En Muntazam Daire

En Muntazam Daire

A+ A-

Yahya,

Seni Afife annenin sıhhatini merak ederek, zamanın esnettiği kuvvetli bir dostluk bağını yeniden pekiştirmek gayesiyle ya da geçen ay Salih’ten öğrendiğim son terfini kutlamak için rahatsız etmek isterdim. Fakat bir haftadır olanlar karşısında kalbim haklı bir öfkenin ateşi ile tutuşuyor. Ben ve birkaç arkadaşım, bizler, kin ve nefretle dolup taşan lanetlenmiş ruhlarımızın intikamını almak konusunda çaresiz kalıyoruz. Günlerdir ilçe emniyetin yollarını aşındırsak da tatmin edici bir soruşturmanın başlatılmasını henüz sağlayamadık. Orada görevli kardeşlerimin bizlerle olabildiğince ilgilendiğini şerh düşmeliyim. Fakat yaşananların mucizevi ve ilahi çerçevesi içinde, vakayı ne şekilde ele alacaklarından emin değiller. İşte bu noktada; davamız için gereken adımların süratle atılması ve biz çaresizleri teselli edecek adaletin yerini bulması için yardımına ihtiyacımız var.

On senedir şehrin batı yakasında, gündelik münakaşaların bile nadiren yaşandığı nezih bir muhitte, yalnız yaşamaktaydım. Evim, hani öğrencilik yıllarımızdaki gibi, girenin çıkanın belli olmadığı, zaman mefhumunu kaybetmiş evlerden değildir. Yemyeşil, geniş bahçesi ile görenleri imrendiren müstakil bir evdir. Hayatım da kısa zaman evveline kadar memnuniyet duyduğum bir sıradanlığa ve süzgeçten geçirilmiş az sayıda insanın sürprizler barındırmayan tekdüzeliğine sahipti. Hasmım yoktur. Bildiğim kadarıyla öğrencilerim tarafından da sevilirim.

Sadede gelmeliyim. Geçen sene o nisan günü gözlerimi açtığımda, yatağımın karşısındaki çıplak duvarın üzerinde bir sini büyüklüğünde, yani pek de ufak sayılmayacak bir çizimle karşılaştım. Yalnız değildim. Birisi o gece yanı başımdaydı. Yatak odamdaydı. Dehşet içinde ayağa fırladım. Bedenimi istemsizce odanın köşesine yasladım ve gözlüklerinden mahrum bulanık bakışlarımı kısarak duvardaki çizimi uzaktan incelemeye başladım. Bir yandan da işiteceğimden emin olduğum bir kıpırtıyı kaçırmamak için eve kulak kabartmıştım. Eser sahibi, henüz ne olduğunu tam olarak göremediğim eserinin başına yeniden gelecek, beni odanın öbür ucunda uyanık vaziyette bulacak ve aramızda amansız bir boğuşma yaşanacaktı. Kendimi bu mücadeleye hazırlayarak sığındığım köşeden uzun süre ayrılamadım. Aklımda türlü senaryolar canlandırdım, titreyen ellerimi dizginlemeye ve sağlam bir yumruk için gerekeceğini tahmin ettiğim hareketsiz, katı bir kuvveti bileklerime kazandırmaya çalıştım. Gelen giden yoktu. Zamanla anladım ki ev boştu ve eser sahibi çoktan gitmişti.

