Sanatta Rotayı Belirleyen Başkentler

Şu anda bulunduğumuz çağda, sanat dünyası çok merkezli bir yer olarak adlandırılıyor. Peki, “çok merkezli”den kasıt nedir? Londra, New York, Los Angeles, Dubai, Berlin bir de Milano ve Paris; bunlar en çok bilinenleri. Gördüğünüz gibi genel algıda parmak hesabını bile geçemeyen “çok merkezli” sanat dünyasında neler oluyor, acaba gerçekten öyle mi? Gelin önce neden “çok merkezli” deniliyor sorusuna cevap verelim ve ardından sanat merkezlerinin tarihsel süreçlerinin, nasıl ve ne yöne doğru gittikleri üzerine kısa bir yolculuk yapalım. 
Çok merkezli denilmesinin en önemli sebebi bir önceki yüzyıl sanat çevresi ve o yüzyılın standartlarıyla kıyaslanıyor olması. 20. yüzyıla baktığımızda dünya üzerinde sanat merkezi iki taneydi; Paris ve New York. Hatta İkinci Dünya Savaşı’na kadar iki tane bile değildi. Avrupa için kötü giden ekonomi ve Nazi tehlikesi oluşmaya başlayınca asırlardır sanatın başkenti olan Paris’e Amerikan bir rakip geliyor ve savaştan kaçırılan sanat eserleriyle birlikte, çeşitli alanlardan sanatçılar, mimarlar, sanat kuramcılar, şairler ve düşünürler New York’ta kurtarılmış bir alanda yeni bir başkent yaratıyorlar. Burada gerçekten büyük işler, büyük akımlar ve kuramlar oluşuyor. Pop Art, minimalizm, kavramsal sanat, body art gibi…

Andy Warhol, “Campbell’s Soup Cans and Other Works” 1953–1967, Modern Sanat Müzesi, New York

1950’lere gelindiğinde toplumdaki hızlı değişime bir tepki olarak Pop sanat ortaya çıkmış. Popüler kültür, insan-teknoloji ilişkisi, kitle iletişim araçlarını etkisi altında değişen çevresel koşullar ve dünyayı algılama biçimi önem kazanmış ve her türlü sıradan şey resimlere konu olmuştur (Rona, 1997, s. 1493).

Bilirsiniz sanatın olduğu yerde her zaman para ve ticaret olur. Usta finansçılar ve siyaset adamları ticareti ve sanatı birlikte yöneterek, ülkeyi kalkındırmak amacıyla sanatı bir promosyon kodu olarak kullanıp toplumu zenginleştirir. Yeni bir atılım gerçekleştirmek isteyen Arap yarım adasındaki şeyhler 1970’lerde sanat ve tasarım alanında inovatif projeleriyle [sanatçılar için bir nevi Disneyland’ımsı imkânlar sunarak Abu Dabi ve Dubai’yi cazibe merkezi haline getirerek] sanat merkezinin tekrar dümen değiştirmesini sağlıyorlar. Böylelikle başkent sayımız iki iken üçe çıkıyor. Hayırlı olsun! 

Arap körfezinde…ki bu şeyhler, Abu Dabi’yi ve Dubai’yi paranın ve sanatın Floransa’dan sonraki en önemli merkezi yapmaya kararlı görünmektedirler. Ve bu işe akıl havsala almayacak, bütün tarihin en şaşaalı dev projeleriyle koyulmuş bulunmaktadırlar. Bu hiper-projelerle, sıfırdan hiper-real bir alem oluşturmak peşindedirler. Bu hiper projelerin en çarpıcı olanı denizde imal ettikleri, deyim yerindeyse ‘grafik’ adalar. Yani gayri-tabii tabiat parçaları, suni tabiatlar... Bu işe de ilkin 1976’da dünyanın en büyük insan yapısı limanını kurarak başlıyorlar…Arkasından dünya haritası biçimindeki adalar geliyor. Yüksekten bakıldığında dünya haritası görülüyor.
Abu Dabi Art 2015 etkinliğinden görünüm

…Dubai ve Abu Dabi’deki bu görülmemiş kültür ve yapılaşma hareketi bir mimari çığır açıyor. Frank Gerry, Zaha Hadid, Tadao Ando, Jean Nouvelle gibi hiper mimarlar bu çığırın temsilcileri. Zamanımızın Palladio’ları, Brunelleschi’leri belki.


Ama buradaki mimari hem Rönesansın klasist mimarisinden, hem de fonksiyonalist modern mimariden farklı, çünkü mimarlık burada tam anlamıyla bir gösteri (spectacle). Örneğin,…önceden olduğu gibi, bu müzelerde sanat mimarlığı değil, tersine mimarlık sanatı anlamlandırıyor. Dolayısıyla mimarlıkla sanat arasındaki yüzyıllardır süregiden çatışmada nihayet mimarlık sanata galip geliyor. Ortaçağdaki katedraller döneminde olduğu gibi. Bu gösteri mimarlığından şeyhler çok hoşlanıyor. Örneğin Katar Şeyhi, İslam Eserleri Müzesi’nin mimarisini Pei’ye verirken “ uç uçabileceğin kadar” diyor. İşlev önemli değil, yeter ki bu uçuk yapılar gerçekten en az bir katedral kadar büyüleyici olsun, ikonik olsun ve bulunduğu kenti mühürleyebilsin. (Artun, 2011)



