İdeal Beden

İdeal Beden

A+ A-
       Geçmişten günümüze beden; üzerinde en çok fikir yürütülen konulardan birisi olmuştur. Yüzyıllar boyunca değişen dünya düzeni ile birlikte toplumun bedene bakış açısı da yeniden şekillenmekteydi. Tarihin her döneminde güzellik algıları değişmeye devam etti. Bedenin toplumsal sahnedeki rolümüzü icra etmemizde bir gösterge olması, onun nasıl olması gerektiği ile ilgili toplumsal normları da beraberinde getirdi. Zaman içerisinde toplumdaki ideal beden algılarımız, bedenin toplumdaki yeri değişime uğradı. Post modern dönem, geleneksel bedeni yapı bozumuna uğrattı, beden yeniden inşa sürecine girdi; yeni alışkanlıklar, yeni değer yargıları ortaya çıkardı. İçinde bulunulan zaman dilimi, yaşadığımız yer, oradaki insanların sahip olduğu kültür, bedene yaklaşım şeklinde farklılıklar doğurdu.  İdealleştirilmiş kadın ve erkek bedeni, beden ölçüsü, zayıflama, fit kalma, proporsiyon gibi konular gündemimize oturdu. Beden; beğeni ve arzuların mekanı haline geldi. 
     İdeal beden algısının, günümüzde en fazla konuşulan konulardan bir tanesi olması, toplumca benimsenmiş güzellik algıları esasında bütün hayatımıza etki ediyor. Peki güzellik algılarına nasıl karar veriyoruz? Podyumlarda, TV ekranlarında, sosyal medyada; zayıf, selülitsiz kadınların fazlasıyla yer alması, geniş omuzlu, kaslı erkeklerin idealize edilmesi vs.; toplumun sizden de  uymanızı beklediği ölçülerdir. Kitlelerce benimsenen bu algı, toplum içerisinde ulaşılmak istenen mükemmellik ölçütü olarak konumlandırılır. Bu düşünce bir insan  36, 34 bedenden daha yüksek bir ölçüye sahipse benimsenen güzel algısının dışına çıktığını düşünür. İnsanların tek bir kalıba sokulup, aynılaştırılmaya çalıştığı günümüz toplumunda idealize edilmiş benliğe uymayan, toplumdan dışlanmışlık hisseden, damgalanan bireyleri görebiliyoruz. Örneğin; kilolu insanlar bu konuda çok fazla damgalanmaya, eleştiriye tutulmuş, yaş ve mekan fark etmeksizin hedef noktası olmuşlardır. Çocukken sınıf arkadaşlarının dalga geçmesine maruz kalmak, beslenmenin kısıtlanması; ergenlikte de ergen zorbalığıyla karşılaşan bireyler depresyon sürecine girebilir, kendilerini toplumdan soyutlamak isteyebilirler. Toplumdaki bu damgalanma ve soyutlanma sonrasında bireyler sağlıksız kilo verme, kendine zarar verme, intihar girişimi gibi hatalı davranışlara başvurabilir.
     Estetik operasyonlara artan ilgi, modanın proporsiyon üzerine çalışmaları, makyajın hayatımızdaki yeri, photoshop uygulamaları görünenden çok daha fazlasını ifade ediyor.  Zayıflığın ideal beden olduğu algısının yanında dolgun dudak, renkli göz, hokka burun gibi unsurlarda ideal güzellik algısının içinde yer bulmuştur. Renkli lensler, makyaj, estetik ameliyatlarla bireyler istedikleri tiplere bürünebiliyorlar. Bunun sonucunda toplumda Angelina Jolie, Kim Kardashian, Kylie Jenner, Victoria Secret modelleri vb. simülasyonları fazlasıyla görmek mümkündür.  Bireyler bedensel görünüşleri ile toplumda yer edinmeye çalıştıkları için toplum tarafından onaylanmak ister, toplumda fazlaca ilgi görmüş popüler kişileri kopyalayabilirler. Onaylanan bedene ne kadar yakın olurlarsa o kadar mutluluğa ulaşmış olurlar.
         Reklam, popüler basın, televizyon dizileri, sinema filmleri biçimlendirilmiş beden imajını, onaylanmış güzellik algılarını fazlasıyla göz önüne koyar. İmaj, gösteri kültürünün bir parçası haline gelmiştir; modanın takip edilen bir olgu olması da bunun sonucudur. Bu gösteri kültürünün etkisini son yıllarda vitrin olarak instagramda fazlasıyla görebilmemiz mümkündür. Bourdieu; popüler insanların beğeni tarzlarını dışa vurmalarını, sosyal tanınma ya da statü için hareket etmelerine dikkat çeker. Özellikle pandemi sürecinde, e-ticaretin artış göstermesi ile bu tarz paylaşımlar insanların daha çok ilgi alanına girmeye başlamıştır.  Toplumca beğenilen bireyler, paylaştıkları ürünler ile hem çevrenin ilgisini ve takdirini alacaklar, hem de firmaya katkı sağlayacaklardır. Toplum tarafından ilgi çeken insanlarla çalışmak istemeleri, kendinden üstün olanı taklit etme, kıyaslama eğiliminde olan bireylerden kaynaklıdır. Bourdieu'nun da dediği gibi sosyal tanınma ve belli bir statü edinmek isteyen bireylerin; bu mecralardaki insanları takip etmesi, örnek alması kişisel imaj oluşumuna hizmet eden bir işleyiştir.
                
