Tarih Yazımı

Daman Cansoy

Sosyolog

Yazar Hakkında

1987’de dünyaya geldi. Gazi Üniversitesi Çalışma Ekonomisinde lisansını, Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde uzmanlığını tamamladı. Sosyoloji, tarih, felsefe ve bunların dalları ilgi alanları içindedir. Ayrıca yeni yerler ve insanlar tanımayı pek seviyor, amatör olarak fotoğrafçılıkla ilgileniyor…


d_cansoy@hotmail.com


A+ A-

Tarihin ve tarihsel olayların yorumunda ve bunun da tetiklemesiyle tarih yazımında popülizm etkisinde ve sabit mülahazalar çerçevesinde zaman zaman yer edinmiş yazınlara rastlıyoruz. Şüphesiz bu birçoğumuzun gözünden kaçmamaktadır.  Birçoklarımız ise tarihi olayları kendi düşünsel yargıları ve değerleri çerçevesinde oradan veya buradan bakıp değerlendirmekte ve tarih ve tarihçiliğimiz yıpranmaktadır.  Hatırdan çıkarılmamalıdır ki tarih aynı zamanda gelecektir, tarihimizi ancak onu hakkını vererek ve dürüstçe yazarsak yerli yerinde öğrenmiş olacağız.  Büyük Önder Atatürk'ün dediği gibi: "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir; Yazan yapana bağlı kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtan bir hal alır."

Peki tarih yazımında nitelikli ve gerçekçi olmak için ve olayları ve olguları doğru bir çerçeveden değerlendirmek için ne yapmalıyız ?

Bunu sağlamak için birkaç hususu göz önünde tutmalıyız:

Öncelikli olarak tarih yazımında ilk olarak olay ve olguları kendilerini doğuran ve geliştiren şartlar içinde değerlendirmeliyiz. Bunların arka planındaki yapısal etkenler ve yönlendirici kimlik olmadan bu olay ve olguları değerlendirmek bilimsel bilgi anlayışına ve tarafsızlığa aykırı düşer.

İkinci olarak tarih yazımında mümkün mertebe birinci el kaynaklardan yararlanmalıyız. Bunlara daha teknik olarak, ana kaynak, orijinal kaynak, kaynak eser diyoruz, bunlar daha çok, arşiv malzemeleri ve muasırı döneme ait her türlü eserler ve diğer kaynaklardır. Elbette bunun için dil yeterliliği gerekir. Eğer dil yeterliliğimiz eksikse bunların tercümelerini kullanabiliriz.

Üçüncüsü birinci el eserlerden sonra araştırma - inceleme, tetkik eserlerini kullanmalı ancak bunların belli bir fikri, düşünceyi yansıtıyor olmamasına, belli bir düşünceyi savunuyor olmamasına dikkat etmeliyiz.

Son olarak elimizde ne kadar malzeme varsa - Her ne kadar elesekte belli görüşleri savunan eserler daima olacaktır - bunları birbirleri ile karşılaştırıp içerdikleri bilgileri birbirleri ile teyit etmeli, doğrulamalıyız. Bu sonuncuya teknik anlamda mukayeseli analiz diyoruz.

Sonuç olarak Elimizde ortaya çıkan malzeme ortak noktalardan oluştuğu ölçüde kullanılacaktır ve bizde bu malzemeyi kullanırken hiçbir zaman kendi düşüncelerimizi yansıtmamalı onlara adeta bir set örmeliyiz. Çünkü geçmişteki olayları bugünkü koşullarda değerlendirmemiz objektif bir tarih yazımı olamayacağı gibi bugünkü hadiseleri de geçmişteki değerlere uyarlayarak, geçmişin kıstasları ile değerlendirerek, doğru sonuçlara, bugün için geçerli sonuçlara ulaşamayız. Çünkü her olay ve olgu kendine özgü koşullar içinde var olmuştur ve o koşullar onu yaratmıştır. Bunu dikkate almamamız halinde tarafsızlığımıza gölge düşürüp tarih yanılgısı denilen anakronizm ile karşı karşıya kalırız. Atatürk öz anlamda yukarıdaki sözünde bu noktayı önemle vurgulamıştır.


Kaynakça

https://add.org.tr/

https://sozluk.gov.tr/

13-05-2020