Ne Yersen Osun

Ne Yersen Osun

A+ A-

İnsanlar hayatta kalabilmek için yemek ve içmek zorundadır. Bu ihtiyaç diğer tüm ihtiyaçlarımızdan önce gelir. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde de yer verdiği gibi yemek yemek gibi fizyolojik ihtiyaçlarımız sosyal ihtiyaçlarımızın veya güvenlik ihtiyacımızın önünde yer alır. Peki fizyolojik olarak zorunluluk olarak gerçekleştirdiğimiz yemek eylemi tamamen bireysel bir şey midir? Yoksa temel ihtiyaçlarımızın altında toplumsal bir bağlam var mıdır?

Yediğimiz yemek kültürden kültüre farklılık gösterir. Örneğin bir kültürde böcek yemek oldukça yaygın ve 'normal' bir davranışken başka bir kültürde böcek yemek şöyle dursun, yediğimiz yiyeceğin içinden böcek çıkması kabul edilemez. Yemeği aldığımız yere durumu bildirir muhtemelen oradan uzun bir süre veya artık hiç yemek almayız. Oysa Kore'de köpek eti tüketilmesi, Amerika'da barbekü yapılması kadar sıradan bir eylemdir. Bu örnekleri incelediğimizde yediğimiz yemeğin ne kadar toplumsal ve kültürel olarak farklılık gösteren bir tüketim unsuru olduğunu görebiliriz. Yediğimiz yemek maddi kültürün bir parçasıyken o ürünü ne şekilde tükettiğimiz maddi olmayan kültürün bir parçasıdır.Uzak Doğu'da çubuklarla, Orta Doğu'da elle yemek yemek kültürün bir parçasıyken Batı'da çatal ve bıçak kullanıldığını görürüz.

Yediğimiz yemekler sadece zaman, mekan ve kültür bağlamında farklılık göstermez, bireysel olarak kimliklerimizin belirlenmesinde de oldukça etkilidir. Örneğin fast-food yiyeceklerden biri olan hamburger, çok kişisel bir ürün haline getirilebilir. Nasıl mı? Kişisel tercihlerimizle. Hamburger sipariş ederken tercih ettiğimiz et cinsi, sos çeşidi ,ekstra olarak yanına istediğimiz atıştırmalıklar ve içecek tamamen bireysel zevklerimizin ürünüdür.

Ne zaman bir şey yesek aslında kültürümüzün bir parçasını tüketiriz. Yiyecekleri sosyolojik olarak incelemek de üretim ve tüketim süreçlerini anlamamıza yardımcı olur. Araştırıldığı zaman üretim sürecinde endüstriyel et üretimi, hormon ve antibiyotiklerin kullanımı, karbon salınımı ve iklim krizi gibi sosyal ve çevresel sorunların varlığı bizi oldukça rahatsız edecektir. Bu durum ise yediğimiz yiyeceğin maliyetinin aslında ödediğimizden katbekat fazla olduğunu görmemizi sağlar. Rahatsız edici bu süreçlerden geçen ürünler, gıda güvensizliğine neden olmaktadır. Gelişmemiş ülkelerde açlık ve yetersiz beslenme bir sorunken gelişmiş ülkelerde gıda güvensizliği ve israfı bir sorundur. Araştırmalar gıda israfının  büyük bir bölümünün tüketim aşamasında gerçekleştiği sonucuna varmıştır.

Peki sosyoloji teorisyenleri yemekle ilgili ne düşünüyor? Günümüz kapitalist tüketim sistemini en iyi anlatan belki de Karl Marx'ın yemeğe bakış açısıdır. Marx, toplumdaki çatışma üzerine odaklanır ve üretim sürecinin bizden gizlendiği düşüncesini öne atar. Meta fetişizmi kavramı, Marx'ın teorisinin anahtarıdır. Meta fetişizmi, toplumsal bağlamların diğer yönlerini göz ardı edecek kadar bir güçle bir noktaya odaklanılmasını ifade eder. Marx da üretim aşamasındaki emek sömürüsü, bireyin kendine yabancılaşması süreçlerin bizden gizlendiğine dikkat çeker. Biz marketten bir ürün alırken veya bir mekanda yemek yerken sadece orada var olan ürünle ilgileniriz. Nereden ve ne aşamalardan geçerek bize ulaştığını göz ardı ederiz ve Marx'a göre bu durum kapitalizmin bir sonucudur. Bir çikolata satın alırken üretiminde kullanılan kakaonun gelişmemiş ülkelerdeki işçilerin ne kadar kötü koşullarda, uzun saatler ve az ücret karşılığında çalıştığı aklımıza gelmez veya bildiğimiz halde o ürünü satın alırken bunu göz ardı ederiz.

Sosyolojinin bu konudaki görevi bireylerin sorumluluk sahibi olduğuna dikkat çekmektir. Sorumluluk,farkında olmayı gerektirir. Biz bir yiyeceği tüketirken geçmişini yani hangi süreçlerden geçtiğini bilmeliyiz. Ancak sadece geçmişi bilmek yetersiz kalacaktır. Geleceği düşünerek üretim süreçlerinin veya tükettiğimiz ürünün bize ve nasıl bir geri dönüş sağlayacağını irdelemek gerekmektedir. Aslında yediğimiz yiyeceklerin hepsinin rahatsız edici süreçlerden geçtiğinin farkına vardığımız andan itibaren daha bilinçli, çevreye duyarlı, geleceğini ve geleceğimizi düşünen bir tüketici olmamız mümkün olacaktır.

 

 


Kaynakça

Kitap: Introducıng Socıology Using The Stuff Of Everday Life,Part I 'Surviving İn Consumer Culture' Görsel: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/urun-ile-bakkal-sepeti-1005638/

13-10-2021
Feyza Tezcan

Feyza Tezcan

Sosyolog

Merhaba. Ben Feyza Tezcan. İstanbulluyum. Gazi Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Şu an Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde sosyoloji üzerine yüksek lisansımı yapmaktayım. Okumaktan, araştırmaktan ve irdelemekten oldukça keyif alırım. Sonsuz keyif aldığım bir şey var ki o da yazmak. Zihnimden kelimelere aktardıklarımı paylaşmak için buradayım.

feyzatezcan0@gmail.com

https://www.instagram.com/feyzatezcaan/