The Vampyre

Özlem Demirel

İngiliz Dili ve Edebiyatı

Yazar Hakkında

Yazmak, benim için kendimi bir ifade ediş şekli aslında. Öğrendiklerimi aktarmayı ve paylaşmayı seviyorum çünkü ancak bu şekilde birbirimizi daha iyi anlayabilmenin yollarını bulabileceğimizi düşünüyorum. Hem akademik hayatımda hem boş vakit bulduğum zamanlarda mümkün olduğunca okur, yazar ve çizerim. Tüm bunlar bir anlamda kendimi tanımama ve daha iyi ifade etmeme yardımcı oluyor. 

 


ozlemdemirell50@gmail.com

ozlemdemirell


A+ A-

Tekrar Merhabalar. Aslında niyetim bu yazımda Elizabeth Çağı Şiirleri ve Metafizik Şairlerine devam etmekti. Lakin, bu konuyu daha sonra tekrar açmak üzere şimdilik bir kenara koymayı tercih ediyorum. Zira son zamanlarda tekrar okuma fırsatı bulduğum enteresan bir esere değinmek istiyorum.

 

Sanıyorum her birimiz Bram Stoker’ın Dracula’sına aşinayızdır. Üzerine defalarca filmler çekilen, çeşitli adaptasyonları olan ve pek çok dile çevrilen bu eser, genellikle vampir hikâyeleri denildiğinde akla gelen ilk isimdir şüphesiz. Fakat, işin aslı pek de öyle değildir aslında. Peki Bram Stoker’a böylesine ilham olmuş isim kimdir? Lord Byron’un yakın dostu ve aynı zamanda doktoru, İngiliz edebiyatında bilinen ilk kurgusal-vampir öyküsü olan The Vampyre’nın yazarı John William Polidori’den başkası değildir. Tüm bu detaylara inmeden önce küçük bir hikâyeyi yeniden tazelememe izin verin.

  

Tarihler 1819’u gösterdiğinde dört büyük yazar—William Polidori, Lord Byron, Mary Shelley ve Percy Shelley—İsviçre’de bir villa kiralamaya karar verirler. Bu villada geçen gecelerde arka arkaya anlattıkları hayalet öyküleri yazarlarımıza ilham olmuş olacak ki aralarında küçük bir yarışma düzenlerler. Yarışma aslında oldukça basittir. Her biri bir korku-hayalet öyküsü yazacak, daha sonra da bu hikâyeler birbirlerine okuyarak en iyisine kara vereceklerdir. Polidori The Vampyre’ı yazarken, Mary Shelley de meşhur Frankenstein öyküsünü kaleme alarak yarışmayı açık ara bir farkla kazanır. İşin ilginç tarafı ise tüm yazarlar Mary Shelley’nin öyküsünün gerçekten de en iyisi olduğunda hemfikir olmuşlardır. O zamanlarda fazla ilgi görmeyen The Vampyre ise türünün ilk örneği olarak günümüzde dahi popülerliğini koruyan vampire hikâyelerinin temelini atmıştır. Gelin, The Vampyre öyküsüne şöyle bir göz atalım.

 

Epey varlıklı bir ailenin çocuğu olan İngiliz centilmen Aubrey, oldukça gizemli bir görünüşe sahip ve yüksek sosyete yeni yeni dahil olmuş Lord Ruthven’in etkisine girer. Lord Ruthven’in bilinmeyen geçmişi, gizemli tavırları ve tuhaf davranışları genç Aubrey’i oldukça cezbetmektedir. Birbiri ardına gerçekleşen olaylar Aubrey’nin gösterişli arkadaşının aslında şeytani biri olduğunu fark etmesini sağlar. İki adamın Avrupa gezileri sırasında bir grup haydudun saldırısına uğrarlar. Bu saldırı sırasında yaralanan Lord Ruthven, Aubrey’den son bir isteğini yerine getirmesini ister. Tam bir yıl bir gün boyunca Lord’un ölümünü ve şimdiye kadar işlediği tüm suçları bir sır olarak saklı tutmasını ister. Bir yıl sonra Lord Ruthven tekrar Londra’da ortaya çıkıp da Aubrey’nin kız kardeşine kur yapmaya başladığında ise bu görkemli adamın tüyler ürperten sırrı da ortaya çıkar. Lord Ruthven aslında yüzyıllardır yaşayan ve yaşamaya devam edecek olan bir vampirdir.

