İnternet Bir Ülke Olsaydı

İnternet Bir Ülke Olsaydı

A+ A-

“Belirli bir özgürlük için duyulan ihtiras her zaman içinde yeni bir tahakküm gayesi barındırır”

-Max Stirner

Internet, kurulduğu tarihlerde askeri açıdan güçlü bir ülkeydi. Ordusu ile iletişimine büyük önem veren bu ülke daha sonra eğitim alanını güçlendirmek için yatırımlar yapmıştı. 1970’li yılların özgürlükçü hareketlerinden etkilenen ülke değişmeye ve gelişmeye açık yapısıyla hızla dünyada adını duyurarak dünyayı değiştirmek isteyenlerin, yaratıcı fikirleri olanların ve yeni bir alan arayışında olanların göç ettiği bir yer haline geldi. Önemli ticari atılımlar yapan ülke yatırımcıları ve girişimcileri kendisine çekti. Okyanus altında yer alan bu ülkeye giriş serbest olduğundan, burada yaşamak için gereken tek şey ulaşım masraflarını karşılayacak maddi olanaklara sahip olmaktı. İnternetin yüz ölçümü zamanla o kadar büyüdü ki dünyanın her yerinden ulaşım çok daha mümkün hale geldi. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan yaratıcı fikirleriyle ülkenin gelişip büyümesine, cazibesini artırmasına katkı sağladı. İnsanlar bu ülkede farklı kültürlerden insanlarla karşılaşarak birbirilerini tanıma, beraber eğitim alma, eğlenme, iş kurma olanağı yakaladı. Fakat küresel eşitsizlikler bugün bile hala en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayanların İnternet’e seyahat etmesini güçleştirmekte. Gezegendeki 7.5 milyar insanın yaklaşık yarısının İnternet’e erişimi hiç yok. Kuzey Amerikalıların %95’i, Avrupalıların %85’i, Orta Doğuluların %64'ü, Asyalıların %49’u, Afrikalıların %36’sı ve Latin Amerikalıların yalnızca %6’sı İnternet ülkesine gidebilmiş.

Yenilik, istihdam, özgürlük, bireysellik, hız, eğlence, tüketim, etkileşim ve daha bir çok büyüleyici fırsat sunan ülke dünyaya vadettiklerini fazlasıyla verdi. Bizlere bildiklerimizin daha  fazlasını ve daha iyisini veren İnternet yine de süregelen eşitsizliklerin bir yansıması haline geldi. Örneğin dünya üzerinde en çok konuşulan dil İngilizce olduğundan burada da İngilizce’nin ve İngilizce konuşan dünyanın temsiliyeti diğerlerinden fazla oldu. Görece az gelişmiş ülkelerin dilleri görünür olmadığından insanları ve kültürleri de daha az temsil edilir oldu. Potansiyel olarak sınırsız  temsiliyet imkan bulunsa da hakim kültürler, diller ve yaşam biçimleri arasında silik bir öznelliğe sahip oldular. Üstelik varolan ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı İnternette de yansımasını buldu. Hatta buradaki etkileşim hızı ve etkileşim mekanları çok daha fazla olduğundan bununla doğru orantılı olarak negatif değerli tutum ve davranışların görünürlüğü ve yayılım hızı da arttı. Dünyada artan ekonomik ve sosyal eşitsizlik, ülkeler arası refah farkı İnternetin sağladığı ekonomik, politik, sosyal ve kültürel faydaların da son derece eşitsiz dağıtımına sebep oldu. İnternet ülkesi herkesin erişimine ve katılımına açık bir ütopyayken, gerçekliğin iyi ve kötü veçhelerinin aşırı temsillerinin mekanı haline geldi.

World Wide Watch

İnternet otonom görünen bir ülke fakat ticarileştikçe taraflı hale gelen, taraflı hale geldikçe ekonomik olarak büyüyen bir ülkedir. İnternet ve beşiğinde büyüdüğü teknoloji, diğer ülkelerin sosyal ve politik kararlarını şekillendiren bir güç haline gelmiştir. Dolasıyla uluslararası ilişkilerde büyük bir etkiye sahiptir. İnternet’in sunduğu ürün ve fırsatlar kapitalizmin gidererek artan hegemonyasını beslemekte.

