Savunmam

“Kendimi" bir isimle etiketlemeye gerek duymuyorum. Çünkü isimlerin tanımlayamayacağı kadar çok şeyi ifade ediyorum. Yeterince etikete de sahip olduğumu belirtmek istiyorum.

Yaşımı tahmin edemezsiniz. Olduğum yaşı hiç göstermiyorum. Çünkü yıllar bana, size davrandığı gibi davranmaz, beni eskitmek yerine yeniler ve geliştirir.

Siz bir gün bu dünyadan ayrılacak olsanız bile, ben hiçbir yere gitmeyi düşünmüyorum. Ama ne gün siz ve istekleriniz sona erer, ben de o gün yok olur giderim. Tabi olur da öyle bir gün gelirse...

Hala çıkaramadıysanız biraz daha ipucu verebilirim.

Aslında beni gayet iyi tanıyorsunuz. Her gün bir şekilde sizinleyim. Sabah kalkar kalkmaz radyonuzdayım, bindiğiniz otobüste ya davapurdayım. Belki de yanınızdan geçen arabadayım.

Bazen çok yüksekte, bazen alçaktayım. Bazen küçüğüm, bazen de büyük.

Bilgisayarda tam karşınızdayım. Filmin en heyecanlı anındayım.

Bunlar küçük birer örnek. Tüm bunların daha fazlasındayım.

Bazen kadınım, bazen erkeğim, bazen de cansızım.

Ben bir satıcıyım. Ben bir haberciyim. Bilgi veririm, ikna ederim, dikkat çekerim, bazen güldürürüm, bazen abartırım, bazen de yalan söylerim.

Tamam tamam, ben reklamım ...

Hakkımda sayfalarca yazı ve kitap bulunur. Beni tanıttığı kadar da suçlamalarla doludur. Bu kadar kötülendiğime ve gözlerde büyütülecek kadar ete kemiğe büründürüldüğüme göre, bana da bir cevap hakkı doğmuş sayılır.

Cevaplarımı okurken beni sizin yarattığınızı sakın unutmayın. Ben neysem siz de osunuz. Çünkü tıpkı bir ayna gibi sizi yansıtırım.

Siz ne kadar iyi niyetliyseniz o kadar iyi niyetli, siz ne kadar kötü niyetliyseniz, ben de o kadar kötü niyetliyim. Sonuçta hiçbirimiz mükemmel değiliz.

Artık hakkımda söylenenlere geçecek olursak, faydadan çok zararım dokunurmuş. Çünkü elimde çok güçlü silahlar bulunurmuş;

Örneğin kahramanlar kullanırmışım. Yerlerinde olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi görünmek, onlar gibi davranmak isteyeceğiniz. Sizi onlarla kandırır, vaatlerde bulunurmuşum.

Cinselliği kullanırmışım. En çok da kadınları...

Mizah kullanırmışım. Gülümsettiğim an ile size tanıttığım ürünü bağdaştırmak için; ki onu her gördüğünüzde mutlu olduğunuz o anı hatırlayıp, onu daha çok sevebilmeniz için...

Eğlenceyi kullanırmışım, şeker veren tanımadığınız amcalar gibi. Tüketerek eğlenebileceğinizi gösterebilmek için...

Başarıyı kullanırmışım. Başarısızlıktan korktuğunuzu bildiğim için. En iyisine sahip olduğunuzda başarının sizden yana olacağını söylermişim.

Ödülleri kullanırmışım. Hak ettiğinizi almaya sizi teşvik etmek için...

Suç aletlerim daha saymakla bitirilemez ama, biraz da suçlamalara yer ayıralım ki, ben de iki çift lafla kendimi savunabileyim;

Materyalistmişim öncelikle. Mutlu yaşama giden yol metalardan geçer dermişim. Ben doğam gereği bir satıcıyım. Eğer size tanıttığım şey, sizin için bir ihtiyaçsa onu satın alırsınız. Bazen bir yiyecek tanıtırım, bazen bir araba tanıtırım, bazen de bir kitap. Eğer bunlardan herhangi birine ihtiyaç duyuyorsanız, o zaman onu satın alırsınız. İhtiyacınız olmayan şeyler için sizi asla zorlayamam.

Manipülasyonda üzerime yokmuş. Duygularınızla oynar, sizi satın almaya itermişim. Eğer gerçekten bahsedildiği kadar başarılı olsaydım, satılmayan ürün, yerine getirilmeyen istek kalmazdı. iPhone, Samsung ve Nokia markalarının satış oranlarını bir düşünün. Ben hepsi için konuşurum, ama siz içlerinden sadece kendi istediğinizi alırsınız. Bu nedenle bugün birbirlerinden çok farklı noktalarda yer almaktadırlar.