Korkuma ve tedirginliğime söz geçirdiğim anda gözlüklerimi taktım. Beyaz duvarımın üzerindeki bulanık görüntü netleşti. Eser iyice ortaya çıktı. Biraz evvel patlayacağından korktuğum kalbim duruldu, sakinleşti. Gözlerim, geçen koca hayatın ardından nihai bir sükûnetin karşısındaymış gibi mutlulukla yaşardı. Gerilmiş vücudumun tüm yorgunluğu, ensemden topuklarıma doğru şehvetli bir titreme ile aktı. Seyrelmiş soluklarla cansız bir gevşekliğe bürünmüş göğsümden sanki bir kapı açıldı ve içine huzur yerleşti. Tüm münakaşalarını bir kenara bırakan aklımdan sanki bir kapı açıldı ve içine bilgelik yerleşti. Tensel ve tinsel tüm arzularım karşılığını bulmuş, ardı gelmez beklentilerimden kurtulmuştum. Tatmin olmuşluğun keyfi içinde yatağımın karşısındaki çıplak duvara çizilmiş dünyanın en muntazam dairesini izliyordum.

Dilin hudutları adına senden özür dilerim. Seni de davet etmeli, bu mucizevi daireyi kendi gözlerinle görmeni sağlamalıydım. O pürüzsüz bir daireydi ya da hayallerimizin ötesinden gelmiş gerçek bir sonsuz kenardı. Adına her ne dersen de; bildiğimiz ve bilmediğimiz her şey ondaydı. Bir açıdan kusursuz bir nizam içinde dönüp duran tek bir doğrunun bitmeyen dansı, başka bir açıdansa sonsuz kenarları arasında uzanan sonsuz doğru parçasının ahenkli bütünlüğü idi. İlahi kitapları kendince yorumlayan zihnimizin karşısına olanca gerçekliği ile çıkmış, bizlere aklımızın acizliğini gösteren bir kutsal örnekti sanki. Diğer tüm dairelerin ne de basit birer kopyadan ibaret olduğunu fark ettiren, dünyanın en muntazam dairesiydi.

Hafta boyunca çıkamadım evimden. Tüm zamanım o anonim eseri seyretmekle geçti. Üniversiteden bir arkadaşım, Fahri Doruk, halimi merak edip beni ziyaret edene dek gelen giden kimse olmadı evime.

Fahri kapımı çaldığında, daire ile baş başa geçirdiğim onca zamanın ardından içimde kalan son ihtiraslı kırıntıların sahiplenici dürtüleri davetsiz misafirimi defetmemi ve baştan çıkarıcı eseri kendime saklamamı salık veriyordu. Fakat yatak odasından çıkarken adeta hislerime bir cevap veren kusursuz daire, son bencil dürtülerimi yatıştırdı. Böylelikle Fahri’yi mucizeye tanıklık etmesi, ondan faydalanması için içeri davet ettim.

Günün sonunda dairenin sarhoşluğu ikimizi de sarmıştı. Gözlerimizi ayıramadığımız eserden uzaklaşıp kararlar alabilmek için isteksizce oradan ayrıldık ve geceyi Fahri’nin evinde tartışarak geçirdik. Kendimize kesin kaideler koymuştuk o gece. Bu güzelliği saklayamazdık. Fakat hesaplarıyla ya da mucizenin doğasına aykırı soruları ve hadsiz bilgiçliği ile daireyi incitecek gözlerden onu sakınmamız da gerekiyordu. İçeri girebilecek kadar geometri bilen ama bir tılsımın ardında matematik gerekçeler aramayacak kadar estetik hassasiyete sahip otuz kişilik listemizi hazırladık. Yönetmenler, yazarlar, ressamlar, düşünürler, müzisyenler, gazeteciler, psikoloji ya da sosyoloji gibi disiplinlerden akademisyenler vardı listemizde. Bu otuz kişiyi evime davet ettik. On sekizi icabet etti. Eve girdiğimizde ise salonuma ve çalışma odama çizilmiş iki yeni daire ile karşılaştık.

