İyilik Özünde Bencillik Midir?

İyilik Özünde Bencillik Midir?

A+ A-

İyiliğin insanlığın üzerindeki etkileri yadsınamayacak derece fazladır. Bu değer vicdani duygulara hükmetme isteğinden doğmuştur.  Bu hükümranlık gücünü sevgiden alır. İnsanlığın içine serpilen sevgi tomurcukları doğrudan veya dolaylı yoldan büyüyüp yeşerir. Yaşamın belli bir döneminden sonra kendini sürekli yenileme ihtiyacına girişen tomurcuk yolun başına nasıl çıktıysa yolun geri kalanını da bu ettirgenlerle devam ettirecektir. Kendi yerini bulduğunda bir başka serpilmiş duygu olan vicdanı besleyecek ve beslenen vicdan homurdandığı sırada kıpırdaşmalar meydana getirecek. Bu kıpırdanmalar iyiliği dürterek onu olması gereken zorunluluğa itecektir.  Bakalım taht mücadelesinin kazananı iyilik vazifesini yerine nasıl getirecektir?

Kendimizle ilgili her bir adımda bir karar verme aşamasında oluyoruz. Aşamaları geçtikçe kendimizi daha çok düşünmeye başlayıp, kişiliklerimizi ortaya koyuyoruz. Kişiliklerimiz bir ikileme girdiğinde karşılarına “Hangi yol daha kestirme?” algısı çıkıyor. Bu algının değerlendirilmesi kişinin kendine uygun olanı seçmesinden geçiyor. Kendine uygun olanı seçme, bizi bu serüvende faydacılığa yönlendiriyor. Her bir adımda en iyisini kendine istemek kötü müdür? Kendini mutlu etmek, kendini geliştirmek kendisi için vazgeçmek ya da başlamak… Böyle bakıldığında kısa yolu tercih etmek en iyisidir. Tabi olaylara, zamana, kişilere göre değişkenlik gösterdiğinde algı hemen yön değiştirip söz konusu iyiliğin, özünde çıkarcılık için yapılıp bencilliğe dönüştüğünü ortaya koyar.

İyilik özünde bencillik midir?

Evet öyledir.

Vicdanın yönlendirmesiyle ve işin içine merhametin de girmesiyle acıma duygusu oluşur. Bu acıma duygusu iyilik yapmayı emreder. İyilik gerçekleşince rahatlama olur ve mutluluk tamamına erer. Sonuca bakıldığında, insan mutlu olmak için iyilik yapar. Mutluluğu için kendi faydacılığından yararlanır.

Hayır öyle değildir.

Vicdanın her zaman devrede olması bu cevabı biraz zorlaştırıyor.

Kelebek etkisinden yola çıkarak bir yorum yapalım;

Birinin kaleme ihtiyacı var ve yanında da güzel bir kalemi olan biri var. Dayanamayıp ödünç veriyor. Tabi işi bitince kendisine geri vermesini istiyor. Kalemin ona geri geleceğini düşünerek ödünç veriyor. Kalemi alan o birinin aklına bir fikir geliyor. Bu kalemin değerli olduğunu ve bunun gibi birçok kalemin çok işe yarayacağını düşünerekten kaleme ihtiyacı olduğunu söyleyip birilerinden sürekli kalem alıyor.  Derken o biri birçoğu kişiden aldığı özel kalemleri satıyor. Bir sürü parası oluyor ve bu onu mutlu ediyor ve ortalıktan kayboluyor. Başlangıçta kendi özel kalemini vermiş olan diğer biri kaleminin geri gelmesini beklerken kalemi hiç geri gelmiyor. Kalemi verdiği birinin ondan sonra herkese böyle yaptığını öğreniyor. Başlangıçta yapmış olduğu iyiliğin nasıl bir işe yol açtığını düşünüyor.

