Tasarımın İnsan Üzerindeki Derin Etkisi: Mimari ve Psikolojik Perspektif

Tasarımın İnsan Üzerindeki Derin Etkisi: Mimari ve Psikolojik Perspektif

A+ A-

İnsanlığın doğuşundan bu yana merkez aldığımız barınma kavramı, endüstrileşme ile birlikte seri üretim algısının etkisi altında kalarak basit ve sözde kullanışlı tasarımlar olarak gerçekleşmeye başlamıştır. Halbuki her insan aynı beden ve karaktere sahip değilken, kişisel ihtiyaç ve ortak kullanım alanlarının tamamen tek tip tasarım algısı ile üretime devam edilmektedir. Böylece dokunun ve biçimin artık tasarımcılar için bir tasarım kaygısı olarak dikkate alınmadığını görebiliyoruz. Kişisel konut alanları incelendiğinde, yapıya açılan giriş mekanlarının bile tasarımsal olarak ne kadar zayıf ve biçimsiz olduğunu anlıyoruz. Herkes için erişimi olmayan bir mekanın işlevsellik algısı tartışılmalı ve sebebiyet veren unsurları indirgeyerek tasarımı herkes için yapılmalı.

İnsanlardaki farklı özelliklerin sebebiyet verdiği tasarımları tek bir özel konutta toplamak zor olsa da, bir ortak alanda bu şekilde verimliliği sağlamak tasarımcının görevi haline gelmektedir. Kamusal bir alanın da böylesine sığ tasarım fikirlerine sahip olması, kullanıcılar tarafından tercih edilmesi güç ve psikolojik açıdan da yorucu bir alan haline getirmektedir. Herkes için tasarlamak tamamen fiziksel kaygılarla düşünmek bu noktada eksik kalır.Mimaride kullanılan renk, biçim ve dokusal özelliklerin kullanıcıyı nasıl etkilediğini, kendimizdeki etkilerini de düşünerek algılayabiliyoruz. Bu tasarım kaygıları göz ardı edildiğinde gerçekleştirilen projelerin üslubu, konsepti ve bağlamı kaliteli bir sonuç verme potansiyeli düşüktür. Projelerin ilerlemesinde ve gelişiminde yer alan bu yapı taşları, çoğu tasarımcı tarafından değersiz görülür. Bir canlıya özgü olan veya ortak bir yaşam alanı olsa dahi, genellemelerden kaçınarak özünü oluşturmak önemlidir. Yapıda kullanılacak malzemeler ve bu malzemelerin dokusu, rengi, yarattığı sıcaklık durumu veya yansıtıcılık özelliği gibi en basit özellikler bile o mekanı özelleştiren fikirlerdir. Özellikle doku ve renk algısı kullanıcıda etki bırakan en büyük etkenlerdir. Yapının sahip olduğu malzeme dokusu mekanın ambiyansını tamamen değiştirebilir. Aslında bahsettiğimiz konsept ve tasarım düşünceleri de bu tip malzeme tipolojilerinden açığa çıkabilecek durumlardır. Bu tasarım kaygısının yarattığı konsept ve yapıyı Therme Vals yapısı ile örnekleyebiliriz. Therme Vals, Peter Zumthor tarafından Vals kasabasında bulunan termal kaplıca kompleksidir. Bu yapıdaki malzeme ilişkisi, mekânın içinde ve dışında bir süreklilik ve uyum sağlar. Therme Vals, İsviçre'nin yerel taşı olan Vals kireç taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Zumthor, bu malzemenin bölgenin doğal dokusuyla uyumlu olması sebebiyle tasarımın bağlamını sağlam temeller üzerine atmıştır. Dış cephede, doğal taş duvarlar çevreyle uyumlu bir görünüm sunar ve yapıyı doğal peyzajla bütünleştirir. İç mekanda ise, Vals kireç taşının dokusu ve renk tonları, ziyaretçilere sıcaklık ve huzur hissi verir. Tasarımsal düşünce yapısı ve malzeme seçimi sebebiyle bu yapı hem bulunduğu konum ile ortak bir işlevsellik kazandırmıştır.