Her bir daire başka anlamlar içeriyordu. Salonumdaki daire insanları heyecanlandırıyor, çalışma odamdaki sevimli bir utangaçlıkla hepimizin yüzünü kızartıyor, yatak odasındaki ise bizleri huzurla dolduruyordu. Üç daire, ben dahil hepimizin başını döndürmüştü. Doyumsuzlukla bir daireden diğerine koşturan bir kişi halıya takılıp yuvarlanıyor ya da çalışma odamdan sevinç çığlıkları ile çıkmakta olan bir diğeri kütüphaneme çarparak kendini yaralayabiliyordu. O günkü curcunanın içinde ben de bileğimi burkmuştum. Apar topar yeni bir ev tuttum ve oradaki tüm eşyaları boşalttım. Birkaç gün içinde bütün ev artık çıplak duvarlardan ve üç daireden ibaretti.

Taşınmamın ardından eser sahibi de daha çok üretmeye başladı. Geceleri oradan ayrılıyor, evi o ilahi sanatçının geri dönmesini, bize yeni daireler armağan etmesini umarak terk ediyor ve bazı sabahlar gerçekten de üç hatta dört yeni daire ile karşılaşıyorduk. Bunlar çeşitli büyüklüklerde oluyor ve giderek tüm evi kaplıyordu. Davet ettiğimiz yazarlardan biri banyonun dışındaki bir dairenin karşısında koca bir ay geçirdi ve coşkun naralar atarak son kitabını orada yazdı. Bir akademisyen mutfaktaki dairenin fıtığına, bir müzisyen de salondaki bir dairenin migrenine iyi geldiğini söylüyordu. Bir yılın sonunda tüm ev dairelerle kaplanmış ve gelenler, birbirimize ettiğimiz gizlilik yeminini delmeye başlamıştı. Bazısı bunamadan mustarip annesini holdeki bir daireye getiriyor, bazısı majör depresyon içindeki oğlu ile yatak odamı ziyaret ediyordu. Evin dört yanını saran dünyanın en muntazam daireleri, giderek ünleniyordu.

Geçtiğimiz bir yılla beraber daireler artık üst üste biniyor, beyaz duvar yer yer görünmüyordu. Koca evde tek bir köşe boştu; çalışma odamın kuzey duvarına henüz hiçbir daire çizilmemişti. Hepimiz orada nihai bir başyapıtın yer alacağından emindik. Bu beklenti ve merakla her sabah ilk iş boş duvarı kontrol ediyorduk. Derken kulaktan kulağa yayılan dairelerin şöhreti, Cahit Baki adındaki ucubeyi geçen hafta evimize getirdi.

Bu melun adam evime girdiği ilk anda hepimizin üzerinde nahoş bir etki bıraktı. Sevimsizliği, yaşlı yüzünün her yanını sarmış bezgin çizgilerde kendini ele veren memnuniyetsizliğinden ya da kadife ceketinden yayılan ağır kokudan kaynaklanmıyordu. Dağınık, gür kaşlarına kadar indirdiği beresi ile yuvarlak, koca burnu arasına sıkışmış sinsi gözlerindeki ilgisizlikti bizi ondan iğrendiren. Pek de alakadar olmadığı bir sergiyi isteksizce geziyor gibi bir o duvara bir bu duvara ayak üstü bakınarak döndü evin içinde. Bizler de artık dairelerle değil bu adamın şaşılası tepkisizliği ile ilgilenir olmuştuk. Aramızdan birkaç kişi bu yabancıyla iletişim kurdu ve kendileri için en özel daireleri takdim ederek Cahit’in üzerinde aynı sihirli etkiyi görebilmeye çalıştı. Fakat ne yaparsak yapalım bu karanlık ruhun karşısında dünyanın en muntazam daireleri hiçbir varlık gösteremedi. Kalabalık öfkelenmeye başlamıştı. Bardağı taşıran ise Cahit’in aradığını bulamamış küçümseyici bir tonda boya kutusunun yerini sorması ve kendisinin de kolaylıkla bu dairelerden bir tane çizebileceğini iddia etmesiydi. Bu aşağılama karşısında insanlar daha fazla dayanamadı ve adamın üzerine çullandı. Sana yalan söylemeyeceğim dostum; adamı derdest edenler arasında ben de vardım. Fakat bu tepkinin göründüğü kadar önem arz etmeyen, ufak bir taşkınlıktan ibaret olduğunu da belirtmeliyim. Zaten çok geçmeden, biraz hırpalanan Cahit’i aramızdan üç genç teslim aldı ve kapı dışarı etti. Bizler de topluca yatak odamdaki ilk dairenin karşısına geçerek sakinleştik.