Dünyanın en kolay ulaşılabilir ülkesi olan İnternet, dünya devi markaların pazarı haline geldi. Burada yaşayan bir çok vatandaş, ülkenin her yerinde, kafasını çevirdiği her noktada, beklenmedik bir sokak arasında görsel ve ses bombardımanı altında ürün reklamlarına maruz kalabilir. Hatta bazı sokaklarda ve mekanlarda reklamlara maruz kalmamak için ekstra ücretle reklam engelleyici kalkan sahibi olabilir. İnternet, ürünlerin yaygınlaşmasında o kadar büyük bir role sahiptir ki oraya hiç seyahat etmemiş olsanız bile örneğin Güney Amerika’da yaşayan bir çocuk olsanız ve X markanın ürünlerini hiç kullanmamış ve kullanamayacak olsanız da tişörtünüzde markanın amblemini taşıyabilir, reklamını yapabilirsiniz. İnternet ülkesinde hemen hemen herkes ürün incelemeleri yapar veya bunu yapanları seyreder. Konuşmayı yeni öğrenen çocuklar dahi oyuncak paketlerinin kutusunu açarken diğer çocukların onu izlemesini sağlar. Bazı büyük şirketler bu reklamları finanse ettiğinden ebeveynler çocuklarının araçsallaştırılmasına, metaya dönüşmesine seve seve katılır. Daha özgür ve açık bir dünya sunuyor gibi görünen İnternet; en özel anlarımızda, fizyolojik ve ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılarken büyük şirketleri eşlikçilerimiz haline getirerek gözetim ve kontrolün dünya geneline yayılmasını sağlamaktadır. İnternetin ilk adından da çağrışımla diyebiliriz ki World Wide Web, World Wide Watch’a ve WWControl’e dönüşmüştür.

Dijital Üretimin Öteki Yüzü: Emek Sömürüsü

Dijital kültür endüstrisinin dev şirketleri İnternet ülkesinin oligarkları gibi hareket ederek tüm dijital kültürü egemenliği altına almışlardır. Bu şirketler (Meta, Amazon, Alphabet, Apple, Microsoft vd.) açık ve özgür gibi görünen İnternette tam da bu açıklığı ve özgürlüğü kullanarak İnternet’in sakinlerinin gözetime gönüllü katılımını sağlamaktalar. Yalnızca bizim İnternet’e erişimimiz değil internetin bize erişimi de gözetim ve kontrol bağlamında tartışılması gereken bir husus. İnternete erişim için gerekli donanıma veya ağ bağlantısına sahip olmasınız dahi onun sarmaşık misali yayılmış kolları mutlaka bir gün eşiğinizden içeri girebilir. Kabile hayatı yaşıyor olabilirsiniz ve “ilginç” yaşamınız kayda alınmak istenebilir. Otomasyon sistemlerine takılabilir, hakkınızda önemli olduğunu düşünmediğiniz bilgiler büyük verinin bir parçası haline gelebilir.

Gözetim ve kontrolü kültürel üretim ve fikri mülkiyetin kontrolü anlamında da değerlendirmek gerekir. İnternet ülkesi göründüğü gibi yeni fikirleri olan yetenekli insanlar tarafından değil az sayıdaki finansörler, yüksek elitler tarafından yönetiliyor. Projeler, fikirler, yazılımlar satın alınıyor, bunların üreticileri şirketlerin çalışanları haline getiriliyor ve hayalperestlerin vizyonları tekeller tarafından gerçeğe dönüşüyor. Böylece dijital kültürün üretiminde tekelleşme hakim olmaya başlıyor. Finansörler yaratıcı dehaların emeği üzerinden sermayelerini ve egemenliğini giderek artırıyor. Her gün gördüğümüz içerik üreticileri de bu tekelleşmenin ve sömürünün parçası. Üstelik emek sömürü bunlarla da sınırlı değil. Reklamlarda gördüğümüz ürünler insan eli değmeden son teknoloji ile robotlar tarafından steril ortamlarda üretiliyor gibi görünse de sunulan pürüzsüzlüğün ardında bazı pürüzler yatıyor. Markalar imajlarını korumak için işçileri zor koşullar altında uzun saatler boyunca düşük ücretlere çalıştırıyor. Donanımların neredeyse tamamı üçüncü dünya ülkeleri olarak sınıflandırılan az gelişmiş ülkelerde üretiliyor. İşçiler üretim sırasında koruyucu ekipmanları olmadan toksik maddelere maruz kalıyorlar. Faxconn işçileri dijital kültür üretiminin ardındaki emek sömrüsünün trajik boyutlarını gözler önüne seren gerçek bir örnek ve bugünün dünyasında yaşandı/yaşanıyor.

