Duygudaşlığın Kırılgan Özgünlüğü

Duygudaşlığın Kırılgan Özgünlüğü

A+ A-

İnsanlar, yaşamları boyunca sürekli bir birlik oluşturarak yaşamını sürdürmeye eğilim gösteren “Homo sapiens sapiens” türündendir. Peki nedir bu tür? Düşündüğünün üzerine düşünebilen insan türü. İşte tamda burada başlıyor asıl meselemiz ya da belki sizin meseleniz.

Meselelerin ortaklığı bizleri kısa sürede biz yapan bir eylemsel pratiğe dönüşüyor. Hepimizin içerisinde var olan bu duygudaşlık bizleri bir arada tutan en kuvvetli insani histir. Her ne kadar duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz biricik olsada bu durum biraz kandırmacadır bir bakıma. Nasıl yani? Tek ve biricik değil miyiz? Bizlere öğretilen aslında “her insan biriciktir ve özeldir” basmakalıbı bir aldatmaca mı? Diye düşünüyor olabilirsiniz. Haklısınız da ancak korkmayın hepiniz özelsiniz. Fakat benim söylemek istediğim şey hepimizin içerisinde var olan küçüklüğünden beri belki de beraber büyütmüş olduğu duyguları ve özgünlüğü değil. Bunların çokça benzerlerinin belki de aynılarının yıllar önce ya da tam da şuan bir başkası tarafından da yaşanıyor olması. Yani duyguların amorf bir yapısının bulunmaması.

 Bir olay yaşadığımızda sürekli olarak arka planda tekrarı açık bir şarkı gibi çalan “Kimse bu yollardan geçmedi”, “kimse daha önce böyle şeyler yaşamadı” dolayısıyla da kimse beni anlamıyor düşüncesi var ya işte burası o kadar da özel değil aslında. Korku ile barınan bu saf düşünce her ne kadar sizleri bir yerlere vardırmaya çalışsa da mevzu gerçekten varmak mıdır? Bir kere daha düşünün. Çünkü eğer mevzu varmak olsaydı hepimizin durakları aynılıktan oldukça uzak oldurdu.

 Hepimiz daha önce toplum içinde rezil de olduk vezir de olduk işten de kovulduk, iş bulamadık, belki terk edildik belki de terk ettik. Belki istediğimiz bölümleri kazanamadık belki de çok büyük kayıplar yaşayıp karalar bağladık. Yaşadık ama her şeyi bir şekilde bir yerlerde azda olsa çokta olsa hepsinin en güzelini de en acı verenini de yaşadık. Yaşanmasaydı eğer bir kitabı okurken altını çizebilir miydik satırların? Diye bilir miydik ki “off işte tam da bu cümle beni anlatıyor, ben bunu daha önce düşünmüştüm, aklımdan geçirmiştim ya da belki ben bunu daha önce yaşamıştım”. Diye.  Kendi kendimize sorabilir miydik acaba ben buraları tanıyor muyum? ben buralardan daha önce hiç geçtim mi? Gördüm mü ki ben bu insanları ya da bu tanıdık acıları.

Doğduğumuzdan hatta anne karnından beri şekil değiştiren, bir forma girmeye çalışan, içeriden ve dışarıdan çeşitli norm yüklemeleri ile dolup taşan uzaktan bakınca insani ama içeriden bakınca hisleri olan hareketli, etli, iskelet sistemiyiz hepimiz. Bu yüzdendir ki çokça da birbirimize benzeriz. Bu benzerlikleri de açıklıkla görebilmeyi kendimize izin vermeliyiz. Hepimizin içinde inandığı, sıkı sıkıya bağlandığı düşünceler var elbette fakat bunun ne kadarı gerçekten doğru ya da bu doğrunun ne kadarıyla var oluyoruz bunu tarafsız tartabilmeliyiz. Terazinin bir tarafını boş bırakmadan, diğer duyguları ve düşünceleri de göz ardı etmeden, ötekileştirmeden ölçebilmeliyiz.

 Tek değiliz, yalnız değiliz ayrıca bazı şeyler de sadece bizim başımıza gelmedi. Herkes her yere daha önce bir kere belki de birkaç kere daha geldi.  Bu demek değildir ki herkes tek olmasın,  kendi doğruları peşinden gitmesin ya da farklı düşünmesin, hayır düşünsün tabi ki. Ama kendisini çok ayrı bir kefeye koymadan hepimizin içerisinde belirli sınırlar dahilinde ötekileştirsin. Hepimizle ötekileştirsin ki yalnızlaşmasın özünde. Bir el kadar uzağımızda ama bir o kadar da ufuklarda kalabilsin diye.

 Özgünlük meselesi tam da böyle bir şey işte oldukça kırılgan. Özel çünkü bir kere. Yıllarca camdan bir bebek gibi saklanan değerleri barındıran bir sistem. Fakat herkesin bireysel olarak hayat sistemi aynı çünkü. Öyle herkesin dışarıdan fanatik olarak değerlerini körü körüne savunması boşuna değil yani. O zırh bir kere yıkılırsa içerisindeki değer zaten çok kırılgan. Oldukça hassas. İşte buralarda duygudaşım anlamalıyız herkesi, empati kelimesi boşuna dilimize geçmedi.

24-05-2022
Aslıhan Bağcıvan

Aslıhan Bağcıvan

Sosyolog

Selam, Aslıhan ben. 1998 yılında gözlerini bu karmaşık dünyaya açmış, görece büyüyüp Ordu Üniversitesi’nde Sosyoloji Lisansını tamamlamış, şimdilerde ise Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan bir Nevşehirliyim. Uzun zamandır kendime sürekli olarak sorduğum “ben kimim?” sorusunun peşinden gidiyorum. Şimdilik yazmaktan, düşünmekten ve doğadan zevk aldığımı söyleyebilirim. Ancak devamını yazılarımda bulmak istiyorum. Bu yolculukta hem kendimi tanımak hem de sizlere kendimi sunmaktan oldukça heyecan duyuyorum.

aslihan.b98@icloud.com

https://twitter.com/aslisimgibi