Abu Dabi Art 2015 

Günümüze gelindiğinde ise; yine sanat başkenti gibi etiketler, unvanlar kullanılıyor ancak bunlar anlamları değişim sürecinde olan etiketlerdir. Dünya üzerinde birçok yerde gerçekleşen bienaller, sanat festivalleri gibi etkinliklerle birlikte yükselen birçok şehir vardır. Evet, New York, Los Angeles hâlâ çok önemli güçlerdir ancak son zamanlarda gerçekleşen iddialı sergi ve bienalleriyle Miami de onlara sağlam bir rakiptir. Sao Paulo, Meksika, Tokyo, Seul, birkaç Çin şehri, Mısır, Athena ve İstanbul sanat dünyasında nüfuzunu attıran şehirlerdir. Saydıklarımın içindeki Güney Amerika şehirleri, Atina ve İstanbul özel yerdedir çünkü diğer şehirlerin ekonomik güçlerine sahip olmadıklarından koşuda geride kalmış gibi gözükebilirler ama potansiyelleri bakımından diğer şehirlerden hiçbir eksikleri yoktur.

Seul, Sao Paulo ve İstanbul Bienallerine ait posterler

Bunlara paralel olarak şu anda, genç sanatçıların zihninde böyle bir kısıtlamanın kalktığını söylemek yanlış sayılmaz. Sanat yapabildikleri, kendilerini; en iyi yaptıkları şekilde ifade edebildikleri her yer, onlar için zaten sanatın kalbinin attığı yerdir. 



Keith Haring,  “Crack is Wack”
Artık sanat dünyasında bir şeyler değişiyor. Daha yenilikçi taze fikirleri olan, daha özgür düşünen sanatçılar oyuna dâhil oldukça oyunun kuralları da yeniden şekilleniyor. Sanatçılar artık varlıklarının kabulünü sağlamak için bir şehirden diğerine ya da bir ülkeden diğerine kendilerini sürüklemek istemiyorlar. Yazar ve Küratör olan Alistair Hicks yaşanan yönelimi şu sözlerle anlatmaktadır; “Tarihte ilk kez, (sanatçılar) büyük bir sanat merkezine taşınmadan kariyerlerini geliştirebilirler. New York, Londra, Paris, Berlin ve Pekin sanat yapmak için harika yerler ama hiçbiri yaratıcılığın kontrolünü elinde tutmuyor. Biz hepimiz sanatçıların örneklerini izlemeliyiz.” (Hicks, 2015, s. 13). 


URS FISCHER,Enstalasyon görüntüsü, 2013 at MOCA Grand Avenue, courtesy of The Museum of Contemporary Art, Los Angeles, photo by Brian Forrest


Kavramsal sanatın gücünün artması, sanal sergiler ve sosyal platformlar üzerinde sanatçıların kendilerini temsil etmeye başlamasıyla birlikte küratörler, müzeciler, galericiler gibi bu tabakada yer alan büyük çoğunluk gerçekleşen kaymayı kabul etmeye başlamış durumdadır. 


Artık eskisi kadar tesiri kalmayan [sanat açısından] coğrafi konum, devingen bir biçimde değişim ve gelişim göstermektedir. Yaşayan bir olgu olan şehir, sanat ve hem izleyici hem de yaratıcı rolünü oynayan insan birbirlerini etkileyerek bu eğilimin oluşmasını sağlamıştır. Günümüz sanatı açısından heyecan verici ufukları keşfettiğimiz şu günlerde, Türk sanatının da daha özgür ve tüm sınırlarından arındığı ve hak ettiği itibar ve desteği göreceği günlerin, çok yakın olduğunu düşünüyorum…
Yeni yazılarla görüşmek üzere.

Ezgi Şendal

 

Kaynakça

Artun, A. (2011). Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi: Estetik Modernizmin Tasfiyesi. İletişim Yayıncılık.

Hicks, A. (2015). 21. Yüzyıl Sanatında Yeni Yönelimler. İstanbul: Yapı Kredi Yanınları.

Rona, Z. (1997). Pop Sanat. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, 3. İstanbul, İstanbul, Türkiye: Yem Yayınevi.

 

Görseller

Mavi harita görseli…………………….  https://www.freepik.com/free-vector/world-map-blue-template_718596.htm

Keith Haring, “Crack is Wack”……. https://addictionandrecoverynews.wordpress.com/2013/08/11/crack-is-wack/

Jasper Jhons, “Flag”,1967…………... https://www.artsy.net/artwork/jasper-johns-flag-3

Andy Warhol, “Campbell’s Soup Cans and Other Works” MOMA, New York…………………….. https://www.moma.org/collection/works/61239?#installation-images 

Arap şehirleri illüstrasyonu…………. https://www.shutterstock.com/image-vector/detailed-architecture-abu-dhabi-dubai-sharjah-751399273

Abu Dabi Art etkinliği görseli………………………… https://www.art-agenda.com/reviews/abu-dhabi-round-up/

Sergi ve Bienal Posterleri ….. https://www.facebook.com/SeoulMuseumofArt.kr/posts/1280697752028632
 https://www.theatlantic.org/a-good-neighbour

Urs Ficher, Enstalasyon görünütüsü……. https://www.moca.org/exhibition/urs-fischer

 

27-06-2018