Emek sömürüsü yalnızca üretim aşamasında değil geri dönüşüm aşamasında da devam ediyor. Eski ürünler yoksul ülkelere gönderiliyor. Bu bir iyilik gibi görünse de ürünler kısa süre içinde atık haline geliyor ve gönderildikleri ülkenin baş etmesi gereken çöpler oluyorlar.  Aynı diğer atıklarda olduğu gibi e-atıklar da yoksul ülkelere satılıyor. Yakma gibi ilkel yönemlerle imha edilen atıklar hem insana hem de çevreye zarar veriyor. Böylece tehlike havaya, suya ve toprağa karışıyor. Atık imhasında da insan emeğinin sömrüsüyle karşılaşıyoruz. İmhada hamile kadınlar ve çocuklar dahi çalıştırılıyor, üstelik yine koruyucu ekipman olmaksızın. Bunun yanında dijital kültürün parçaları olan donanımlar (cihazlar) ve yazılımlar yüksek miktarda elektrik tüketmekteler. Oyun siteleri, hızlı tüketim ve dijital çöplerin küresel iklim değişikliğinde payı çok büyük. Örneğin fazla enerji tüketen şirketlerden sadece bir tanesi olan Google tek başına Türkiye’nin tamamı kadar enerji harcıyor. Çarpıcı bir şekilde ifade etmek gerekirse internet bir ülke olsaydı, dünyadaki en büyük beşinci enerji tüketicisi olurdu.

İnternet’in Geleceği: Web 3.0

Yukarıda resmini çizdiğim merkeziyetçi, kapitalist, sömürgeci İnternet tablosu her ne kadar geri dönülemez bir birikim oluşturmuş görünse de arka sokaklarında her daim otoriteye karşı bir direnç bulundurmuştur. Bu direnç otorite kabul etmeyen bir izonomidir. Web 1.0 ve 2.0 boyunca da varolmuştur. Web 3.0 mevcut devlerin tahtından edilmesine imkan sağlayacak potansiyeldedir. Örneğin Blockchain’in merkezsiz yönetim biçimlerine geçişte devrim potansiyeli taşıması gibi. Fakat bu imkan şu anda mevcut otoritelerin iktidarlarını daha da güçlendirmek için araç olarak  kullanılmakta.  Dijital devler web 3.0’ın taşıdığı bu potansiyeli internetin diğer kullanıcılarından önce farkettikleri için sistemi kendi çıkarları yönünde entegre etme çalışmalarına çoktan başladılar.

Sonuç olarak internet bir ülke olsaydı diğerlerinden pek de farklı olmazdı. Mevcut dünyanın bir yansıması olduğundan kendinde iyi veya kötü değildir. Çevrimiçi ve çevrimdışı dünya  günümüzde birbirinden bağımsız düşünülemez, ikisinin de birbiri üzerinde dönüştürücü etkisi vardır. Çevrimdışı dünyadaki eşitsizlikler, riskler ve bunlarla mücadele etme biçimleri internette de kendisine yer bulmuştur. Üstelik sadece bir yansıma olarak kalmayıp eşitsizlikler, ayrımcılık, şiddet, çevre felaketleri gibi durumlar üzerinde çarpan etkisi yaratmaktadır. Bunun yanısıra eşitlikçi, çevreci, şiddet ve ayrımcılık karşıtı hareketlerin de büyümeside, geniş kitlelere yayılmasında, kitlesel hareketlerin küresel çapta ses bulmasında da çarpan etkisi yaratmaktadır. Bu sebeple dijitalleşmenin fayda ve zararlarına yönelik radikal bir tutum sergilemektense fırsat ve risklerin farkında olarak bu farkındalıklar doğrultusunda eylem ve söylemlerde bulunmak daha doğru olacaktır.

 

 


Kaynakça

Bauman, Z. ve Lyon, D. (2018). Akışkan Gözetim, (Çev. Elçin Yılmaz), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Chayko, M. (2018). Süper bağlantılı. İstanbul: Der yayınları. Fuchs. C. (2015). Dijital Emek ve Karl Marx. Çev: Tahir Emre Kalaycı ve Senem Oğuz. İstanbul: Nota Bene Yayınları. Fuchs, C. (2016). Sosyal Medya: Eleştirel Bir Giriş. Çev: Diyar Saraçoğlu ve İlker Kalaycı. İstanbul: Nota Bene Yayınları. Lippold, J. C. (2017). We Are Data: Algorithms and the Making of Our Digital Selves. New York University Press. Reed, T. V. (2019). Digitized lives: Culture, power and social change in the internet era. New York: Routledge Press. Görsel: https://www.evilmonkeyzdesignz.com

09-01-2022
Elif Aydın

Elif Aydın

Sosyolog

Merhaba sevgili okur, ben Elif. Sosyoloji bölümü mezunuyum. Sosyal politika alanında yüksek lisans yapıyorum. Resim çizmeyi, fotoğraf ve video çekmeyi, bendir çalmayı, şiir okumayı ve toprağa şekil vermeyi seviyorum. Çalışma alanlarım; Dijitalleşme, yeni medya, göç, beden, sanat sosyolojisi ve kültürel çalışmalar. Seninle benzer dertlere sahibim. Beni yazılarımda bulabilirsin. İyi okumalar.

eelifaydin96@gmail.com

aykirigezegen