     İdeal beden algıları, güzellik kaygısı ve imajın bu kadar fazla tartışılmasının altında beğenilme kaygısı yatıyor. Beğeni kalıplarımız, tercihlerimiz; bireylerin ait oldukları sınıfları bunun sonucunda ayrıştırma ve farklılaşmaları da ortaya çıkarır. Bu ayrıştırmaların sonucunda sembolik şiddetle karşılaşabiliyoruz. Buna yukarıda da örnek verdiğim gibi kilosu fazla olan birine lakaplarla etiketler takarak dışlarken, sıfır beden ile sözde güzellik algısına hitap eden modelleri yükseltmemizi örnek gösterebiliriz. Tarz olarak bile alışılmışın dışında, çoğunluktan farklı bir şey tercih ediyor olmanız sembolik şiddete uğramanız için bir etken olabilir. Buna dövme ve piercing kullanımı karşısında toplumun bunları tercih eden kişileri zararlı, toplum ağzıyla arkadaş olunmayacak tipler olarak görmeleri örnek  verilebilir. 
       İdeal beden algısına karşılık; son zamanlarda sosyal medyada daha sık rastladığımız 'beden olumlama hareketi' ortaya çıkmıştır. Kusur olarak adlandırılan özelliklerimizi kabul etmeye, kendimizi her şekilde sevmeye davet ediyorlar bizi. Bu düşünce her ne kadar takdir edilen ve ilgi gören bir şey olsa da geleneksel kalıplarımızın içinden çıkmakta çok zorlanıyoruz. Eleştirel bir bakış açısı ile yaşamaya o kadar alışmışız ki farkında olmadan bile insanların giyim tarzı ve bedeni hakkında yorum yaparken bulabiliyoruz kendimizi. Oysa mükemmel beden ve ideal ölçüler de bireyseldir. Bireyler kendini hangi ölçüde, hangi tarzda beğeniyor ise mükemmel olan odur.  Ünlü firmalarca da benimsenen bu görüş fazlasıyla dikkat çekti. İç çamaşırı firmaları zayıf ve pürüzsüz vücutlara sahip ya da oynanmış fotoğraflarla yaptıkları reklamları bir kenara bırakarak; kilolu ve çatlağı olan, dişleri ayrık, burnu büyük mankenlerle çalışmaya başladılar. Toplumdaki bu mükemmel olma algısını kırmak, 'mükemmel olan nedir?', 'kime ve neye göre mükemmel' i sorgulamak, bireylere güç vermek, gerçek olanı yansıtmak için çaba sarf ediyorlar. Çatlaklarımız, çillerimiz, lekeler aslında bizi diğerlerinden farklı kılan kişisel özelliklerimizdir, önemli olan bireylerin ne hissettiğidir. 
      Post modern dönemle bireyselleşen dünyada insanlar kendi beğenilerine uygun vücut tiplerini benimseyebilir, farklı tarzlar tercih edebilir kendi zevklerini keşfedebilirler. Fakat hala toplum tarafından eleştirilere ve dışlanmalara maruz kalabiliyoruz. Bu aslında geçmiş dönemlerde kazanılan alışkanlıkların kaybedilmemesinden kaynaklıdır. Fakat tarihin her döneminde güzellik algıları, ideal olan sürekli değişim göstermiştir. Dolgun vücutlar moda iken, daha sonrasında sıfır beden modellerle birlikte zayıflık yükselişe geçmiştir. Bir dönemde ince yuvarlak kaşlar modayken, şu anda daha doğal kalın kaşlar beğeniliyor. Beğenilerimiz ve güzellik algıları sabit değil, sürekli değişim halindedir.  Hayatımızın her döneminde bu güzellik algılarına uyum sağlamaya çalışamayız. Kişilerin kendini keşfetmesi ile, birey zaten kendi için en iyi olanı bulacaktır. Kalıplaşan beğeni unsurlarını bir kenara bırakmalı ve bireylere kendini keşfetme fırsatı vermeliyiz. 

Kaynakça

https://unsplash.com/photos/9v-GIZvNQO8

05-08-2021
Dilay Kaya

Dilay Kaya

Sosyolog

Ankara’nın Polatlı ilçesinde dünyaya geldim. Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmet ön lisans, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji lisans bölümlerinde öğrenim gördüm. Hayalperest kimliğime birazda gerçeklik ekleyerek, araştırarak ve öğrenerek yoluma devam ediyorum. Sınırsız hayal gücü ile donatılmış küçük bir kızken, şimdi ise içinde bulunduğu düzeni de anlamak telaşı içerisine giren genç bir kadınım. Ve artık buradayım, anlatmak için heyecanlıyım.

dly-06@hotmail.com

https://www.linkedin.com/in/dilaykaya/