Osmanlı'da Mülkiyet İlişkilerine Kısa Bir Bakış

Pınar Kütük

Sosyolog

Yazar Hakkında

İzmir'de doğdu. İzmir Katip Çelebi Üniversitesinde Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesinde Sosyoloji alanında Yüksek Lisansına başladı ve halihazırda devam etmektedir. Burada bulunma amacı ise tüketim çılgınlığının bu kadar arttığı bir dönemde fikirsel alanda bir şeyler üretmek ve ortak ilgiyi paylaşan kişilerle bu platformda bir araya gelmektir.

Yazıları hakkında iletişime geçmek isteyenler pnarkutuk.35@gmail.com hesabından ulaşabilirler.


pnarkutuk.35@gmail.com

pnarrktk


A+ A-
GİRİŞ
14. yüzyılda bir uç beyliği olarak kurulan Osmanlı beyliğinin konar-göçer sosyal hayatı, beyliğinin sınırlarını genişletinceye kadar devam etmiştir. Orhan Gazi ile birlikte yerleşik yaşamın yaygınlaşması gelişen bir idarî ve askerî düzen üzerine oturmaya başlayan Osmanlılarda, tarım ağırlıklı bir iktisadî sosyal düzenin hâkim olduğu söylenebilir. Bu çerçevede diğer sanayi-öncesi tarım toplumlarında olduğu gibi milletler arası, bölgeler arası ve bölge-içi ticaret, kentsel ekonomik faaliyetler, hayvancılık vb. de ekonomide önemli rollere sahipti(Öz, 2011). Özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda gücünden ve kudretinden tartışılmaz olarak söz ettiren Osmanlı Devleti’nde de tarımın adeta bir devlet politikası haline gelmesi büyük bir anlam ifade etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu kurulduğu yıldan itibaren tarımsal faaliyetlerin gerçekleştirildiği toprağın mülkiyet hakkını kendisinde bulundurmuştur. Bu bakımdan iktisadi faaliyetler yine devletin gözetiminde gerçekleştirilmiştir. Öyle ki on altıncı yüzyılda Osmanlı Devleti’nde ki nüfusun % 90’a yakın bir kısmının kırsalda yaşaması, devletin toprak hukukuna dayalı bir yönetim anlayışı geliştirmesini doğrulamaktadır.
Aynı dönem Avrupa’nın sosyo-ekonomik toplumsal yapısına bakıldığında ise feodal sistemin hâkim olduğu bir dönemde tarımın gelişmesi ve gerekli olan güvenlik ortamını sağlandığını söylemek mümkündür. Feodalizmin özü aslında örgütlenmiş devletin olmadığı yerel düzeyde bir çeşit hükümet görevini yürütmekte olmasıydı. Böylece feodal lord, vassal ve serf yani toprağa bağlı köylülerle feodalizm ortaya çıkmıştır.(Ülgen, 2010). Büyük imparatorlukların yıkılış süreci artan yoksulluk ve yaşam güvencesinden yoksunluk, halkı lordlar etrafında toplamıştır. Serfler lordun hizmetinde toprağa bağlı çalışırken lordlar ise onların güvenliğini sağlayacaktır. Karşılıklı anlaşma ile gerçekleşen bu ilişkiler yine karşılıklı bir şekilde feshedilebilirken Batı Avrupa’da artan nüfus ile birlikte feodalitenin çözülmeye başladığını lordlar ile serfler arasındaki ilişkilerde kırılmalar yaşandığını söylemek mümkündür. Fakat Osmanlı ile karşılaştırmalı olarak ele alınacak olan Doğu Avrupa’da iktisadi yapısı farklı bir yöne doğru ilerlemiştir. Uluslararası pazar, toprak sahipleri için gelirlerini arttıracak bir fırsat olarak karşılarına çıkınca serf emeği daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Lordlar gelirlerini arttırmak için köylülere daha ağır yük bindirerek daha fazla ürün elde etmeye çalışacak ve mülklerini verimli işletmelere dönüştürmek için çabalayacaktır. Fakat Osmanlı’da böyle bir dönüşümden bahsetmek söz konusu değildir. Osmanlı’nın iktisadi yapısını ve mülkiyet ilişkilerini Avrupa feodalizmi kavramları ile açıklamak yetersiz kalacaktır. Bu bağlamda bu yazıda Osmanlı toprak rejimlerini ve yüzyıllar içindeki dönüşümünü kendi özgün yapısı içerisinde değerlendirerek ve Cumhuriyet’e nasıl bir tarım yapısı bırakıldığı analiz edilecektir.

Osmanlı’nın Mülkiyet İlişkileri
Osmanlı’nın gelirini oluşturan toprakların büyük bir kısmı Halil İnalcık’ın tabiriyle çift-hane sistemi üzerine kuruludur. Çift-hane sistemine göre evli bir aile babasına düşen bir parça çift, iki öküz ile işlenerek aile üretimine dayanan bir sistemdir. Barkan, tahrir defterlerindeki işaretlerden ve çiftlik değil çift resmi ifadesinin kullanılmasından hareketle halkın anlayışındaki çiftlikle (bir çift öküzle işlenebilen büyüklükte yer) dönümlerle ölçülen gerçek çiftlik arasında bir ilişki vardır, ama meseleye daha yakından bakınca, çift resminin sadece bir çift öküzle yer işleyenlerden alınan bir resim olmadığı, çeşitli yükümlülüklerden oluşan bir vergi olduğu anlaşılır diyor. Yani başka bir deyişle çift-haneyi işleten aile topraktan elde ettiği mahsulün bir kısmını devlete öderken bir kısmı ile de paralı asker yetiştirmek zorundadır ki ayrıca devletin olağandışı durumlarda aldığı artı vergiler ile toprağı işleten köylünün cebine az miktarda bir ücret kalmaktadır.


