Sessiz Kalma, Ortak Olma

Feyza Ülkü Güzey

Sosyolog

Yazar Hakkında

Henüz çeyrek asırlık ömrüme bir çok şehir, bambaşka insanlar, mekanlar ve bir sosyoloji lisansı sığdırdım. Bir de çokca merak ve söylenecek söz. Bütün bunlar birleşince insan bir şeyler söylemeden yazmadan edemiyor. Şimdiye kadar biriktirdiklerimi paylaşmak için buradayım. Merakınız ve eleştirel düşünceniniz bitmemesi dileğiyle.


guzeyfeyzaulku@gmail.com


A+ A-

Gelişmekte olan ülkelerde ve az gelişmiş olarak nitelendirebileceğimiz, sosyo-ekonomik  ve eğitim açısından belli bir refah seviyesinin altında kalan ülkelerde/toplumlarda suç olarak tanımladığımız kavram görece daha fazladır. Ki suç; yasalara aykırı davranış olarak tanımlanmış bir olgudur. Eğer suç kavramını spesifik bir şekilde daraltırsak ölümlü suçlar, yani cinayetler üzerine; bu eylemin çokluğuna ya da azlığına geldiğimizde, başta bahsettiğimiz az gelişmiş toplumlarda/ülkelerde oransal olarak daha fazla olduğunu görebiliriz.

            Her ne kadar ülkeler/toplumlar “gelişmekte” olsa da teknoloji ve iletişim ağları daha hızlı bir gelişim göstermektedir. Artık dünyanın başka bir yerinde, Şili’de kadın hakları için yapılan bir eylem bugün bizim ülkemizde de ses getirmekte. Ve aynı bu eylemler gibi ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri de ana akım medyada ve sosyal ağlarda büyük bir alan kaplamaktadır.

             Önce tartışmamız gereken konu bir cinayet, bir saldırı eyleminin nasıl bir seksüel cins ile özdeşleştirilmiş olduğudur. Üzülerek bahsettiğimiz “gelişmekte” olan ülke ve toplumlarda durum bu oluyor. Yapılan bir araştırmada faillerin %96,2’sinin erkek %3,8’inin kadın olduğu sonucunu da unutmazsak erilliğin hala hüküm sürdüğü toplumlarda bir cinayet, kadın cinayeti olarak tarihte yerini alabiliyor.

                  

           Bahsettiğimiz bu araştırmada ise istatiksel olarak ortaya çıkan ve çıkarım yapabileceğimiz başka verilerden bahsetmek istiyorum. 2016, 2017 ve 2018 yıllarında 932 kadının bir cinayete kurban gittiği saptanmış, bu sayı günümüzde 2019’un son günlerinde bir hayli artmış durumda. Araştırmaya gelirsek maktullerin yaş aralığının büyük oranda 26-35 aralığında olduğu belirtilmiş. Failler de bu yaş aralığındadır. Yani günümüzde evlilik yaşı ya da aile kurma çağı olarak kabaca tanımlayacağımız bir dönemde insanlar yaşamlarını kaybediyor ve can alabiliyorlar. Bu cümleyi kurmamın asıl sebebi ise aynı araştırmada çıkan şu sonuçu göz ardı edemeyeceğimiz içindir. Maktullerin fail ile arasındaki bağ durumu araştırıldığında failin %63,6’sının maktulün eşi ya da partneri olduğu ortaya çıkıyor. Yani bu kadınlar ne gecenin bir yarısı sokakta gezdikleri için ne mini etek giydikleri için ne de evinin kadını olmadığı için hiç tanımadıkları biri tarafından değil, bizzat “evinin hanımı” oldukları “eşleri” tarafından bir cinayete kurban gidiyorlar.