Biz de düşünelim;

Kalemi, vicdanı rahat etsin diye merhamet ederek ödünç verdi. Vicdanı rahatlayınca mutlu oldu ya da  mutlu olmak için kalemi verdi. İyiliğin sonucunda kalemini geri alıp mutluluğunu tamama erdirecekken mutluluğu yarım kaldı ve durum artık değiştiremeyeceği bir hale büründü olayın sonucunda bir şey yapamayacak ve kalemleri satan o biri, başlangıçta edindiği tecrübenin sonucuyla mutlu olacak. Kalem yerine gelmeyecek, birinden de hesap soramayacak, kendini düşünecek fakat elinden bir şey geldiğini düşünse dahi yine bir şey yapamayacak. Sürekli bir şey yapma eğilimde olursa kendini mutlu edecek ama asıl suçluyla hiç bir zaman yüzleşemeyecek. Basitçe bakıldığında, bu girişimi yapmaya devam eden biri kendi için yapmaya devam edecek ama o diğer birine ulaşamadığı için oradaki eylemi eksik kalacak.

Yapılacak iyiliğin bir faydacılığını görmek için yapılması ve gidişatın ise kaosla sonuçlanması bir nebze bencillik olmayabilir. Çünkü başlangıçta yine faydacılık vardır ama tamamının bencillikle sonuçlandığı bir durum yoktur. Yapılan her iyiliğin sonucu takip edilemeyeceği gibi iyiliği yapan etkenin her zaman olayın sonucunu kendine çevirme şansı da yoktur.

Ya da bu daha kuvvetli gördüğüm bir başka açıdan bakalım;

İyiliği yapan bir etken vardır. Bu etken, yaptığı iyiliği ödünç vermiştir ve bunu iyiliği yaptığı diğer etkenden belli bir süre sonra geri almak istediğini vurgular. Peki, iyiliği yapan etken ortadan kalkarsa ne olur? Aynı örnekten devam ederek cevaplamaya çalışalım;

Birinin kaleme ihtiyacı var birinden kalem istiyor. O birinin de kendince özel bir kalemi var. Dayanamayıp ödünç veriyor -Bunu vicdandan merhametten ya da acımadan dolayı yapıyor vs. ne derseniz deyin-  Tabi işi bitince kendisine geri vermesini istiyor. Kalemin ona geri geleceğini düşünerek ödünç veriyor.

Kalemi işi bitince sahibine geri vermek isteyen birimiz o diğer birimizi bulamıyor. Belki kalemden gerçekten vazgeçti. Belki gelip sonra alacak. Belki de göçüp gitmiştir başka diyarlara ya da herkesin bir gün gideceği diyara.

Ben söyleyeyim:

Aradığınız birimize şu anda ulaşılamıyor. Daha sonra aramayın. Çünkü hala yoksa yoktur.

Kalem kaldı mı birimizde? Evet! O birimiz kalemi sahibine veremedi. Hâlbuki bir kalemi oldu ve kalemi çok sevdi. Bu onu mutlu etti. Kalemin sahibi birimiz ortada yok ve kalemini alamadı ama yaptığı iyilik hala devam ediyor. Yaptığı iyilikten soyut uygulamalarda bulunacak bir etken ortada olmadığına göre bu soyutluğu taçlandıracak tek şey iyiliğin kendisi olacaktır.

 Belki de saf iyilik somut iyiliği yapan etkenlerin ortadan kalkmasıyla oluşan soyut iyilikten başkası olmamıştır.

02-10-2021
Eylem Aktaş

Eylem Aktaş

Hayatın İçinden

Radyoloji ve Nükleer Tıp alanlarında eğitim almış öğrenmeye hevesli, gelişime açık, değişen dünyanın hızına yetişmeye çalışan ve karşılaştığı her bir bilgide, yeni yerler keşfeden bir gezginin hissettiği hayranlığı, ruhunda yaşayan biri.

aktas.eylemmm@gmail.com