Yabancılaşmanın Sosyal Politika Bağlamında Sosyal Dışlanmadaki Rolü

Daman Cansoy

Sosyolog

Yazar Hakkında

1987’de dünyaya geldi. Gazi Üniversitesi Çalışma Ekonomisinde lisansını, Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde uzmanlığını tamamladı. Sosyoloji, tarih, felsefe ve bunların dalları ilgi alanları içindedir. Ayrıca yeni yerler ve insanlar tanımayı pek seviyor, amatör olarak fotoğrafçılıkla ilgileniyor…


d_cansoy@hotmail.com


A+ A-

Modern toplumun önemli bir problemi olan yabancılaşma kavramı bugün şüphesiz toplumsal / toplumdan dışlanmışlık kavramı ile bir ilişkiye sahiptir. Yabancılaşma kavramı 19. yy'ın sanayi çağı içerisinde Marks tarafından incelenen işçi sınıfı dahilinde yönlendirici ve değiştirici bir unsur olarak açığa vurulan bir orijinde iken, sosyal dışlanma 20. yy'ın ikinci yarısından itibaren Batı Avrupa endüstri toplumunda ortaya çıkmış ve modern toplumun bir problemi haline gelmiştir. Bugün bu iki kavram arasında ortak paydaya dayalı münasebetler bulunmaktadır. Geniş bir araştırma konusu olan bu ilişkiye ve ortaya çıkan münasebetlere sosyal politika bağlamında öz halinde değinmeye çalışacağız.

Terminolojik düzeyde kısaca ifade etmek gerekirse; daha öncesinde uluslararası ticaret ile altyapısı üretilen, 19.yy'ın ağır demir-çelik endüstrisi içinde de servetin, kar marjı ile döndürülerek birikmesi ile doğan ve büyüyen sermaye sınıfı hakkında Marks, yabancılaşma kavramı çerçevesinde, 19.yy’da incelediği işçilerin çalışma koşulları ile gözlemlerinde tekelci sermayenin kapitalist üretim sisteminin işçilerin yaşamını sisteme dahil ettiğini, işçilerin üretim sürecinin bir parçası haline gelerek sisteme hapsolduğunu ifade etmiştir.

Marks’ın kapitalist sistemin belirttiği iki ana ögesinden sermaye ve emekten, emeğin bu üretim sisteminde denetim altına alınması onu makinenin bir parçası haline sokmakta, makineleştirmekte ve önce yaptığı iş ile bağlantısının kopmasına (kendi üretimine yabancılaşmasına/kendi yaptığı işi tanımamasına) ardından kendi ürettiği ürüne/çıktıya, sonra işine ve diğer işçilere ve en sonunda topluma yabancılaşmasına/toplumu tanımamasına/toplumsal bağlarının kopmasına neden olmaktadır. Bütün bu süreç işçinin, üretimdeki kontrolünü ve denetimini kaybederek fabrikatör tarafından denetlenerek sistemin bir parçası haline gelmesi ile meydana gelmektedir. Bir bakıma işçi ürettiği ürünü ve üzerindeki denetimi kaybetmekte, sistemle beraber denetlenir duruma düşmektedir. Sistemin bir unsuru haline gelen işçi kendi varlığından farklı bir biçime dönüşmekte, değişmektedir. Bu farklılaşma toplum sathına kadar yayılmaktadır. Özetle yabancılaşma dediğimiz kavram ilgili terminolojide bu biçimde ifadesini bulmaktadır. Sonuç olarak yabancılaşmanın temel argümanına baktığımızda ekonomi - üretim temelli olduğu ve emek gücü vasıtası ile toplumu etkilediğini görürüz.

Toplumsal/Sosyal dışlanma kavramı ise literatürde toplum ile birey veya gruplar arasında ortaya çıkan toplumsal, ekonomik, kültürel, siyasi uyumsuzluk ayrıksılık/aidiyetsizlik olarak belirtilebilir. Kavram 1974'te Fransız Bakan Rene Lenoir tarafından ortaya atılmıştır.

Sosyal dışlanma genişletmek mümkünse de temelde 4 türe ayrılmaktadır:

-Ekonomik

-Sosyal

-Kültürel

-Siyasal

Temel anlamda örneklendirmek gerekirse: Örneğin toplumsal gruplar veya marjinal bireyler arasındaki anlaşmazlıklar ile ortaya çıkan dışlanmayı sosyal dışlanmaya; çalışma biçimi, gelir yoksunluğu, işsizlik halini ekonomik dışlanmaya; yaşam tarzı, yaşam yönelimlerinde farklılığı kültürel dışlanmaya örnek verebiliriz. Tek partili rejimlerde tek bir ideolojik yapının varlığı ile de siyasal bir dışlanma meydana gelir. Dışlanma en basit anlamda arkadaş gruplarına kadar iner.