            Maktullerin %58,5’i evli ve %46,1’i ilkokul mezunu, faillerin ise %63,7’si evli ve %46,8’i ilkokul mezunu olduğu tespit edilen bu araştırmada, iç acıtan bu duruma kutsallaştırılan aile kavramı ve hala sıkıca bağlı olunan erilliğin neden olduğunu söyleyebiliriz. Hem ruhsal hem fiziksel şiddete uğrayan kadınlar, bu şiddete sessiz kalan yakın akraba ve çevre, bunu hakkı bilen eşler/partnerler ve kadını uğradığı şiddetten caydırıcı bir biçimde koruyamayan yasalarımız... Bütün bunlar bir kadının genç yaşında belki de kucağında çocuğuyla ölüme uğurlanmasına sebep olmaktadır.                        

           Yaşanan cinayetlerde faillerin öldürme eşiğini aşmasının sebepleri arasında maddi sıkıntılar ya da patolojik durumlar olduğu yanlışına kapılabiliriz. Aksine cinayetlerin altında daha çok psiko-sosyal  ve cinsel motiflerin yer almakta olduğunu söyleyebiliriz. Kabaca bir senaryo yazarsak artık canına tak eden eş çocuklarını da alır evi terk eder, tehdit edilir, korkar, kolluk kuvvetlerinden yeterli yardımı alamaz ve barışıp evine geri döner. Kaçınılmaz bir cinayetin kısa seneryosu bu diyebiliriz. Aynı araştırmada eşlerin ayrılıp birleştiği, ya da ayrılık sonrası çocuklarla görüşme durumun sağlıklı bir biçimde ayarlanamadığı, üçüncü şahısların varlığı, madde bağımlılığı ve psikolojik bozukluk gibi nedenlerin/durumların ardından cinayetin gerçekleştiği sonucuna varılmış. Yani kusallaştırılan aile kurumunun ikiyüzlülüğü ve kendini gerçekleştirememiş insanların ilkel benliği ile yaşadığı yaşamlarını sürdürmeleri bir cinayete yardakçılık yapmaktadır. “Kocandır/kocamdır döver de sever decilik”, “erkek o, sen biraz sessiz olacaksıncılık”, “o da bir şey mi beni kayınbabam bile döverdi, olur öyle karı koca arasındacılık”, “hadi öpüşün barışın sizi bir daha devletin memurunu meşgul ederken görmeyeceğimcilik...” Ve dahası bir cinayetin failine ortak olmamız demektir.

            Yasalarımızın bizler için daha sağlam ve koruyucu; muhtemel failler için daha caydırıcı, failler içinse hak ettikleri cezaları alacakları bir biçimde düzenlenmesi; aile kurumunun mutsuzluk ve şiddetle sürdürülmesi yerine mutlu, sağlıklı ailelerin kurulduğu bilince gelebilmemiz; bastırılmış cinselliğin ve şiddetin, sosyal baskının sonucunda bir cinayetle değil de kendini başka türlü anlatabilen, gerçekleştirebilen insanların yaşadığı; gelişmekten gelişmişliğe yol aldığımız ve bir cinayetin kadın cinayeti olarak tanımlanmadığı, ölümde de eşit olduğumuz bir dünyaya ve topluma kavuşmamız dileğiyle. Dünyadan erken koparılmış bütün kadınlar adına. Her şiddet mağdurunun sesi olmaya.

                     

         Korkma kız kardeşim senin suçun değil...

Her nerdeysen ne giydiysen ne içtiysen senin suçun değil...

 

 

 

 


Kaynakça

Kaynakça – Görsel Kaynak:

  1. www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/Kadin_Cinayetleri_Rapor.pdf
  2. www.tdk.gov.tr
  3. www.pa.edu.tr/polis-akademisie28099nin-son-raporlarindan-e2809cdunyada-ve-turkiyee28099de-kadin-cinayetleri-2016-2017-2018-verileri-ve-analizlere2809d-ile-ilgili-ulusal-medyaya-yansiyanlar-1081.html
  4. cdn.media.gazeteduvar.com/2018/11/eylem3.jpg
  5. www.concierto.cl/wp-content/uploads/2019/12/las-tesis-768x432.png

30-12-2019