Hafta sonları en yoğun katılımın olduğu günlerdir. Sayımız altmışı bulur. Geçtiğimiz cumartesi de böyle bir gündü. Sabahın ilk ışıklarında bahçemin önünde elliyi aşkın kişi toplanmış, gelmemi bekliyordu. Eve girmek üzere iken karşılaşacağımız dehşetin ilk emaresi ortaya çıktı. Kapımın kilidi kırılmış, eve çoktan girilmişti.

Kapı her gece kilitlendiği ve eser sahibi de eve daima kendi belirsiz yöntemi ile girdiği için bu olağandışı bir durumdu. Şaşkındık. Adet olduğu üzere ilk iş çalışma odasının yolunu tuttuk. Boş duvarda yerini almasını beklediğimiz başyapıtı kontrol edecektik. Gerçekten de oradaydı. Birbirini bölen iki yeni mucizevi daire ile eser sahibinin başyapıtı, çalışma odamın kuzey duvarındaydı ve şimdiye dek gördüklerimizden çok daha etkileyici bir ihtişama sahipti. Beklediğimiz nihai şaheser çizilmişti fakat bizleri dehşete düşüren bir başka detay vardı. Ayaklarımızın dibinde bir sprey boya şişesi yuvarlanıyor ve şaheserin karşısına gelenler arasında bayılanlar ya da fenalaşanlar oluyordu. Korkunçtu. Çünkü eser sahibine ait olduğu ilahi üslubundan kolaylıkla anlaşılan, birbirini bölen bu iki yeni dairenin üzerinde yamuk yumuk bir ekleme yapılmış; iki daire testisleri oluşturacak şekilde başyapıt, birisi tarafından dev bir penise dönüştürülmüştü. O güne kadar boş kalan duvarın üzerinde artık, mucizevi testisleri ve biçimsiz gövdesi ile koca bir penis yer alıyordu.

Bu müstehcen, saygısız suçun failinden emindik. Sana da anlattığım sebepler ışığında bütün kalabalık, derhal Cahiti aramaya koyulduk. Fakat bulamadık. Ertesi gün bir kutu beyaz boya ile yanıma sadece Fahri’yi alarak eve geri gittim. Çalışma odasındaki saygısızlığın üzerini örterek geriye yalnızca şaheseri bırakacaktık. Fakat gördük ki olan olmuştu. Önceki gece biz Cahit’i ararken belli ki eser sahibi dönmüş ve bize armağan ettiği dairelerini geri almıştı. Tek bir iz bile yoktu içeride. Bütün ev ilk günkü gibi boştu artık. İlahi sanatçıyı gücendirmiştik.

Günlerdir eski yavan hayatlarına hapsolmuş, tılsımını yitirmiş bu dostlarının biraz olsun teselli bulması adına senden yardım dileniyorum Yahya. Dünyanın en muntazam dairelerine artık kavuşamayacak bile olsak Cahit Baki adındaki canavarın bulunup cezalandırılması için bizlere önderlik et dostum. Yarın ve sonraki günler yine ilçe emniyette olacağız. Cevabını ve desteğini bekliyorum. Saygılarımla…


Kaynakça

Görsel: yazara aittir

22-10-2021
Barış Selim Uzun

Barış Selim Uzun

Öykü Yazarı

Olağan ve olağanüstü dünya arasında gezinen hikâye anlatıcısı. Ankara’da ikamet etmektedir.

barisselimu@gmail.com