Tükettiğimiz Gıdaları Yeterince Tanıyor muyuz?

Tarım ürünleri ve bunlardan elde edilen gıdalar söz konusu olduğunda 3 temel riskten söz etmek mümkün:

- Daha fazla ürün elde etme, yetiştiricilik sırasında ürünleri hastalık ve zararlılara karşı koruma gibi amaçlarla uygulanan kimyasal ilaçların(pestisitler), büyüme düzenleyicilerin (hormonlar)antibiyotiklerin bilinçsiz, amacı dışında ve gereksiz kulanımı. Buna son 10 yılda hayatımıza giren genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) tarım ürünlerinin kullanımı da eklenmiştir.

- Ürünlerin işlenmesi sırasında kullanılan teknolojiler, gıda katkı maddeleri ve özellikle de koruyucuların kullanımı,

- Aflatoksin ve çeşitli hastalık yapıcı mikroorganizmaları içeren gıdalar.

Gelin hep birlikte bu riskleri tek tek irdeleyelim. Her gün soframızdan bize ulaşma riski olan bu tehlikeyi tanıyalım ve ne tür önlemler alabiliriz bunları değerlendirelim.

Kimyasal ilaçların kullanımı yoğunlaşıyor!

En çok duyduğumuz ve karşılaştığımız risklerin başında tarımsal ürünlerin yetiştiriciliğinde kullanılan kimyasal ilaçlar geliyor. İnsan ve çevre sağlığı üzerinde yarattığı olumsuz etkilere ilişkin her gün yeni bir araştırma sonucuyla karşılaşıyoruz.

Tarımsal ürünlerin yetiştiriciliğinde hastalık ve zararlılara karşı mücadele edilmezse % 100’lere varan bir ürün kaybının yaşanması kaçınılmazdır.

Hastalık ve zararlılarla mücadelenin pek çok yol ve yöntemi olmasına karşın ülkemiz özelinde çoğunlukla bu mücadele, sadece kimyasal ilaçların kullanıldığı bir mücadele olarak görülmektedir.

Öyle ki çoğu zaman üreticiler daha hastalık riski ile bile karşılaşmadan bu kimyasal ilaçların kullanımına başvurmaktadırlar.

Gerek bilinçsiz kullanım nedeniyle, gerekse de hastalık ve zararlıların kimyasal ilaçlara karşı zaman içerisinde dayanım geliştirmeleri nedeniyle tarımsal ürünlerde gittikçe yoğunlaşan bir ilaç kullanımı söz konusudur.

Örneğin; serada domates yetiştiriciliğinde, domates serada 6-8 ay kalabilmektedir. Etki süresi 14 gün olan bir ilaç kulanıldığı düşünüldüğünde 10-16 kez aynı ilaç uygulaması yapılabilmektedir ki bu sadece tek bir hastalık ya da zararlı için yapılan ilaçlamayı ifade etmektedir.

Bir de bu ürünün hasatında, son ilaçlamayla hasat arasındaki süreye dikkat edilmediğinde tarımsal ilaçlardan kaynaklı risklerin kat be kat artarak sofralarımıza gelmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Çünkü yoğun ve bilinçsiz pestisit kullanımı sonucunda gıdalarda; kullanılan pestisitin kendisi ya da dönüşüm ürünleri toprak, su ve havada kalabilmektedir.

Pestisit kalıntılarının insan üzerindeki olumsuz etkileri ilk kez 1948 yılında, bir kimyasal ilaç türü olan “organik klorlu” ilaç kalıntılarının insan vücudunda bulunmasıyla ortaya konulmuştur.

Kimyasal ilaçların insanlar üzerinde kansorojen, sinir sistemini etkileyici ve hatta mutasyon oluşturucu etkileri saptanmıştır.

Çevre üzerinde de yıkıcı bir etkisi söz konusudur.

Zararlı bir böceği öldürmek için kullanılan bir ilaç doğadaki tüm böcekleri etkilemekte, hedefte olmayan diğer organizmaları da yok etmektedir. Bu durum ekosistem içerisindeki tüm canlılara etki etmektedir.

1960’lardan beri vücudumuza bu kimyasalları alıyorduk!

