Beğeni Zorbalığı

Beğeni Zorbalığı

A+ A-

“Beğendim. Neyi? Onu... Niye? Herkeste var çünkü. Herkes bunu kullanıyor. Herkesin hayali bu ve artık benim de hayalim gerçek oldu.” Bütün bu düşüncelerden sonra aklıma hep bir soru geliyor, ihtiyaçlarımız, hayatlarımız, düşüncelerimiz en önemlisi de beğenilerimiz aynı mı?

 

 

Hepimiz aynı hayatları yaşıyoruz da, hepimizin hayalinde o reklamlardaki rezidanslar mı var? Yüksek katlı, yaşam alanı küçük, ortak alanları büyük yapılar... Kocaman arazinin içinde; küçücük bir ev hiç düşünmediniz mi? Dışarıda tavuklar, köpekler ortada küçük bir havuz, etrafında bir oturma grubu; arkadaşlarınızla oturmuş konuşurken bir yandan da güneşin tadını çıkarıyorsunuz. Güneşin gözüktüğü, hatta bulutların bile olduğunu size hatırlatan bir ev istemez miydiniz?

Savaş esnasında ve sonrasında; ihtiyaçların çok hızlı artmasıyla , bunları karşılayabilmek için o günün sosyo-ekonomik şartlarındaki uygulamaları günümüze taşıdık. Örneğin; insanlar evsizdi, bütün evler yıkılmıştı. Acil yaşam alanları oluşturulması gerekiyordu. En kolay ve hızlı yoldan , maliyeti en aza indirgeyerek, tek tip konutlar yapıldı. Biz bu tipleşmeyi alıp günümüze entegre ediyoruz. Bunu yaparak günümüz teknolojisini ve insan ölçeğini düşünmüyoruz. Karşımıza çevresel değişkenlerin hiç düşünülmediği, topografyanın dikkate alınmadığı, sadece satmak için yapılmış konutlaşmalar çıkıyor.

 

 

Ortak beğenilerin; tek doğru olarak dayatıldığı günümüz toplumunda yozlaşmayı sadece mimaride görmüyoruz. Bir cüzdan almak istiyorsunuz. Hepsinde altı kredi kartı, bir nüfus cüzdanı yeri var. Ben kredi kartı kullanmıyorum, ve küçük çocuğumun nüfus cüzdanını da yanımda taşıyorum. Kişiye özel tasarım yapabilir miyiz? Yapabiliriz ancak üründe herhangi bir revize olmaz, kişiye özel üzerine isminizi yazabiliriz ve bu cüzdan ihtiyacınızı karşılamasa da size olur, çünkü üzerinde sizin adınız yazıyor.

İnsanları bile en sonunda belirli kalıplara koyduk. Ayşe’nin kaşı, Ali’nin dudağı derken; iyi insanı bir köşeye bırakıp, popüler kültürün güzel insanını arar olduk. Görsel sanatları; fotokopi makinalarına, 3D yazıcılara emanet ederken, müziği bir ezgiye bağladık. Estetik kaygıdan uzaklaşarak, maddiyata yönlendirildik.

Hızlı ve kolay üretimin getirisi olarak, sanattan ve zanaattan vazgeçtik. Sanırım biz makineleşmeyi biraz yanlış anladık. Beğenilerimizi seri üretim bantlarına sığdırdık. Üretici topluma dönüş umutlarımız yine laflarda kaldı. Beğenilerimiz tipleştirildi, bu da benliğimizi tipleştirdi. Zaman zaman ortaya atılan post-modernist akımlar istenilen sonuçları vermedi. Bu distopik kolonileşmenin hızını kesseler de durduramadılar.

Yeni gelen kuşaklardaki tüketim bilincinin artması, en büyük umudum. Tüketimin şekillendirilmesi ile birlikte, üretimin de daha özgün ve öznel olacağına inanıyorum. Sanatın ve zanaatın eski önemini kazanması için tek yolun yine toplum bilincinden geçeceğine inanıyorum. Şu an bile, tasarım, kelimesini sorgulayabiliyorsak, sorgulatabiliyorsak; sanat adına büyük bir adım atmış sayılırız.

 

 

 

 

26-11-2021
Ece Kürüm Erdoğan

Ece Kürüm Erdoğan

Mimar

1988 Ankara doğumluyum. Çankaya İlköğretim Okulu'yla başlayan eğitim hayatımı; TED Ankara Koleji ve Hacı Ömer Tarman Anadolu Lisesi takip etti. En son olarak Karabük Üniversitesi, Fethi Toker Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakultesi Mimarlık Bölümü mezunuyum. Ankara'da özel bir şirkette mimar olarak çalışmaktayım. Evli,1 çocuk 1 kedi 1 köpek annesiyim. Hobilerim; yürüyüş yapmak ve kitap okumak. Eğlenmeyi, gülmeyi ve konuşmayı çok severim. İnsanın hayatından önce hayallerini özgürleştirmesi gerektiğine inanıyorum. Yapabileceklerimiz , sadece hayallerimizle sınırlıdır. Burada sizlere farklı dünyaların farklı hayallerini, bu hayalleri kurarken yaşanılan zorukları ve mutlulukları anlatmak istiyorum. 

ekurumerdogan@gmail.com

https://www.instagram.com/anneyaparsa/