Kurgunun Büyüsü ve Kaçıştaki Yaratıcı İsyan

Kurgunun Büyüsü ve Kaçıştaki Yaratıcı İsyan

A+ A-

Niçin yüzyıllardır önce sözlü daha sonra yazılı anlatımlarda kurgu vazgeçilmez bir öneme sahiptir ? Kurguda insanı çeken ne? Tabiki bu soruyu ilk kez ben sormuş değilim fakat fantastik kurgu bağımlısı biri olarak bu soruyu kendime sık sık soruyorum: seni bu kadar kendine çeken, etkileyen, büyüleyen şey ne? Bu sorunun cevabını arar ve insanın kurguya duyduğu ihtiyaç üzerine yazmayı düşünürken Yüzüklerin Efendisi’ne tekrar göz attım. Önsözde Deniz Erksan bir çocuk filminde rastladığı “gerçek hikaye ve gerçek olması gereken hikaye” ayrımından hareketle Yüzüklerin Efendisi’nin niçin gerçek olması gerektiğinden bahsediyor. Bu öyle bir nokta ki her gerçek hikaye kurgudan, her kurgu da gerçekten nasibini alır fakat gerçek olmasını dileyeceğimiz kadar güçlü hikayeler çok da fazla değildir. Erksan bir fantezi eserini bu raddeye getirenin gerçekliği askıya alıp öykünün temel varsayımlarına inandırmayı başarmasında görüyor. Bizi başka bir gerçeğe inanmaya sürükleyen nedir peki ? Benim kendime verdiğim cevap “merak”tı. Erksan, metinde bunu insanoğlunun kendisini ve kozmik düzendeki yerini anlama arayışı ile ilişkilendiriyor. Yani yine şu yapış yapış, arınamadığımız, türlü yaramazlıkların müsebbibi merak. Tolkien’e göre insanoğlunun zamanın ve mekanın dışına çıkma, kendisi dışında akıllı varlıklarla iletişim kurma ihtiyacı öyle derindir ki tüm masal ve mitler bu ihtiyaçtan doğar. Bir insan olarak kendini anlama yolculuğunda ise diğer varlıklar bir kıyas noktası oluşturur. Üstelik Tolkien bunu dış dünyaya ihtiyaç duymadan, alegoriden bilhassa nefret ederek yapar. Bana kalırsa hikayesinin dış gerçekliğe, tarihsel olaylara işaret etmiyor oluşu onu gerçek olması gereken bir hikaye yapıyor. Alegori söz konusu olsaydı temellerini aldığı gerçeklik varolduğundan onun hikayelerinin gerçek olmasını istiyor olmazdık. Tolkien’in Büyük Wootton Demircisi’ni yazma hikayesi de alegoriye karşı içgüdüsel bir hoşnutsuzluk duyması ile ilişkili. “Kısa hikayenin kendine has bir yaşam geliştirdiğini ve başlı başına bir hikaye olarak tamamlanması gerektiğini fark etmiştim” diyor. Ahlaki bir kaygıdan doğan alegori ise yazarı vaiz kılıyor. hikaye sizin için anlamı ortaya çıkarıyor. Oysa Tolkien hikayeden, kendisine sunulan anlamı değil “kendisi görülemeyen şeylerin düşürdüğü gölgeler denizi”ni, görüntüleri ve hayalleri istiyor. Hikaye bir şeyler anlatmalıdır, anlatılan ilgili olayların hikayesi olmalı ve başlı başına okuyucuyu meraklandırmalıdır. Judith Liberman masalları bize iyi geliyor diye değil keyif verdiği için okumamız gerektiğini söylüyor. Tolkien’de de bulduğum bu. Her ne kadar yazarı tarafından sınırları belirlenmiş bir hikaye olsa da tamamını, hem de birden çok kez, nedenini bilmeksizin dinlemek istemeliyiz. Hikaye bizi avucunun içine almalı. Eğer bunu yapamıyorsa hikaye başarısız olmuştur. Mesaj verme veya mesaj alma kaygısı büyüyü bozuyor. İşte Tolkien’in hikayelerinin bizi avucunun içine alıp büyülemesinin sebebi  alegoriden uzak hikayenin kendi gerçekliğini kurması. Tom Bombadil’i de ancak böyle biri kurabilirdi. Bombadil’in varolduğuna inanıyorum, tanıdığım veya tanıyabileceğim hiçbir varlığa karşılık düşmüyor. Kendi gerçekliğinde sabit. İşte benim kurgudan beklediğim de bu. bu bir kaçış edebiyatıysa razıyım. Erksan’ın kaçış edebiyatına dair yazdıkları da bir hayli hoş. Evine gitmek isteyen biz mahkumlara Orta Dünya’nın dış dünyadan daha anlamlı gelmesi kavgadan kaçtığımızı değil aksine öfke ve isyanla el ele yürüdüğümüzü gösterir.

Tolkien: Kaçış ihtimali en çok kimi telaşlandırır? Kimi olacak, gardiyanları!"

12-05-2022
Elif Aydın

Elif Aydın

Sosyolog

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi sosyoloji bölümü mezunu, sosyal politika alanında yüksek lisans yapıyor. Daha çok göç, dijitalleşme ve sanat üzerine araştırmalar yapıyor. Geziyor, çekiyor, çiziyor, çalıyor. Gerçekliğin dayanılmazlığına karşı alternatif evrenler arıyor.

eelifaydin96@gmail.com

aykirigezegen