Dikkat! Çocuk Çıkabilir

Dikkat! Çocuk Çıkabilir

A+ A-

  İletişimin akıllara kazınan tanımı vardır. Duygu ve düşüncelerimizi her türlü yoldan karşıya aktarma eylemi. Hayvanlar bunu danslarıyla, çıkardıkları seslerle gerçekleştirirken; insanlar konuşarak, jest ve mimikleri ile iletişim olayını gerçekleştirir.

  İletişim deyip geçmemek lazım. Diplomatik krizlerin, kuşak çatışmalarının, tartışmaların sebebi aslında iletişim deyip geçmeye çalıştığımız kelimenin içeriğinde yatıyor. Gelişen iletişim teknolojileriyle beraber; iletişimsizlik sorununun çözülmesi ile ilgili hepimiz belli başlı umutlar yeşertirken buluyoruz kendimizi. Fakat kaçırdığımız bir nokta var. Bu nokta ise, McLuhan’ın ‘Global Köy’ kavramlaştırmasında yatmaktadır. Yani anlaşılmama, fikirlerini aktaramama durumu artık dünya çapında bir kriz halini aldı.

  Mikro düzeyde ele almak gerekirse; ebeveyn-çocuk ilişkilerini mercek altına alabiliriz. Çocuk, ebeveynlerine kıyasla dünyayı, yaşamı daha yeni deneyimlemeye başlamıştır. Değişen dünya ile birlikte bu deneyimleme serüveni farklı şekillerde gerçekleşebilir. Bundan yaklaşık yirmi yıl önce; okul, dergi, sokakta oynanan oyunlar, oyun arkadaşları hayatı deneyimleme yollarına ışık tutarken; günümüzde bu ‘Youtube oyun videolarına’ indirgenebilir. Maalesef ki bu tarz bir deneyimlemenin sonucunda çocuğun elinde kalan, kocaman mutsuzluk ve can sıkıntısıdır. Minik elleriyle çamura dokunmadan, oyuncak arabasının hız limitlerini zorlamadan, anaçlığını ilk olarak oyuncak bebeğine aksettirmeden çocukluğuna veda ediyor. O minik parmaklar artık oyuncaklarla değil; klavyenin tuşlarıyla tanışıklık ediyor.

  Her canlı gibi çocuğun da anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Kimi zaman kendiliğinden ifade edebilseler de; çoğu zaman çocuğun dili olan resim ve oyunlar ile bu gerçekleşir. Etrafında olup bitenlere adapte olması oyun ile mümkündür. Tanık olduklarını oyun ile harmanlarlar. Yukarıdaki paragrafta bahsedilen anaçlığın kaynağı da bu tanık olduklarıdır. Çoğu zaman ilk olarak anne-çocuk bağı gelişir. Anne, çocuğa rol model olur. Anneliği ondan öğrenir. Annenin çocuğa yaptıklarını; çocuk, taklit etmeye çalışır. Çoğu oyuna kıyasla ‘evcilik’ oyunlarında kaybetme/kazanma sonucu gerçekleşmez. Oyunlarına, çevreyi dâhil etmek uyumun göstergesidir. Çocuk, aynı zamanda oyun sayesinde yeteneklerini ve kendini keşfeder. Kim içinde barınamadığı, yabancılık çektiği bir yerde olmak ister ki? İçinde bulunduğu toplumu sindirmek için oyun şarttır. Piaget’ın oyun için söylediği  “Dış dünyadan alınan uyaranların özümleme ve uyum sistemine dönüştürme yoludur.” sözü yukarıda anlatılmak istenenin özeti niteliğindedir.

  Oyun, sadece çocukluk dönemine ait bir alışkanlık değildir. Yetişkinlerde de oyun alışkanlıklarının devam ettiği görülmektedir. Buna çocukken ‘evcilik’, yetişkinlikte ‘kadın günü’, ‘misafirlik’ denmiştir. Yapılan kadın buluşmalarında;  konuşulan konular, fikir alışverişleri gündelik hayatın stresinden bir miktar uzaklaşmayı sağlar. Haz ve doyum, her yaşta oyun anında ve sonrasında gerçekleşir. Bu perspektif ise Freudyen bakış açısına daha yakındır. “Korkularımızı ve iç çatışmalarımızın” oyun ile üstesinden gelebileceğimizin sinyallerini vermektedir.

  İşte oyunun bu kadar işlevinden bahsederken küçük bir ekrana sığdırılmaya çalışılan, büyük hayata açılan küçük pencereler insanı düşünmeye sevk ettiriyor.

  Ebeveynler açısından çocuklarının kimlerle muhatap olduğu önemlidir. Çünkü koruma içgüdüleri devreye girer. Tecrübelerinden kaynaklı öngörüleri sayesinde, çocuklarının çevresinde olan kişilerden zarar görüp görmeyeceğini tahmin edebilirler. O yüzdendir annelerimizin ‘getir bakalım şu Ayşe’yi tanışalım, nasıl bir kızmış?’ demeleri. Sokak oyunları döneminde iş arası pencereden atılan kaçamak bakışların sebebi de budur elbette. İnternetin güvensiz bulunmasının sebebi, aileler tarafından denetlenemiyor olmasından da kaynaklanmaktadır. Online bir oyunda; karşındaki kişinin kim olduğunu, onun izin verdiği kadar bilebilirsin. Ki bu verilen bilgilerin doğru olup olmadığı ise meçhuldür. Aileler tarafından ‘kötü niyetli kimse’ olması ise muhtemeldir. Bize güvendikleri ama çevreye güvenmedikleri kadar var galiba. Özellikle internet ve teknoloji çağında yaşanılıyorsa…

  Bir ebeveyn olduğumu hayal edip bu bataklığın içinden nasıl çıkabilirdim diye düşünüyorum da; doğrusu bir çıkar yol bulamıyorum. Çoğu zaman kendimi geçmiş özlemi ile yanıp kavrulurken buluyorum. Bu dünyaya çocuk getirilir mi?, Getiririlse bile onu ne kadar koruyabilirim?, Başına kötü bir şey gelse onu nasıl çıkarıp kurtarabilirim? gibi sorular beynimi kemiriyor adeta.

 Sahi ebeveynler bunca yükün altından nasıl kalkabiliyor?

13-12-2021
Azer Sude Akçay

Azer Sude Akçay

İletişim Bilimleri - Öğrenci

Merhaba, ben Azer Sude Akçay. Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri üçüncü sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde Çocuk Gelişimi okumaktayım. Kişiler arası iletişim, çocuk, toplum, duygular konularında yazmayı planlıyorum.

Yazılarımda buluşmak dileğiyle…

sudeakcay365@gmail.com