Yapay ihtiyaçlar yaratırmışım. Daha önce de belirttiğim gibi, neyin bir ihtiyaç olduğuna siz karar verirsiniz. Ben ihtiyaç yaratmak yerine, ihtiyaçlarınızı bulup seçenekler sunarım. Örneğin yolculuk ihtiyacınızı karşılayabilecek bir araba için, büyük olanını, hızlı olanını ya da güvenli olanını birer seçenek olarak önünüze sunarım.

Çok fazlaymışım. Aslında ihtiyaçlarınız ve tercihleriniz kadarım. Ayrıca varlığımla sadece ihtiyaçlarınız değil, okuduğunuz gazetenin , izlediğiniz dizinin ya da aklıma gelmeyen pek çok şeyin masraflarını da karşılarım. Hatta bu ülke için geçerli olmasa da dünyanın pek çok ülkesinde medya, sağladığım gelirler sayesinde, hiçbir gücün baskısı altında kalmadan, özgürleşebilir.

Kırıcı ve saldırganmışım. Söylediğim gibi mükemmel değilim ve bazen dikkat çekmek için farklı yollara başvurabilirim. Ancak hatalıysam amacıma ulaşamadan, ilgisizliğinizle cezalandırılırım.

Kalıplara sokarmışımİhtiyaçları yaratmadığım gibi kalıpları da yaratamam. Sadece yansıtırım. Kadınları hep anne ve ev hanımı yaparmışım. Kadınları soktuğunuz kalıpların dışında algılayabilmeye başladığınız an, ben de bu değişimi yansıtırım. Sadece yemek yapan değil, araba kullanan kadınlara da yer veririm. Anlatılanların ötesine geçebilen bir örnek vermem gerekirse “Biscolata” reklamlarımdan bahsedebilirim. Tamam, biraz cinselliğe seslendiklerini kabul ediyorum. Ama bugüne kadar ağırlıklı olarak erkeklere hitap eden cinselliğin, kadınlar için olan özel örneklerinden birini de sunuyorum.

Yalancı ve yanıltıcıymışım. En iyisi bu, en güzeli şu dermişim. Doğrudur, söylemişimdir. Birçok sıfatın önüne “En” kelimesini eklemişimdir. Ama günlük hayatta karşılaştığınız milyonlarca yalana alışkın olan bünyenizin, benim abartılarımı kaldıramayacak derecede hassas olduğunu sanmıyorum.

Fiyatlara da yansırmışım. Biraz tartışmalı bir konudur. Ancak mantıksal bir çıkarım sunmam gerekirse; reklamı yapılan ürün talep yarattığında, üretimi artar. Üretimle birlikte kazanılan miktarın içerisinden bana harcanan kısım ise oldukça düşük olur. Kısacası varlığım satın aldığınız şeyin fiyatına fazla yansımaz.

Çok konuşur, çok bağırırmışım. Beni daha iyi duyabilmeniz için.

Her yerden çıkarmışım. Beni daha fazla görebilmeniz için.

Ve sonunda sizi bir lokmada yer, midemde avcının kurtaramayacağı kadar derinlere indirirmişim....

Ben bu sonu gelmez suçlamaların elimden geldiği kadarına, kendimce cevap vermeye çalıştım. Hepsine rağmen hala gözünüzde aklanamadıysam, inanıp inanmamak, satın alıp almamak, değişip değişmemek, ya da beni değiştirip değiştirmemek, en nihayetinde sizin elinizdedir.” Derdi belki reklam, eğer konuşabilseydi.

Reklamcılığın toplum ve değerler üzerindeki etkisi hakkında pek çok yazı yazılmıştır. Bu yazıların çoğunluğunda da ağır eleştiriler yer almıştır. Reklamcılığa yapılan eleştirenleri ve savunmaları ben farklı bir şekilde anlatmayı denedim ama, yazılanların yorumu yine size kalmıştır.

Aslında, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi reklamcılıkta da adalet yerini bulamamıştır. Yapılan tüm yasal-sözel uyarılara ve neyin doğru neyin yanlış olduğunun bilinmesine rağmen, reklamcılık da kendi yarattığı/yaratıldığı düzen içerisinde işlemeye devam etmektedir.

Biz de, herşeyin kendi kontrolümüz altında olduğu yanılgısı içinde değişmeye, dönüşmeye, materyalistleşmeye, daha fazlası, daha iyisi peşinde koşmaya, gönüllü ya da gönülsüzce onun istediği şekilde yaşamaya devam etmekteyiz...

Karikatür: “Chair For Two” Medi Belortaja
Kaynak: “Ads, Fads, and Consumer Culture: Advertising's Impact on American Character and Society”
Arthur Asa Berger
“The Social and Cultural Effects of Advertising” 
Jeremiah O'sullivan R.

 

14-03-2014