 

Polidori’nin yazdığı bu hikâye modern vampir mitinin öncülerinden ve gotik edebiyatın klasik yazarlarından kabul edilmesini sağlar. 1819’da yayımlanan hikâye, satış kaygıları sebebiyle ilk olarak Lord Byron’ın ismiyle yayımlanır. Talihsizlik bu ya, Polidori hem eserini kendi ismiyle yayınlamamasının bunalımı hem de epey yüklü olan kumar borçları yüzünden henüz yirmi beş yaşında intihar eder. İşin daha da ilginç olan tarafı ise Polidori’nin yarattığı Lord Ruthven karakteri Lord Byron’a gönderme olarak yaratılmıştır. Zira Lord Ruthven gotik edebiyatta bir klasik haline gelecek olan aristokratları avlayan asil vampir motifinin ilk örneğidir. Bu ahlaksız ve olağan dışı bir tekinsizliğe sahip Lord Ruthven aslında Lord Byron’ın bir nevi alegorisidir. Hatta işler o kadar çığırından çıkar ki, iki yakın dostun arası dahi bozulur bu hikâye yüzünden. Lord Byron kendi ismiyle yayımlanan bu hikâyenin kendisine ait olduğunu iddia bile eder.

   

Zaman içerisinde farklı şekilde adaptasyonlara uğrayan vampir motifi Doğu Avrupa’nın gelenekselliğiyle birleşerek pek çok farklı varyasyonlara şahitlik eder. Örneğin, Romanya kralı III. Vlad (Kazıklı Voyvoda) ya da bir diğer ismiyle Kont Drakula, özellikle düşmanlarını kazığa oturtarak öldürmesiyle ün salmıştır. Hayatı ve yaptıkları aynı zamanda Bram Stoker’ın Dracula’sına da ilham olmuştur.

  

Korku gotik edebiyatındaki değişen vampir motifinin en önemli özelliklerinden bir tanesi de sefil ve köylü olan kişinin bir aristokrata dönüşme özelliğidir. Elbette böylesi bir dönüşüm tüm bu hikâyeleri politik açıdan değerlendirilmeye itmiştir. Örneğin, Drakula, evinin hayatta kalmasını korumaya çalışan ve vampir avcılarının temsil ettiği burjuva ailesinin güvenliğini tehdit eden bir aristokrat olarak okunmuştur çoğu zaman.

  

Zaman içerisinde vampirler kendi hikâyelerini anlatmaya başlarlar ve sonuç olarak daha sempatik hale gelirler. İnsanoğluna daha yakın olurlar ve daha az radikal bir şekilde “öteki” olurlar. Ve metaforik anlamdan “düzdeğişmeceli” (metonymical) olana doğru ilerleyerek, giderek artan bir şekilde insan dünyası üzerine sosyal yorumu kolaylaştırmaya başlar.


Nihayetinde, anlatının nesnesi olmaktan çok öznesi haline gelen modern vampir, Stoker’ın Kont Drakula’sı gibi yalnız olmak yerine arkadaşlık kavramını arzulamaya başlar. Tıpkı günümüzde izlediğimiz veya okuduğumuz pek çok vampir hikâyesinde olduğu gibi. Vampirler arkadaş edinirler, âşık olurlar ve topluluk halinde hareket ederler.

  

Sanıyorum modern çağda yaşadığımız tüm değişiklikler göz önüne alındığında, vampir motifinin de böylesine değişimler yaşaması kaçınılmazdır. Yine de tüm bilinmeyenleriyle William Polidori böylesi bir karaktere hayat vererek pek çok kurgusal metne ilham olduğu için büyük bir teşekkürü hak ediyor.

  

Kısaca bahsettiğimiz vampir motifini şimdilik burada sonlandırıyoruz. Umuyorum bir sonraki yazımızda önceki konumuza geri dönerek (Elizabeth Çağı Şairleri ve Metafizik Şairler) kaldığımız yerden devam edeceğiz.


Kaynakça

Kaynakça:

Rieger, James. “Dr. Polidori and the Genesis of Frankenstein.” Studies in English Literature, 1500-1900, vol. 3, no. 4, 1963, pp. 461–472. 

Polidori, William. The Vampyre. 1819.


Görsel Kaynakça:

https://www.pexels.com/

20-04-2021