyle karşılaşılmış.

Sadece bununla da sınırlı değil elbette günlüğü ortalama 5 pounda haftada 6 gün 8’er saat çalışıyorlarmış. Tahmini bir rakama göre bir fincan kahveden bu büyük kahve zinciri 88 peni kazanırken işçi 1 peni kazanıyormuş. Çalıştırılan çocuklar tamamen yabancılaşmış emeğin yaşayan örnekleridir. Çocuk, emeği üzerinden kar elde edilen bir nesne, meta haline gelmiştir. Eğitim olanaklarını kullanamayan bu çocuklardan hayata, kendilerine ve ürettiklerine yabancılaşmamasını beklemek oldukça saçma bir düşüncedir. Tabi oldukça olumsuz geri dönüşle karşılaşan bu kahve zincirinin üst düzey yetkilileri bir videolu açıklama paylaşarak asla bunun gerçek olamayacağını, çocuk işçiliğine toleranslarının sıfır olduğuna dair bir açıklama yapmak zorunda kalmışlardır. Başka bir örnekse meşhur kakao üreticilerinin ilk defa çikolata yediği videodur. Bu üreticiler kendileri için üretmediklerinden ürettiklerine yabancılaşmış, mutsuz ne yaptığından ve yaptığının neye dönüşeceğinden habersiz mecbur oldukları için çalışan insanlardan oluşmaktadır.

Bu koşullar altında en büyük sorun yabancılaşan işçi probleminden ziyade bilincini yitiren tüketicinin ısrarıdır.  İşçiler bunca yıldır verdikleri mücadelede başarılı olamadılarsa sebebini tüketici olarak kendimizde aramalıyız.

 

 


Kaynakça

Görseller: www.pexels.com

1. DOUGLAS, Mary (1999), Tüketim Antropolojisi, Çev. Erden Atilla Aytekin, Dost Kitapevi Yayınları, Ankara.

2. KARL, Marx, 1884 El Yazmaları, Çev. Murat Belge, Birikim Yayınları, İstanbul, 2017.

3.Senemoğlu, A. (2017), Tüketim, Tüketim Toplumu ve Tüketim Kültürü: Karşılaştırmalı Bir Analiz, İnsan ve İnsan Dergisi, Sayı:12

4.“Dispatches Starbucks and Nespresso Truth About of Coffee”, Channel 4, https://www.youtube.com/watch?v=h7R0IJl2aZo https://www.channel4.com/programmes/dispatches/on-demand/67256-001

5.NespressoYetkililerininAçıklaması, https://www.nestle-nespresso.com/newsandfeatures/Upcoming-TV-Show-Dispatches-on-Channel-4-UK 6. https://www.youtube.com/watch?v=dQIVenWyxTs 7. https://www.youtube.com/watch?v=sBX7ES_dwUI (20:11-20:35)

25-10-2021
Feyzanur Atmaca

Feyzanur Atmaca

Sosyolog

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümü mezunudur. Tüketim ve eğitim konularında araştırma yapmaktadır.

feyzatmaca97@gmail.com

fatimaatmaca