Sen Kimsin?

Gezegen Psikolog

Psikolog

Yazar Hakkında

1990 yılında Yalova’da dünyaya merhaba dedi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimlerini burada tamamlayıp, daha sonra Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (ing) bölümünden mezun oldu. Üniversite öğrenimi sırasında İletişim bilimlerinde yandal yaptı. PAMER (Post-Colonial çalışmalar merkezinde) çeşitli araştırmalara ve makale çalışmalarına katıldı. Lisans öğrenimi sırasında biri Almanya biri İngiltere olmak üzere 2 Erasmus yaptı. Bu yüzden kültür şoklarına toleranslı:).Şuan da hali hazırda devam etmekte olan Klinik Psikoloji yüksek lisans öğrencisi, spor aşığı, bilime dair her şeye maydanoz olmayı seven, nitelikli hasbihallere müptela, değiştirebileceklerine değiştiremeyeceklerinden daha çok inanan, insana dair her şeye meraklı olmak gibi sıfatlarıyla hemhal olmakta.

 


mystonesoft@hotmail.com


A+ A-

Hey Dünyalı! Kimsin sen?? En son hangi zamanda, mekanda ya da bir ‘an’ da bu soruyu sordun? cevap mı yoktu ya da cevaplar denizinde mi boğuldun? yoksa cevabını bulmak istemeyecek kadar mı kendinden kaçıyordun? ya da başkasına ait bir benliği mi sorgulamak ile meşguldün??                                             

Aslında bakarsan tüm bu sorular seni kıstırmak ya da zorlama amaçlı değil, seni senden alıkoyan durumların altını çizmek, biraz da hayat akışındaki ritmi değiştirmek ve o alışagelmiş benliği belki de hiç alışık olmadığın şekilde anlayabilme yoluna girmek için soruyorum.

Bu sorunun cevabını belki de sen de bende tam anlamıyla cevaplayamıyoruz fakat burada net olarak bilebileceğim tek bir şey varsa o da; birçok sağlıklı insanın “meraklı” olduğu. Buradan hareketle “herkes meraklı değildir” diyenler mutlaka olacaktır lakin “merak” kelimesi zihnimize kodlanmış yarı kültürel yarı önyargılı anlamıyla birinin hayatını denetlemek ya da hevesi işaret eden bir kelime bir sıfat değildir. Merak; bir şeyi anlamak, öğrenmek, görmek vb. için duyulan, içten gelen bir istek anlamını taşır. Bu yüzden; insanoğlu en pasif haliyle bile hayata dair ipuçlarının peşinde küçük ya da büyük fark etmeksizin meraklanabilen bir varlıktır.Buna bağlı olarak da aslında en çok merak etmesi gereken organizmaya , yapıya karşı garip bir biçimde yabancıdır çoğu kez.Birçok sıfata sığdırmaya çalışırız kendimizi; mutlu, sabırlı, üretken, azimli, şüpheci vs. ama daha ötesine erişebilmek için bu mekanizmayı daha fazla açmaya cesaret etmek istemeyiz ya da etmeyiz ya da belki de kendimizin farkında bile değilizdir.

“Akıllı insanlar! Bilin ki, bir şeyin hakikatini bilmek, önce onun varlığının bilinmesiyle mümkün olur. Varlığını bilmek de sıfatlarının ne olduğu sorulunca…” der İmam Gazali.

İnsanın normal şartlar altında kendine, özüne dair bilmeye olan merakının ve ihtiyacının bitmemesi gerek. Çünkü insan; doğası gereği sınırları zorlayan, özünde ve aslında fazlasında gözü olan bir varlık fakat durumsal olarak insanın kendi “ben”liğine olan bilme merakı zaman geçtikçe  hız çağıyla ters orantılı olarak ilerlemesi; insanın “ ben “liği ile ilgili farz – ettikleri ya da erişemediği bilgiler , birçok insanın yaşam içindeki varlığını, kimliğini fazlaca arka planda ya da kendine getirmiş olduğu prangalarıyla yaşamak zorunda bırakıyor.

Aslında bu birazcık da beyinin Kognitif(bilişsel) dediğimiz mekanizmasıyla da ilintili. Beyin düzenli(sıralı) davranışları ya da sorgulamaları öğrenmede zorlanan bir varlık. Bunun sonucunda da kendini bilmeye karşı sarfedilecek performansın başlangıç noktası yine kendi türünün önceki dönem yansımaları(M.Ö ve M.S)sıralamadaki zorlanmayı ortaya çıkarabileceğinden kendinden kaçıyor da olabilir. Elbette bu bir hipotez fakat bu tip psikofizyolojik süreçler dışında insanı bu konunun ekseninden çıkmaya iten binlerce sebep var. Örneğin; bilinmezlik.İnsanın kendini tanımasının birkaç seri kitap misali çok hızla, net okunabilen ya da anlaşılabilen bir süreç olmaması, birçok bilim insanının benlik hususundaki çıkarım, teori ya da bulgularının muphemliği ,bireysel varyasyonun önemli bir büyüklükte olması da sebepler arasında.

Gel gelelim ki, her şeye rağmen benliği belli tanımlamalarla bir çerçeve çizmek isteyen birçok düşünürler benliğe dair herhangi bir anlaşmaya varamamışlar fakat buna rağmen birbirini takip eden görüşler ortaya çıkarmaya tarih boyu devam etmişlerdir. Örneğin; Higgins e göre benlik “gerçek”, “ ideal “ ve “ olması gereken “ olarak üç boyutludur.Gerçek benlik hali hazırda var olan,sahibi olduğunu düşündüğü benliği, ideal benlik kendine ait isteklerini, olması gereken benlik ise olması gerektiğine inandığı ya da düşündüğü özelliklerini ifade eder.William James ise benliği “bilen ve bilinen ben” olarak ikiye ayırmıştır. Thomas Metzinger e göre ise benlik tamamen bir illüzyon. Kemal Sayar hocam bir kongrede, Benlik; O yakın soru, o uzak ülke demişti.Aslında Benliği her bilim insanı kendi zamanı ve perspektifinde yorumladığından  evrensel bir benlik tanımlaması ya da kategorilendirmesi yapabilmek çok zorlaşıyor ama bizim amacımız da zaten tamamiyle bu tanımlamalara teslim bir benlik anlayışı değil. Bizim kendimizi hangi şekillerde ve nasıl konumlandırmaya çalıştığımız. Kendimizi belli sıfatların içinde tanımlamaya mı zorluyoruz , yoksa sıfatları kendimize mi uyduruyoruz?ya da başka bir bakışla, birileri üzerinden mi kendimizi yorumluyoruz??

 

Buradan hareketle, kimilerini sıkboğaz edebilecek akademik bilgileri zihinlere fazlaca yükleme yapma amacı güdüyor değilim. Sadece aklımıza bir karpuz kabuğu düşürme niyetindeyim :) bu haftasonu kar umuduyla, belki bir cam kenarında, ya da işe yetişmeye çalıştığında veyahutta bir yudum su içtikten sonra  bu sorgulamalardan herhangi biriyle rastlaşma ihtimalini yükseltmekte gözüm kim bilir belki sen sormaya başladıkça ,yeniden tanış oluruz.:)

17-01-2019