''Kız beşikte, çeyiz sandıkta...''

''Kız beşikte, çeyiz sandıkta...''

A+ A-

       Çeyiz geleneği geçmişten günümüze büyüklerimizce taşınmış adetlerimizden yalnızca bir tanesi olmakla birlikte halen yoğun bir ilgi görmektedir. Kız çocuklarının doğduğu andan itibaren evleneceği güne kadar sürecek olan hummalı bir hazırlığın başlangıcıdır bu. Eskiden kız çocuğunun mirastan payını alması anlamına gelirken, günümüzde gösterişçi kültürün bir parçası haline gelmiştir. Annelerimizin kendi elleriyle ilmek ilmek dokuduğu işlemeler, motifini sır gibi sakladığı danteller, hevesle senelerce doldurulan naftalinli sandıklar… Altın günlerinde paylaşılan dantel motifleri, karıştırılan motif dergileri hepsi bir yarışın parçasıydı. Şimdilerde ise sır gibi saklanan o dantelleri metalaştırdık, pazarın bir parçası haline getirdik ve çokta ilgimizi çektiğini söyleyebiliriz. Çeyiz üzerine yeni bir sektör doğurduk ellerimizle.

      Gösteriş kültürü, toplum tarafından onaylanmak istemek bizleri bugün bulunduğumuz noktaya getirdi. Senelerce borç yaparak doldurduğumuz çeyiz sandıkları, dizi dizi çanak çömlekler… ''El âlem ne der …'' yine burada da karşımıza çıkıyor. Sahi her şeyi el âlem için yapıyoruz hepimiz değil mi? Geleneklerine bağlı bir toplum olarak geleceğe taşıdığımız bu kültürel unsurları aslında ne derece benimsiyoruz? Bizim için geleneklere bağlılık sürüyü takip etmek mi, tabiri caizse el âlem tarafından onaylanmak istemek mi?   Yoksa bu geleneğin arkasındaki asıl mesajları ve anlamı görebiliyor muyuz? Asıl mesele burada başlıyor. 

           Kız çocuklarının doğmaları ile sahip oldukları sandıklar üzerinde henüz çocukken hiçbir fikirlerinin ve söz hakkının olmaması geleneğin ardındaki mesajı daha net görmemizi sağlıyor. Kız çocukları beşiğe düştüğü an, çeyizi sandığa konur. Çünkü elbet bir gün hayırlı bir kısmet bulup o evden gidecektir öyle değil mi? Peki buna kim karar veriyor? Küçük yaştaki kız çocukları değil elbette, toplumsal rollerimiz... Siz daha doğmadan yapmanız gerekenler, izlemeniz gereken yollar toplum tarafından çoktan hesap edilmiş oluyor. Hazır bir planın içine doğuyorsunuz. Bir kız çocuğun nihai hedefinin günün birinde bulacağı kısmeti olması şart mıdır? Değildir dediğinizi duyar gibiyim. Peki, öyleyse bütün bu toplumsal yargılar neyin nesi? Neden evde kalmış kız kuruları, turşusu kurulan ablalar var? Yaşı ilerleyen bir insanın evlenmemiş veya bunu tercih etmemiş olması neden onu acınası, ayıplanası bir duruma getirsin ki? İdeal olan şey bireyden bireye değişebilir olmalıdır tıpkı geleceğimizde kurmak istediğimiz yaşantı gibi. 

       Toplumun bize dayattığı roller ve bunlar çerçevesinde şekillendirdiğimiz hayatlarımız bizi toplum tarafından belirlenmiş olan ideallere iter. Bu idealleri gerçekleştiremediğimizde ya da farklı bir ideal belirlediğimizde eleştirilerle karşılaşırız. Bireyin evlenmemiş olmasını bir kusuru olduğuna yorar, toplumsal etiketlemelere maruz bırakırız; ‘’ya çok güzel değildir, ya uyumlu değildir…’’  Oysaki herkesin hayattan beklediği şey farklıdır. Yeni evlenen çiftin darısı başına dilekleri, gelinin ayakkabısının altına bekâr arkadaşlarının ismini yazması, gelin çiçeğini tutmak için bekleyen genç kızlar aslında farkında olmadan toplumun atfettiği rollerin bir parçası ve hazır sunulan gelecek planının bir yansımasıdır.  Geçmişten bugüne sorgulanmasına bile şiddetle karşı çıkılan, aslında toplumsal baskının bir parçası olarak da karşılaştığımız kültürel unsurlar bireylerin kendini toplumda dışlanmış ve yetersiz hissetmesine neden olmaktadır. 

           Her birey birbirinden farklı özelliklere ve ilgi alanlarına sahiptir. Öyleyse gelecek planlarının, hayattan beklediğimiz kazanımların birbiriyle aynı olması beklenemez. Toplumsal baskılar, atfedilen roller tabiri caizse bireylere demir bir kafese kapatılmış hissi verir. Kalıpları yıkmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Hayatımızın dizginlerini ''el âlem'' in elinden alıp, kendimiz tutabildiğimiz ve böyle de saygı görebildiğimiz, etiketlenmediğimiz özgür bir toplum ve sınırsız fikirler yaratabilmemiz ümidi ile!

 



Kaynakça

https://unsplash.com/photos/5ZQn_gWKvLE

11-12-2020
Dilay Kaya

Dilay Kaya

Sosyolog

Ankara’nın Polatlı ilçesinde dünyaya geldim. Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmet ön lisans, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji lisans bölümlerinde öğrenim gördüm. Hayalperest kimliğime birazda gerçeklik ekleyerek, araştırarak ve öğrenerek yoluma devam ediyorum. Sınırsız hayal gücü ile donatılmış küçük bir kızken, şimdi ise içinde bulunduğu düzeni de anlamak telaşı içerisine giren genç bir kadınım. Ve artık buradayım, anlatmak için heyecanlıyım.

dly-06@hotmail.com

https://www.linkedin.com/in/dilaykaya/