Bir sosyal politika mevzu olan sosyal dışlanmayı daha iyi ifade edebilmek için sosyal politika kavramına kısaca değinelim: Sosyal politika, bir ülkede Devletin ve  idare aygıtı ile kurumlarının, vatandaşlarının; sağlık, barınma, gıda, eğitim, sosyal güvenlik, istihdam gibi kurumlarda en yüksek faydayı sağlayabilecekleri, gerekli ortamı hazırlamak, işletmek ve olası sorunları önlemek, önlenmeyenleri en uygun koşullarda gidermek için faaliyette bulunmasıdır. Maksat vatandaşların huzurlu ve gönenç tutularak bu huzur ve gönencin/refahın toplum sathında yer edinmesidir. Bu yönü ile sosyal politikada dikkat çekici husus öncelikle ilgili  ihtiyaçların giderilmesine yönelik müspet tutumların işletilmesidir.

Sosyal dışlanmayı, salt sosyal politika bağlamında ele alırsak insan sujesinin sosyal politika kapsamında yer almaması olarak açıklayabiliriz. İndirgemek gerekirse suçlular, yaşlılar, sosyal güvencesi olmayanlar, yoksullar, işsizler, göçmenler, çocuklar, marjinal kabul edilen gruplar gibi unsurlar bu anlamda dışlanmış unsurlardan sayılabilir. Bu minvalde sosyal dışlanmanın bir sosyal politika sorunu olduğunu görmekteyiz.

Değineceğimiz bir diğer husus Marks'ın salt normsal bir çerçeveden sunduğu görüşe ilişkindir. Marks anlayışını ekonomi - işgücü ilişkisinde ifade etmiştir. Ancak kendi yaşadığı dönem ve koşullarda realistik bir görüştür. Haklı olarak Marks çağdaşı ortamının, mevcut iş bölümünün tekdüzeliğine dayandığı anlayışından hareketle iş bölümünün ortadan kalkması ile yabancılaşmanın da ortadan kalkacağını ileri sürmüştür. Ancak günümüz itibarı ile sosyal dışlanma kavramının mevcudiyeti konuyu genişletmekte ve sosyal politikayı müdahaleye zorlamaktadır.

Makinenin parçası olarak yabancılaşmaya maruz kalmış emek gücü, toplumsal aidiyete ve bütünleşik yapıya uyumu gerçekleştiremeyecektir. Sonunda toplumsal dışlanmanın ekonomik temeller ile yabancılaşmış birey üzerinden dolaylı olarak harekete geçmesi ve kendisini etkilemesi ile ilgili birey, topluma sosyal ve ekonomik uyumu gerçekleştiremeyecek veya kısmen gerçekleştirebilecektir. Burada dikkat yöneltilecek husus, yabancılaşan, farkılılaşmış bireyin toplumu tanımama rolü ile, farklı ve ayrı bir özne olma rolü ile toplumsal dışlanmaya maruz kalacağı, dolayısı ile bütünden ayrıksanan, farklı öznenin veya grubun dışlanacağı, ayrılacağı, toplumun onu içselleştirmeyeceğidir. Dolayısı yabancılaşma kavramı kendisi bizatihi sosyal dışlanmada ekonomik temelli sınıfsal yapı ile toplumda pay sahibidir. Marks'ın buradaki rolü, toplumu ekonomi merkezli, sınıf yapılı bir yaklaşımla ele alarak sosyal dışlanmanın adeta ekonomi temelli kurucu unsurunu/yabancılaşmayı ortaya koymuş olmasıdır. Dolayısı ile endüstri toplumunda ekonomik unsurlarla yükselen yabancılaşma sosyal dışlanmaya neden olurken bunu geniş anlamda ekonominin yönlendirdiği diğer unsurlar izleyecektir.

Sosyal dışlanmayı önlemede veya geri çevirmede bir toplumsal önlem ve geri çevirme (sosyal içerme) mekanizması olarak görev alacak vasıta sosyal politikadır. Bu husus bize dışlanma ve yabancılaşma ilişkisinde sosyal politkanın mühim rolüne işaret etmektedir.



Kaynakça

Görsel:

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/uzgun-asyali-kadin-insanlarin-elleriyle-dokundu-5806643/

08-02-2021