Ne İçin Varız?

Ne İçin Varız?

A+ A-

Bir gencin günlüğünden;

“Hayata karşı hep öfkeliydi benim annem. Söylediklerine bakılırsa çok sıkıntı çekmiş. Onların zamanlarında kadın pek değer görmez, yaşlarına bakılmaksızın da erkenden evlendirilirlermiş. Sevgi ise uzaktan uzağa ufak bir bakışta, kaçamak yapılan 1-2 dakikalık görüşmelerde gizlenirmiş. Kendilerinin veya başkalarının her türlü işlerine koşturulurken benliklerine yabancılaşır, şuan birçoğumuza anlamsız gelebilecek olan kuralların altında ezilirlermiş. Bazen düşünüyorum, acaba kendilerini bu esaretin içerisinden çıkarmak için çocuk yerine onları korumalarını beklediği askerler mi yetiştirmek istediler? Çünkü ailemin kendi başına rahatlıkla halledebileceği ufak tefek sıkıntılara bile el atmadığımda serzenişle onlardan şu sözleri duyarım: Biz seni bu günler için mi yetiştirdik? Gerçekten ben ne için vardım?”

Sizin de bu genç gibi hayatınızın herhangi bir döneminde “Ben ne için varım?” diye düşündüğünüz oldu mu? Şayet benim oldu. Kimimizin sorusuna alıntıda olduğu gibi bizler yerine başkaları cevaplar verdi ve bu cevaplar yaşandı, kimimiz ise kendi cevaplarını vermeyi başarabildi. Peki, hala cevabını bulamayanlar?

Konuya adapte olabilmek için öncelikle soruyu doğru anlamamız gerekiyor. Şöyle ki, sorum bizlerin yaratılış ve dinsel inanışlarıyla ilgili değil, işlevsel olarak bulunduğumuz toplumda ne için var olduğumuzla ilgilidir. Dolayısıyla “Ne için varız?” Sorusunun hem maddesel hem de işlevsel cevapları olabilmektedir. Bizler daha çok varoluşumuzun toplumsal işlevselliğiyle ilgileniyor olacağız.

Alıntı yazımıza baktığımızda ailesi veya çevresi tarafından hayatına dair kararlar verilmiş bir kişinin serzenişini görmek mümkün. Bizler anne rahmine düştüğümüz andan itibaren hali hazırda kurulmuş bir düzenin ve çevrenin içerisinde kendimizi buluyoruz. Henüz herhangi bir kuralımız ve beklentimiz yokken doğum anından itibaren şartlar bizleri belli başlı kurallar silsilesiyle karşılaştırıyor ve beklenti içerisine girmemize sebep olabiliyor. Bu beklenti yalnızca kişinin kendi ve hayatı için değil, başkalarının kişi üzerinden beklentileriyle de harmanlanınca yavaş yavaş önümüze çıkabilecek veya bize yol olabilecek taşlar diziliveriyor. Taşlar üst üste dizilince bizler için engel, önümüze doğru serildiği taktirde ise bizler için koşu yolu olabiliyor. Bebeklikten çocukluk dönemlerimize hatta kimimiz için daha uzun sürelere kadar bu taşları yıkmak veya yerlerini değiştirmek ne yazık ki zor. Ancak taşların yerine oturmadığını hissettiğimiz noktada kişinin zihni diğer insanların zihniyle bir savaş içerisine giriyor. Bu savaşta tek bir kazanan olması gerektiği muamma… Gerek çevremiz gerekse ailelerimiz yaşanmışlıkları doğrultusunda belli başlı kalıplara girmiş durumda. Doğru zamanlarda bu kalıplarından sıyrılmayı başarabilen insanlarla dolu bir çevrede yaşıyorsanız muhtemelen cevaplarınızı arayabilecek gücü kendinizde hissedebileceksiniz. Fakat içinden çıkılamaz derecede kalıplaşmış insanlarla iç içeyseniz gözünüzün önüne bir perde çekilmiş gibi hissetmeniz tabii doğaldır. Bu durumda amacımız olumsuzlukların arkasına sığınmamıza yardımcı olacak suçluyu aramak mı yoksa olumsuzlukları anlayıp tüm bu kalıplarla mücadele etmek mi olmalıdır? Bir noktadan bakıldığında kendinizde bu kalıplarla savaşacak gücü bulamıyor olabilirsiniz. Zaten bu zorunlu bir savaş da değil. Savaşmak yerine tüm bedeninizi ilginiz olan yöne çevirmeniz ve söz deyimi size zarar veren kalıplara bir süre kulak tıkamanız belki de yönünüzü bulmanıza yardımcı olabilecek. Hayatına dair kendi sorularının cevaplarını kendi deneyimleri ve kendi iradesi sayesinde verebilen insanlar farkında olsa da olmasa da zannımca önemli bir güce sahipler. Sonucun doğru ya da yanlış olması elbette önem arz eder fakat en azından bir karar verebiliyor olma gücü, bu güce sahip olamayanlar için paha biçilemez bir değerdir. Örneğin; zor şartlarda kendi şirketini kurmayı başarmış ancak sonucunda başarısız olup batmış bir insan kimi kesim tarafından ‘Başarısız’ olarak nitelendirilse de kimileri tarafından ‘En azından deneme gücünü kendinde bularak bir şirket kurmayı başarmış’ sözleriyle nitelendirilebilir. Günümüze baktığımızda başarı yakalamış insanların başlarda bu olumsuzluklarla karşılaşmış olma oranları oldukça yüksektir. Bunu bizler değil, biyografilerinde kişilerin kendileri vurguluyor. Ne demişler: “İstemek başarmanın yarısıdır”. Yeter ki insan bir şeyleri isteyedursun.  

