Sosyal Bilimlerde Epistemolojilerin Hikayesi

Pınar Kütük

Sosyolog

Yazar Hakkında

İzmir'de doğdu. İzmir Katip Çelebi Üniversitesinde Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesinde Sosyoloji alanında Yüksek Lisansına başladı ve halihazırda devam etmektedir. Burada bulunma amacı ise tüketim çılgınlığının bu kadar arttığı bir dönemde fikirsel alanda bir şeyler üretmek ve ortak ilgiyi paylaşan kişilerle bu platformda bir araya gelmektir.

Yazıları hakkında iletişime geçmek isteyenler pnarkutuk.35@gmail.com hesabından ulaşabilirler.


pnarkutuk.35@gmail.com

pnarrktk


A+ A-

‘’Sosyal bilimlerde ortaya çıkan epistemolojiler’’ hikayesi bizi eski bilim tarihi tartışmalarına kadar götürmektedir. Öyle ki Avrupa’nın yaşadığı Aydınlama hareketinin aklı ve ilerlemeci anlayışı ön plana çıkarmasından sonra tüm bilimlerde başlayan yöntem seferberliği sosyal bilimleri de derinden etkilemiştir. Köklerini Platon, Aristo gibi Antik Çağ Yunan düşüncesinden alan on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Descartes, Kant, Bacon, Dilthey, Popper gibi filozofların epistemoloji tartışmaları modern sosyal bilimlerin düşünsel arka planını oluşturmaktadır. On sekizinci yüzyıla damgasını vuran Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali’nin yaşanması ise dünya düzenini dönüştüren yeni yaşam pratiklerinin ve fikirsel ideolojilerin ortaya çıkışında etkili olmuştur. Bu bağlamda zamansal olarak on dokuzuncu ve yirminci yüzyılı kapsayan modern dönemin arka planında yoğun bir felsefi düşünce geleneğinin ve ortaya yeni çıkan dinamik yaşam pratiklerinin etkili olduğunu söylemek mümkündür. Peki Sosyoloji bu rasyonel devrimin neresinde yer almaktadır? Sosyolojinin Fransa’da gelişim göstermesi tesadüf değildir çünkü siyasal bir ihtilal süreci yaşayan ülkenin toplumsal açıdan analiz ihtiyacı kaçınılmaz olarak belirmiştir. Doğa bilimlerinin revaçta olduğu bu yüzyılda Comte’un Sosyolojisinin doğa bilimlerinden etkilenmesi muhtemeldir. Bu bağlamda Pozitivist bir epistemoloji geliştiren Comte nesnel dünyayı doğa bilimlerinde olduğu gibi olgular şeklinde incelemeyi bunu yaparken araştırmacının nesneden ayrılarak tarafsız ve objektif olarak araştırılan nesneyi etkilemeden araştırma yapabileceği pozitivist bir bilim anlayışı ile hareket etmiştir. Kişileri ve yapıları birbirinden ayırarak ayrı ayrı olgular şeklinde incelenmesini önermiştir. Makro-sosyolojik olayları ve olguları ele alan Comte sosyolojinin, doğa bilimlerinde olduğu gibi nesnel, nomotetik, empirik olması gerektiğini aksi takdirde bilimden söz edemeyeceğimizi ortaya koymaktadır. Olguları neden-sonuç ilişkisi içinde inceleyerek evrensel yasalar ortaya koymayı amaçlayan pozitivizm, Yorumcu yaklaşım tarafından determinist bulunmaktadır.

Yorumcu paradigma pozitivizmi nesnel dünyayı anlamlandırmada sınırlayıcı bulmaktadır. Modern dönemle birlikte mikro-sosyolojiye olan ilginin artması her öznenin biricikliğine vurgu yapan bireyleri anlamlı özneler olarak görmenin nesnel algılanmasında daha etkili olduğunu vurgulamaktadır. Yapıları oluşturan bireylerin onlardan etkilenirken aynı zamanda etkilediğini göz ardı etmemek gerekir. Toplumsal inşayı yapı-fail arasındaki diyalektik ilişki içerisinde ele almak nesnel dünyayı yorumlarken önemli bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Yorumcu paradigma öznenin içinde bulunduğu toplumdan etkilendiğini bu yüzden bu unsurları dışsallaştırmanın öznel ve nesnel dünyayı anlamada yetersiz olacağını vurgular. İnsancıl Paradigmalar yorumcu yaklaşımı daha da ileri götürerek tek tek bireylerin dışında nesnel dünyanın bir gerçekliğinin olamayacağını iddia ederken rölativist bir görüş ortaya koymaktadır. Epistemolojik tartışma içerisinde yer alan doğru bilginin mümkünlüğü problemine, doğru bilginin ölçütüne insanı koyarak kişiden kişiye değiştiğini vurgular. Bu anlamda rölativist bir yaklaşım izlerken evrensel doğru bilginin asla bilinemeyeceğini agnostisizm temelinde açıklamaktadırlar. Bu bağlamda gerçekliği bilmek imkansızken anlama yönelmenin önemini vurgulamışlardır. Öznelerin dış dünyayı anlamaları onların bireysellikleri ile ilişkilidir bu bağlamda yapılarda öznelerin algılayışına göre değişiklik göstermektedir. Bunun dışında nesnel dünyayı yorumlamada bireylerin kullandığı kavramları, değerleri ve öznellikleri ön planda tutan eleştirel teoriye; insanları içinde yaşadıkları kültürden, eğitimden, din anlayışından bağımsız düşünülemeyeceğini eylemde bulunurken bu yapısal unsurlardan etkilendiğini vurgulayan etno-metodolojiye; toplumsal grupları ele alırken grubun sosyal sürecini, etkileşimin yapıya önceliğini vurgulayan sembolik etkileşimcilik gibi yöntemsel tartışmalara daha sonra değinilecektir.


Kaynakça

Fotoğraf: https://images.app.goo.gl/4ryQDSYCB6R8R84W9

PORTA DELLA D. (2019). Approaches and Methodologies in Social Sciences .Küre Yayınları, 2Baskı, İstanbul.

27-04-2021


ankara psikolog