Devlet halkı koruyup serf durumuna düşmesini önlerken aynı zamanda halkın mal varlığını arttırmasını engellemek durumundadır. Gelirinin büyük bir kısmını çiftlerden elde eden Osmanlı Devleti vergilerinin azalmaması için hem reayayı korumalı hem de kendisinden özerkleşmemesi için otoritesini tüm topraklarda hissettirmek mecburiyetindedir. Bu bağlamda müsadere uygulaması ve geniş toprak mülkiyetine sahip olan kişilerin öldükten sonra mirasına devlet tarafından el konulması reayanın zenginleşmesinin en büyük engellerinden bir tanesidir. Bu çerçeveden bakıldığında feodal Avrupa’daki serfliğin Osmanlı’da görülmediğini söylenebilir fakat vassallar ve lordlar arasındaki ilişkinin benzeri dirlik sahipleri ile onlara bağlı çalışan köylüler arasındaki ilişkiye benzerdir. Şöyle ki Osmanlı iktisadi yapısında 17. ve 18. yüzyıllarda bazı değişimlerin meydana görülmektedir. Osmanlı Devleti 16. yüzyıldan sonra girdiği buhranda merkezci feodalite hemen yok olmamış fakat giderek zayıflayan varlığını Cumhuriyet’e kadar sürdürmüştür. 17. ve 18. yüzyıllarda merkezi feodalizmin sosyal, ekonomik ve siyasi kurumları giderek bozulmuş, yer yer ortadan kalkmıştır. (Tezel,1971). Bunu birçok sebeple açıklamak mümkündür fakat konu bağlamında tarım yapısını etkileyen unsurlardan bahsetmek yeterli olacaktır. Batı’nın gelişen düzenli ordusu ve savaş teknolojileri Osmanlı’da orduda bazı değişiklikler yapmayı beraberinde getirmiştir ki ordunun, toprağın ve halkın birbirine bağlı olduğu tımar sisteminde orduda yapılan değişiklik toprağa dayalı sistemi olumsuz etkilemiştir. Aynı zamanda çift-bozan köylülerin Celali İsyanlarının çevresinde toplanması birçok toprağın terk edilmesi ya da zorla boşaltılması ile tarımsal verimin büyük ölçüde düştüğünü yine bu dönem için söylemek mümkündür. Yine Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ortakçılığın artışı köylüyü, ağaların egemenliği altına girme mecburiyetine düşürmüştür. 17. ve 18. Yüzyılda Anadolu’da durum böyle iken tımarın uygulanamadığı, uzak ve verimsiz arazilerde ise (Mısır, Cezayir, Fas) devletin içine düştüğü nakit para sıkıntısından dolayı nakit para karşılığında kalıcı olarak mültezimlere verildiğini dönemin resmi kayıtlarında görmek mümkündür. Bu bozulan merkezi sistemin yaratmış olduğu kaos ortamında eski asker ve idarecilerden oluşan ‘’âyanlar’’ taşrada, merkezin temsilcisi olarak ön plana çıkmaya başladılar. Âyanlar, Osmanlı toplumsal yapısında önemli bir yer teşkil etmektedir. Bir sonraki yazımızda âyanlardan bahsetmek faydalı olacaktır.

Kaynakça

https://www.flickr.com/photos/gezicifestival/15267829594/in/photolist-pgaBPh-6RYfVp-ofpc1D-pVzMw1-9HL3nK-QWMVLH-Aqznic-526NSz-qd6MWN-261ce7F-6X8dwv-5oBaqp-qd6B7b-4FHGP2-qv1FZh-pVA3kE-5oBamn-5oFroL-26gYGx1-V4iA7o-267jaV5-YhpdBC-qcYRdF-5BKfTR-SPenJw-2fC8bn8-UpCpyb-pQNTL3-26Frinh-5sgGrw-S77yPC-mMq3MD-28vhZQN-66xSxS-xcyZkd-6oM2uD-owAXyx-nXdEZ1-owF4cb-ouRfHG-pVB66E-qd9WQX-2VfpeR-pVHuLT-pVzQcb-awG5iR-6q5mJ8-E2SEF-pgpg4a-27ie2L5

Tezel, Y . (1971). Cumhuriyetin Devraldığı Tarım Yapısının Tarihi Oluşumu  Hakkında Bazı Düşünceler . Ankara Üniversitesi SBF Dergisi , 26 (04).

Ülgen, P . (2010). Ortaçağ Avrupasında Feodal Sisteme Genel Bir Bakış. Mukaddime , 1 (1) , 1-18 .

Öz, M. (2003). Osmanlı Klasik Döneminde Tarım. http://yunus.hacettepe.edu.tr/~mehoz/osmanliklasikdonemindetarim.html Erişim Tarihi: 07.02.2021

11-02-2021


ankara psikolog