S E V D İ K ama N A S I L ?

Gezegen Psikolog

Psikolog

Yazar Hakkında

1990 yılında Yalova’da dünyaya merhaba dedi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimlerini burada tamamlayıp, daha sonra Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (ing) bölümünden mezun oldu. Üniversite öğrenimi sırasında İletişim bilimlerinde yandal yaptı. PAMER (Post-Colonial çalışmalar merkezinde) çeşitli araştırmalara ve makale çalışmalarına katıldı. Lisans öğrenimi sırasında biri Almanya biri İngiltere olmak üzere 2 Erasmus yaptı. Bu yüzden kültür şoklarına toleranslı:).Şuan da hali hazırda devam etmekte olan Klinik Psikoloji yüksek lisans öğrencisi, spor aşığı, bilime dair her şeye maydanoz olmayı seven, nitelikli hasbihallere müptela, değiştirebileceklerine değiştiremeyeceklerinden daha çok inanan, insana dair her şeye meraklı olmak gibi sıfatlarıyla hemhal olmakta.

 


mystonesoft@hotmail.com


A+ A-

"Vaktiyle sevmek sevilmek birlikte bir yolculuk yapmak isterler …. “diye başlamak isterdim fakat bu kadar büyük bir romantiklikle başlarsam sonunda da bir şekilde ağlatmak isterim (dokunaklı olması bakımından) diye vazgeçiyorum. Netice itibarıyla sevginin içinde her tür duyguyu yaşamıyor muyuz?:) Sırf sizi düşündüğümden, yoksa kesinlikle ağlatmak istediğimden değil. :D İki sebebimin de bir önceki cümlemi kesinlikle desteklemeyen sebepler olduğunu görmemeniz imkansız ama görmemeyi seçmek de sizin elinizde idi.

Belli bir aforizma ile ben de girizgah yapmak isterdim lakin içerik bir hayli kalabalık ve netice itibarıyla romantiklik genleri baskın geldikçe bizim sevgiye olan bakışımızın tek bir güzergah üzerinden gitme olasılığı da artıyor. E tabi haliyle sonuç genelde bir şekilde ya peri masalına, ya Aşk-ı memnuya ya da araba camlarına ya da duvarlara haykırılmış isyankar ve azıcık arabeski sevdalara bağlanıyor. O yüzden biraz daha gerçekçi olmaya, daha sorgulayıcı olmaya olan gereksinimi hatırlatmakta yarar görüyorum .Herşeye bilimsel bir statü kazandırmak zorunda değiliz fakat bilimin bize kazandırdığı en büyük özelliklerinden biri de bize bazen ezber bozdurtup, bulunduğumuz eksenden çıkarması sanırım ve bu özelliği sayesinde  bu yazın ya da gelecek yazların yaz aşklarına  ya da bir yaz düğününe adım atmadan önce bu yazıya bakmanızın fena fikir olmadığını düşündürtebilir :D

Sevmek üzerine çok mürekkepler tüketildi…çok sahifeler ezberlendi, okundu…Buna yeniden tanımlama yapmak, nedenini anlamak, tekrar masaya yatırmak bu yazının pek konusu değil ama başka yazılarda yine misafir edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor elbette ki. (yorumlara istediğiniz konuyu belirtirseniz, o konulara da genişçe başlık açmayı borç ve zevk bilirim efem;)

Asıl mevzuya dönecek olursak kadın ve erkek ilişkileri bağlamında sevme ve sevilme gereksiniminin aslında yukarıda bahsettiğim temeller üzerinden gittiğini de görebiliriz. Şöyle ki bir reklam filmindeki “ bu yumurtalardan hangisi daha büyük? Kabartma tozu pastayı ne kadar kabartır? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi ? ”soru silsilesi küçük bir kızın anlam çabasını, ilk defa karşılaştığı ya da deneyimlemediği bir şeyi  zihninde resmederek nasıl öğrenilen, beğenilen ya da kodlanabilir bir hale getirebildiğini gösteriyor ise  işte tam da burada yeni bilimsel çalışmalar da  bize diyor ki, sevme şeklin de davranışın da , beklentin de öğrenilmiştir.” ve bu  bizim sevme-sevilmeye olan inançlarımıza düşüncelerimize ve ilişkilerimize şekil veren bir süreçtir diyoruz... Mesela somutlaştıralım ; anne – babası tarafından sürekli olarak yüceltilmiş,  asla hataları söylenmemiş ya da hep onaylanmış çocukların yetişkinliğe eriştiğinde sevginin daimi olarak karşıdan elde edilen bir kazanım olduğunu düşünmeye başlaması çok muhtemel bir sonuç. Bu bir nevi bugünkü eşler arasındaki kademeli sönen ya da azalan sevginin, muhabbetin aslında sevginin kendisinden değil, sevgi davranışının ya da beklentisinin bireyin istediği, hayalini kurduğu, dilediği kıvama gelememesinden kaynaklanabildiğini tercüme eden bir örnek.