Tasarımdaki farklılıkları ifade ederken bedensel veya ruhsal algıya göre gerçekleşen mimari bir üslup oluştuğu anlaşılıyor fakat yine de fiziki yeterlilikleri karşılayacak mekan oluşumunu yaratmak psikolojik etmenlere göre daha muhtemel gözüküyor. Genelde mimari tasarımda yaratıcılık yapmayı amaçlayanlar, sayısal veriler bilgisinin içinde boğuşarak verimli bir sonuç elde edebiliyorlar, ama psikolojik etmenler genelde tasarımcılar tarafından karışıklığı sebebiyle göz ardı ediliyor. Bu sebeple de genel kullanıcıya ifade eden basmakalıp yapı malzemeleri ve renkleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Sahip olduğumuz özel ve ortak yaşam alanlarında sıkıcı, boğucu ve tekdüze mekanlar ile hayatımıza devam ediyoruz. Az önce irdelenen psikolojik etkiler içinde ele alınabilecek bu tekdüze yaşam alanlarının kişide oluşabilecek sıradanlığa ve bu da estetik kaybına yol açabilir. Psikolojik mimari kaygılar bu kadar değersiz görüldükçe ve bu tasarım felsefesi ile ilgilenilmedikçe, toplumsal olarak yaşanabilecek şeyler düşünülen kadar da basit olmayabilir. Ortaya çıkacak olan estetikten uzak ve fabrikasyondan farksız tasarım algıları sebebiyle insanlarda gerçekleşecek psikolojik etmenler, bir vakit sonrasında kişisel hayatlarına yön veren karakterize özellikler haline gelebilir. Bu gibi etmenler göz ardı edilmeden tasarım anlayışı gelişmeli ve psikolojik etki anlamında mimari bakış açısı geliştirilmelidir. Bu düşüncelere vurdumduymaz yaklaşarak yaşanabilecek gelecek senaryolarında benim görebildiğim estetikten uzak, işlevsiz ve esnek kullanım sağlamayan mekanlar haline gelebilecek mekanlar. Buna benzer bir ortama şu anki yapılarda da şahit olsak da geçmişten miras kalan mimari yapılardan esinlenmek için hala geç değil. Yüz yıl öncesindeki düşünce kaygılarına dönerek elimizdeki teknolojik imkanlarla birlikte mimari tasarımı hak ettiği değere ulaştırmak mümkün gözüküyor. İnsana veya tüm canlılara hayat veren onlarla birlikte alışveriş içinde olan bir yapıda hayat sürdürmenin hayati fonksiyonlara ne kadar yardımcı olabileceğini tahmin edebiliyoruz.

Tasarımcılar olarak bu psikolojik mimari kaygıları önemsemeli ve üzerinde düşünmeliyiz. Ancak bu şekilde, gelecekteki yaşam alanlarımızda estetikten uzak, işlevsiz ve sıkıcı mekanlardan kaçınabiliriz. Geçmişten ders alarak ve teknolojik imkanlarımızı kullanarak, insanlara ve diğer canlılara daha iyi hizmet eden yapılar inşa etmek mümkün. Ve böylece mimari mirasımızı korumak ve gelecek nesillere aktarma potansiyeli de doğuyor. Geçmişteki bilgeliklerden ve deneyimlerden ilham alarak, günümüzde ve gelecekteki yapıları daha iyi bir şekilde tasarlayabiliriz. İnsanlık için bir miras bırakırken, estetik, işlevsellik ve duygusal zenginlikten ödün vermemeliyiz. Her bir yapı, geçmişimizin bir parçası olduğu kadar, geleceğimizin de teminatı olmalıdır.

 


Kaynakça

 Archdaily, ‘Designing for Happiness: Exploring the Connection between Architecture and Mental Health’ (25.05.2024), www.archdaily.com

Archdaily,The Therme Vals / Peter Zumthor’ (24.05.2024), www.archdaily.com

Archdaily ‘Pocket Park on Xinhua Road, Shanghai / SHUISHI’ (24.05.2024), www.archdaily.com

 

24-05-2024
Dilem Girgin

Dilem Girgin

Mimar

Merhaba, ben Dilem Girgin. 2003 yılında İzmir'de dünyaya geldim ve hala bu şehirde yaşıyorum. Mimarlık alanında tutkulu bir öğrenci ve sanatseverim. Maceracı ruhumla, hayatımın en heyecan verici dönemlerinden birini yaşıyorum.

Sanata olan ilgim, çocukluğumdan bu yana benimle oldu. Zamanımın çoğunu kalem ve silgi ile geçirerek, duygularımı kağıtlara yansıttım. Ancak sadece resimle sınırlı kalmadım. Müzik, yazı ve diğer sanat formlarıyla da ilgilendim. Sanat benim için sadece bir hobiden öte, bir yaşam tarzı ve ifade biçimi oldu.

Mimarlık, benim hem teknik hem de sanatsal yönlerimi bir araya getirebileceğim, yaratıcılığımı ve problem çözme becerilerimi geliştirebileceğim bir alan olarak ilgimi çekti.  2021 yılında İzmir Demokrasi Üniversitesi Mimarlık Bölümü'ne giriş yaptım. Burada bir yıl boyunca dil hazırlık eğitimi aldım ve ardından mimarlık eğitimime başladım. Mimari, hem estetik hem de fonksiyonel olarak düşünmeyi gerektiren bir disiplindir ve benim bu alanı seçmemdeki temel sebep, sanat ve teknik çalışmaları harmanlayabilme fırsatıdır. Bana, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan düşünmeyi öğrenme fırsatı sunuyor.

Hem mimarlık eğitimimde hem de kişisel hayatımda sürekli olarak kendimi geliştirmeye ve yeni şeyler öğrenmeye açık bir tutumla ilerliyorum. Hedefim, hem mesleki anlamda başarılı bir mimar olmak hem de sanatımı sürdürmek için fırsatlar yaratmaktır.

 

dilemmgirginn@gmail.com

dilemgirginn