Toplum Hipnozu-2

Dilek Türkoğlu

Psikiyatrist Dr.

Yazar Hakkında

Dr. Dilek Türkoğlu Psikiyatri Uzmanı Serbest muayenehanede çalışmalarını sürdürmektedir.


Diğer Yazıları

Geçen yazımızda “hipnozda evet seti” oluşturmanın öneminden bahsetmiştik. 

Eğer birileri üst üste doğru olduğunu  bildiğimiz şeyler söylerse, sonra söyledikleri hakkında aynı miktarda düşünmeyiz. Doğru olarak değerlendirme oranı, aynı şeyin ilk söylenme oranı ile sonraki söylenme oranı arasında farklılık gösterir.

Başlangıçta çok düşük düzeyde olsa bile, “evet seti” oluştuktan sonra çok daha yüksek düzeyde doğru kabul etme eğiliminde oluruz. Hatta başkası söylese ya da başka bir şekilde karşımıza çıkmış olsa kesinlikle onaylamayacağımız bir şey dahi olsa, “evet seti”nden sonra onaylamanın bir yolunu bulacak şekilde düşünürüz.

Her kanıt önyargıyı doğrular derler. Eğer önyargımız o insanın doğruyu yaptığı ya da söylediği yönündeyse, o kişinin bize bunu kanıtlamak için uğraşmasına bile gerek yoktur. Biz onun yerine doğrularız zaten.

Sadece başlangıçta  “taraf” haline gelmemiz için uğraşılması yeter. Geriye kalan kısımlarda transa girmiş bir şekilde gerekli kanıtları yaratırız. Taraf haline getirilmek için bile çok uğraşılmasına gerek yok; çünkü her birimizin bir gruba ait olma ihtiyacımız vardır. Bir grubun parçası olmak, ilkel zamanlarda sağ kalmak ile aynı anlama geliyordu. O yüzden zihnimiz, daima bir gruba dâhil olmayı sağlayacak şekilde çalışır. Güvende olma hissi böylece daha kolay sağlanır.

Bir takım tutmak, böyle bir ihtiyacı doyurmak ve  aynı zamanda eğlenmeyi sağlamak için çok yapıcı bir yöntemdir. Aynı maçı seyrederiz ve hangi takımda olduğumuza göre maçtaki hataları  görürüz. Gözümüzle gördüğümüzü bile kendi lehimize görme ihtimaliz daha yüksektir.

Eğlenme amaçlı etkinlikler için çok yapıcı olan bu durum, hayatlarımızı etkileyen kararlarda çok yıkıcı olabilmektedir.

Ülkemiz ve çocuklarımızın geleceği için kararlar alınacak durumlarda   ise, ancak bir gruba ait olma ihtiyacımızı ve evet setlerini devre dışı bırakabilirsek geleceğimize sahip çıkabiliriz.

O yüzden hiçbirimiz, hiçbir partili olmamalıyız. Milletvekilleri ve partiler, bize (sadece bugün değil, gelecekte çocuklarımızın yaşayacağı ülke için) hizmet etmek üzere seçilirler. Yani bizim onlara değil, onların bütün ülkeye hizmet etmesi gerekir. 

Hiçbir partinin her söylediği her önerisi yanlış olmadığı gibi her söylediği her önerisi doğru da olmaz. Durmuş saat bile günde iki kez doğruyu gösterir.

Söylenenleri, önerilenleri kimin söylediğine bakmaksızın dinlemeye çalışın. Sadece denemek için aynı sözleri diğer partiden birisi söylediği zaman ne hissedeceğinizi, nasıl düşüneceğinizi düşünün. Ya da aynı öneriyi diğer partinin değil, sizin tuttuğunuz partinin söylediğini düşünün. Hatta tuttuğum parti yok, kim bugün ve yarın için bu ülkeye en iyi olacak şeyleri yapıyor ya da öneriyor diye düşünün. Bu öneri ya da önerge bir adım sonrasında nereye gider, nasıl sonuçlar doğurur diye düşündükten sonra kendi doğrunuza kendiniz karar verin. Böyle olsaydı belki Soma’da kaybedilen madencilerimiz hala yaşıyor olacaktı.

Biz o partili, bu etnik kökenli, şu inançlı diye ayrıştıkça; horoz dövüşçülerinin dövüştürdüğü horoz sayısı ve dolayısı ile dövüştürenlerin kârı artıyor.

Zihnimizi tanıdıkça, zihnimizin açıklarını kullananlara fırsat vermemeyi başarabiliriz. Yaşadığımız dünyayı cennete dönüştürmek de, cehenneme dönüştürmek de bilgimizle, becerilerimizle bizim elimizde.

Atalarımızdan, zaten cennet olarak aldığımız, bütün kaynakları açısından çok zengin olan ülkemizi cennete dönüştürebilmemiz dileğimle…

14-01-2015