Başka bir mesele de sevgideki azalmayı ya da şekil değiştirmeyi harlayan diğer etmenler. Örneğin bugün birçok müziğin kulağımıza yansıması bile şu şekilde: “asla bitmeyecek, sen benimsin, kalbimsin, her şeyimsin, kolay olmayacak,kendimden vermişim”….bu metaforları  müziğin dokusunu eleştirmek için değil, bilinçdışı dünyamızda nasıl bir portre çalışması yaptığını -yeniden- anlamaya ihtiyacımız olduğunu vurgulamak amaçlı söylüyorum, zira bugün birçok şarkıyı ezberlerken çoğu zaman anlamdan ötede, sadece ritmik olarak dinleyebiliyoruz. Halbuki beyin bu tip ‘sonsuza dek bitmeyecek, zoru sevdim, hep benimle’ gibi kalıplarla bir bağlantı, bir ilişki oluşturma isteğini kendi varlığında bir zorlama olarak algılıyor ve bunu ortadan kaldırabilmek için takıntı haline getirip özünde ispat etmek için çalışıyor.

Bu nedenle sevgi kalıpları, filmler, özdeyişler, toplumsal farklılaşma bizim ilişki içindeki sevgi davranışlarımızın aslında manevralarını yöneten unsurlar olmaları sebebiyle son derece önemli. Yani bunların  bizim sadece ve sadece eğlence ve keyif ihtiyacımızı karşılamadığı gerçeğini de es geçmemek gerek. Burada dikkatinizi çekmek istediğim durum elbetteki varolan 7735673 komplo teorisine bir ekleme yapma hevesi değil, yalnızca sevme-sevilme davranış kalıplarımızın ekseninde “acaba gerçekten nasıl seviyorum? Ne ile seviyorum? Birşeye bağlı olarak mı seviyorum?” gibi soruları daha fazla açmak.

Misal; Bugün birçok insan severek evleniyor fakat akıbet buna mukabil olmuyor. Elbette bunun önünü açan tutum, eksiklik ya da hatalar mutlaka var lakin “sevgi karın doyurmuyor” söylemi özellikle bu hata, eksiklik ya da tutumların önüne geçen bir bir ana başlık olduğunda insan ister istemez soruyor:   

“Karın doyurmayan şey tam olarak ne? Senin karnını doyurmayan şey mi yoksa senin karnını doyurmak istediğin şekille onun karnını doyurmak isteme şeklinin başka olması mı??


Elbette bunların dışında kalan daha büyük sıkıntılara maruz evlilikler sayıca çoktur ama bir kısmının özellikle evlenme  akabinde yaşadığı beklenti  çakşaşmasının çekirdeğinde bunlar da yatıyor olsa gerek.
Burada yine dönüp dolaşıp mizaç ve karaktere temas ediyoruz aslında. Özellikle başlangıçta bireysel anlamdaki farklı renkler bir evliliğin başlatıcısı olurken nasıl oluyor da aynı zamanda bitiricisi olabiliyor?demekki beklenti ve kendi arzularımız üzerinden şekillenmiş baskın bir istek,arzu var ortada. Aşk diyememe sebebim de biraz buna bağlı (kalıcılığı tartışmalı) fakat sevgi demek  için de tehlikeli buluyorum bu hali. Sevgi içinde arzu ve tutkuyu absorbe etse de salt bu maddelerden oluşmuyor.
Tüm bunlara ek olarak,hani bazen sevmenin ya da çok sevmenin zarar verici olabileceğinden dem vuranlarımız vardır. Ben buna da pek katılmıyorum. Sevginin içindeki doz değişimi  ne kadar değişirse değişsin,eğer bir insan -sadece kendisi için sevmiyorsa şayet-; sevgi yıkmaz, zehirlemez, zarar vermez. Sevgi senin onu öğrendiğin merhalede ortaya çıkan duygu yoğunluğudur.Ne  öğrenildi,ne taraf parlatıldı ise onu  çıkarır.

Evet , sevgi ispat da ister fakat her ispat bir çiçek ya da bir taş üzerinden mi olmak zorundadır mesela?kiminin kelimelerle arası yoktur,sevgi dilini  ancak korumacılıkla açabilir, kimi insanın eli kıt fakat dili bonkördür, kimi insan iletişim için bir çift ahu gözün muhatabıdır, kimisi de sadece anlaşılarak/anlaşarak iletişim kurmak istiyordur…
Yani diyeceğim o ki, eğer bir tercih yaptı iseniz ve başlangıçtaki hissiyatınızdan çok başka yöndeyseniz bu bazen karşı tarafın değişmesi ile ilgili değildir, sizin öğrenilmiş beklentilerinizin karşının gerçekliği ile bağdaşmıyor olmasından dolayı olabilir. Özce ;bi ufacık göz atmakta yarar var.


Kaynakça

https://www.thedailybeast.com/this-is-your-brain-on-love

https://wanna-joke.com/wp-content/uploads/2015/10/love-life-expectation-reality.jpg

https://ww1.notestream.com/wp-content/uploads/2015/04/1428625943Note_316_Share.jpg

https://www.askideas.com/media/84/Love-is-a-learned-behavior.-To-shor-love-is-to-know-it-deep-in-your-soul.jpg

http://www.retunecoaching.com/wp-content/uploads/2018/01/decoding-for-love.png

27-07-2019