Gel gelelim başkalarının onlar adına verdiği cevapları yaşayan insanlara. Alıntımızda nitelendirilen çocuk askerlere… Daha önce de belirttiğim gibi doğduğumuz çevre ve karşılaşılan kalıplar her zaman bizlerin beklediği yönde olmayabilir. Nasıl ki yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda bizlerde oturan belli başlı kalıpların sebepleri olmuş olacaksa birbirinden farklı kalıpların çevremizdeki insanlarda oluşmasının da sebepleri vardır. Her insanın sebeplerine ve sebebe sebebiyet veren insanların da sebeplerine bakarsak kurduğum cümle gibi işler tabiri caizse ‘Arap saçı’na döner. Bu durumda her biriniz tüm sebepleri kendi süzgecinizden geçirebilirsiniz. Karşılaştığınız sebepler aslında duyduğunuz cümlelerin ve sizden beklenilen şeylerin cevapları niteliği taşıyabilir. Cevaplarınız doğrultusunda sizlere kötü gibi görünen bu sebepler her zaman için kötü olarak nitelendirilmeyebilir. Evet, belki ailelerinizin sizlerden beklentileri var. Peki, bu durum sizden hiçbir beklentisi olmamalarından daha mı kötü?  Ailelere düşen sorumluluk kadar bizlere de sorumluluk düştüğünü söylemek mümkün. En azından iyiyi ve kötüyü ayırt etme noktasında… Doğru ayrım yapıldığı taktirde kendi cevaplarınızı nerede vermeniz gerektiğinin de zihninizde oluşmaya başlaması kaçınılmaz olacaktır.

Bu durumda, 

“… Ailemin kendi başına rahatlıkla halledebileceği ufak tefek sıkıntılara bile el atmadığımda serzenişle onlardan şu sözleri duyarım: Biz seni bu günler için mi yetiştirdik?” cümlesindeki beklenti sizce doğru bir beklenti midir? Kurulan cümle aileleriniz tarafından sizlere yöneltilseydi bu cümlenin altında yatan sebepleri daha iyi anlıyor olabilirdiniz. Muhtemelen de davranışlarınız o yönde şekilleniyor olacaktı. Ancak daha erken yaşlarda çocukların üzerinde apansız beklentilere girmek sağlıklı olmayabilir. Bu durumlarda çocukların sizleri anlaması, sizlere karşı acınası bir sorumluluk hissetmesinden daha doğru olmaz mı?

 

(Bu yazı 2 bölümden oluşmaktadır. Şuan okumuş olduğunuz 1. Bölümde soruların cevaplarını kendi verebilen ve başkalarının onlar için verdiği cevaplar neticesinde davranan insan profilleri; 2. Bölümde ise hala bazı soruların cevaplarını kendinde bulamamış insan profili konu edilecektir. 2. Bölüm 07.02.2023 tarihinde yayımlanacaktır. İlk bölümü okuduğunuz için teşekkür ederim.)


Kaynakça

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/gecit-adam-yurumek-kayalar-8210084/

06-01-2023
Beyza Nur Kuru

Beyza Nur Kuru

Sosyolog

Rize doğumludur. 2020 Gümüşhane Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. Lise öğrenimini Zübeyde Hanım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Çocuk Gelişimi ve Eğitimi üzerine tamamlamıştır. Hem Anasınıfı Öğretmeni hem de Sosyolog olarak görevlerde bulunmuştur. Sosyoloji, arkeoloji, kişisel gelişim ve edebiyat alanında çalışma yapmayı sevmektedir. Birçok sosyal sorumluluk projelerinde yer almıştır. Edebiyat, Aktif Gençlik, Genç Girişimcilik gibi birçok kulüpte yöneticilik yapmıştır. Kriz yönetimi, Gözlem ve Analiz eğitimleri almıştır. Eğitim Koçluğu yapmaktadır. Genç Girişimcilik ve İş Kulübü ve Eğitimi sertifikalarına sahiptir. Aynı zamanda hobi olarak seramik eğitimi almıştır.

beyzanrkuru686@gmail.com