Yansımalar

Yansımalar

A+ A-

Bir gün balkon penceresinden efil efil esen rüzgar aniden kızmış olacak ki,  hırçınlığını uzun tül perdeleri savurarak gösterdi.  Oturdum, düşündüm, izledim, bunun sonu nereye varacak diye. Hızını alamamış ki saçlarıma uğramadan edemedi. Durdum, düzelttim saçlarımı. Ne kadar engel olmaya çalışabilirdim ki? Bir kere hissettim dirayetli olacağını. Bir an gözüm korkmadı değil. Buna rağmen karşımdaki bir insanmış gibi savaşmak istedim. Adeta tüm yenilgilerimin hırsını çıkarmak istercesine… Derin bir nefes aldım ve baktım. Karşımdaki bir insan değildi. Ben ise bilinçaltıma yenik düşerek ona insan muamelesi yapmıştım. Saçlarımı kulağımın arkasına aldım. Öfkemin her bir zerresi, yüzümün şekilden şekle girmesiyle ter olarak süzülüyordu. Rüzgarın umurunda bile değildi. Esintisini suratıma bir kırbaç gibi vurup süzülen öfkemi suratıma geri püskürtüyordu. Bu acıyla daha da öfkelendim. Çare bu değildi, farkına vardım. Benden büyük bir gücü emrim altına alamayınca tabi... Yenilgiyi kabul etmiştim ama içimde öfkeden kaynaklanan bir diğer duygu olan kıskançlık tüm bunlara katlanma sebebim olurken içten içe intikamımı kamçılıyordu. Ben intikam yeminleri ederken, bir başka savurucu etken kendini gösterdi. Bir sallantı hissettim. Hemen ayağa kalktım. Anladım bu depremdi. Bu sefer olmaz dedim. Yerin altı beni içine çekmek için sabırsızlanıyordu. Ben ant içip, ayakta dimdik duracaktım. Öyle de oldu. Ben yıkılmayayım diye çabalarken deprem her bir hücremi birbirinden ayırmak için var gücüyle savaştı. Sonunda kazanan kim oldu derseniz, bilmiyorum. Ayaktaydım ama beni ben yapan her bir özelliğimi kaybetmiş gibiydim. Anlamıştım. Deprem de benden büyüktü. Çıkmak için yeltendim. Ruhum bedenimi terk etmediği için şükretmeliydim. Sokaklarda kaybolan benliğime baktım. O sırada tanıdık yüzlerle karşılaştım. Benden bir şey koparmak veya bana zarar vermekten korkmayanlarla. Kaçtım. Buldular, etrafımı çevirdiler. Tektim. Ve inanır mısın savaşmak zorunda kalmak hiç bu kadar hoşuma gitmemişti. Yüzlercesi bana meydan okudu. Aralarından en güçlüsüyle kapışmak istedim. Çıktı karşıma. Baktım, karşımda beni gördüm. Hepsinin yüzüne dönüp tek tek baktım. Aslında o kadar bütünleşmişim ki onlarla, tıpatıp ben olmuşlar.  Her birinde ayrı ayrı yansımam vardı. Karşımdaki ise öfkemin ve intikamımın temsiliydi. Ben, bana karşı savaşıyor gibiydim. Tutuştuk kavgaya. Her bir vuruşunda, yerin katmanları arasında süzülüyordum. Gözlerimi açtım. Rüzgardan ve depremden sonra güçlenmiş olmalıyım ki, haykırarak düştüğüm yerden kalkıp üzerine atladım. Karşımda gücünü yitirmekte olan benin suratının benim ve başka suratlar arasında gidip geldiğini gördüm. Anladım, bu ben değildim. Bana ait birkaç şeyi üzerine takınmış, beni yansıtıyormuş gibi görünen yanılsamalardan ibaretmiş. Sanki her bir düşüncem nesnel bir objeye dönüşmek istemiş(paylaşmak istemediklerim de dahil). Hal böyle olunca da bana ait olan benim gibi mi görünmek istemiş?

Şimdi anladım. En başta savaşmaya çalıştığım rüzgar da deprem de bana meydan okumaya çalışan doğa olayları değildi. Hepsini ben yaratmıştım. Hatta şu an savaştığım benler de öyleydi. Ne çok düşünce biriktirmişim de hepsi öylece ortaya çıkıvermiş. Bunları ben yaptıysam, şu anki ben gerçeği temsil ediyor muyum?  

Ben bunu anlamaya çalışırken, gücünü toplayan yansımam yüzlercesini de yanına alarak üzerime çullandı.  Bir anda kendimi bir vitrinin karşısında kendisini tekrar eden illüzyon tablosuna bakarken halüsinasyon görmüş bir halde buldum.

Tüm bunlar bir anlık düşüncelerimin yoğunlaştırılmış bir paketi gibiydi. Kim bilir o tabloya bakarken ilk ne düşündüm?  Bu düşünceler kafamın içindeydi ve bedenim dışarıya donuk bir ben yansıtıyordu. Söylesene ben hep mi böyleydim?  

 

 

 

14-01-2022
Eylem Aktaş

Eylem Aktaş

Hayatın İçinden

Radyoloji ve Nükleer Tıp alanlarında eğitim almış öğrenmeye hevesli, gelişime açık, değişen dünyanın hızına yetişmeye çalışan ve karşılaştığı her bir bilgide, yeni yerler keşfeden bir gezginin hissettiği hayranlığı, ruhunda yaşayan biri.

aktas.eylemmm@gmail.com