2009 yılından günümüze ülkemizde 181 ayrı kimyasal ilaç etken maddesinin insan ve çevre sağlığına zararlı olduğu için üretimi, satışı ve kullanımı yasaklanmıştır. Öyle ki bu yasaklanan kimyasalların kimileri 1960’lardan beri kullanılan ilaçlardır.

1960’lardan başlayarak uluslararası kuruluşlarca gıdalarda bulunabilecek kimyasal ilaçların maksimum kalıntı limitleri belirlenmiştir.

Bu kalıntı limitlerinin aşılması durumunda kimyasal ilaçların insan üzerinde doğrudan zarar yapıcı etkisi olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle kalıntı limitlerini aşan ürünlerin pazara sevki yasaklanmıştır.

Ancak bir tarım ürününde kimyasal ilaç kalıntısı olduğunun belirlenmesi ciddi bir kayıt ve kontrol sistemiyle mümkün olabilmektedir. Yurt dışına ihraç edilen ürünler için bu sistem büyük oranda kurulmuştur.

Önlemler alınıyor ama Türkiye’de...

Ürünler laboratuarlarda analiz edilmekte, yasaklanmış bir ilacın kullanımı olup olmadığı ve maksimum kalıntı limitlerinin aşılıp aşılmadığı kontroledilebilmektedir.

Bu kontrole rağmen tarım ürünleri ihracatında Türkiye Avrupa Birliği’nden uyarı alan ülkeler içerisinde Çin’den sonra ikinci sırada yer almaktadır.

Bununla birlikte yurt içine dağıtılan ve sofralarımıza gelen ürünler için henüz böylesi işleleyen bir sistem kurulmuş değil. Hiçbir denetime tabi olmaksızın tarım ürünleri tarladan sofralara ulaşabilmektedir.

Riskleri azaltmanın püf noktaları

Peki bu riskler mevcut durumda nasıl önlenebilir, ne gibi tedbirler alınabilir?

Kuşkusuz ilk tercih yetiştiricilikte kimyasal ilaç uygulamalarının denetim altında yürütüldüğü ve sınırlandırıldığı tarım sistemlerinden gelen ürünleri tercih etmek olmalıdır.

Örneğin organik ürünlerin yetiştiriciliğinde bu kimyasal ilaçların kullanımı büyük oranda yasaklanmış ve ciddi sınırlamalar getirilmiştir. Analizler yaptırılmak suretiyle de ürünün güvenliği sağlanmaktadır.

Yine iyi tarım uygulamalarına tabi ürünler de denetime tabi ürünlerdir. Burada kullanılan kimyasallar takip edilmekte ve pazara sevki öncesi mutlaka maksimum kalıntı limitlerinin aşılıp aşılmadığı analizlerle kontrol edilmektedir.

Dışarıdan kaynağı bilinmeyen bir ürün alındığında ise fiziksel kimi uygulamalarla pestisit kalıntıları azaltılabilmektedir. Bu fiziksel uygulamalardan yıkama, pestisit kalıntıların uzaklaştırma açısından iyi bir yöntemdir. Marketten, manavdan, pazardan alınan tüm ürünler iyice yıkanmalıdır. Özellikle çiğ olarak tüketilen sebze ve meyvelerin 10 dakika kadar sirkeli bir suda bekletilmesi de önerilir.

Diğer bir yöntem kabuk soymadır. Yapılan bir araştırmada kabuk soymanın patateste %64, domates te %99 seviyesinde kalıntıyı ortadan kaldırdığı belirtilmektedir.

Haşlama, pişirme de kalıntı miktarlarını azaltma açısından bir yöntem olarak görülebilir. Bazı kimyasalların ısıyla birlikte parçalanarak etkisiz hale geldikleri bilinmektedir.

Tabii uygulanan kimyasal ilacın özelliği kalıntının uzaklaştırılmasında belirleyici olmaktadır. Bitki bünyesine giren sistemik etkili ilaçların ve kimi kimyasalların kalıntılarını bu yollarla uzaklaştırmak neredeyse imkansızdır.

Son olarak bu riskleri ortadan kaldırmak kuşkusuz en nihayetinde ulusal çapta yürütülecek bir çalışmayla tarımın ciddi bir denetim altına alınması, üreticilerin mühendislik hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanması ile mümkün olabilecektir.

 

24-02-2014