On Kasım

Dilek Türkoğlu

Psikiyatrist Dr.

Diğer Yazıları

Atatürk’ün ölüm yıldönümü.



Atatürk, dünyanın gördüğü en büyük liderlerden biriydi ve ondan öğrenecek o kadar çok şey vardı ki!
        

Türkiye dışında hiçbir ülke, içeriden ve dışarıdan böylesine yoğun işgal edilmişken, sadece kendi kaynaklarıyla kendini yeniden ve daha güçlü bir şekilde “var” edememiştir.

İngiltere, Fransa, Yunanistan, İtalya bizzat kendileri ve sömürgeleriyle birlikte toprağımızı işgal etmiş, işgal ettikleri yerlerdeki insanlarımıza eziyet etmekten, öldürmekten ve tecavüz etmekten hiç çekinmeden Türk Halkını yok etmeye çalışmışlardır.  Bir taraftan dışarıdan gelen düşmanlarla savaşılırken diğer taraftan yine onların kışkırttığı içerideki ayaklanmalarla, isyanlarla uğraşılmıştır. Bunlardan bir tanesiyle bile uğraşmak şimdiki zamanda on yıllar alıyorken, o dönemde bir de dışarıdan düşmanların işgali altındayken bunlarla baş edilebilmiştir. Çok iyi bir strateji ve can siperhane bir mücadele olmasa bütün bunlardan kurtulunması mümkün olabilir miydi?

Benim bildiğim kadarı ile tarihte bu kadar çok güçle, içeriden ve dışarıdan mücadele edip kurtulan, kurtulmak ile kalmayıp daha güçlenen başka bir örnek yoktur.  “Hasta adam” olarak görülen ülkeden, Birleşmiş Milletler tarafından katılması için teklif götürülen ve şartlarını kendisi koyan bir ülkeye dönüşmüş bir müzicedir Türkiye. Dört yıl kadar kısa bir zamanda bambaşka bir çehreye bürünmüş, hasta adamın cahil ezilen halkı; başı dimdik, hakları olan cumhuriyet vatandaşlarına dönüştürülmüştür.

Atatürk ve dehası hakkında ne kadar çok şey söylense azdır. 

Benim bu sözlerime Atatürk’ü putlaştırıyorsunuz diye cevap verenler olabilir. Bugün Atatürk heykellerini yıkanlar bulunmaktadır.  Oysa putlaştırmaya en fazla karşı çıkan ve yol gösterici olanın her zaman ilim olduğunu en fazla savunan kişidir Atatürk.

Putlaştırma, insanlardaki güçsüzlüğün ve çocukluktan gelen büyüsel düşüncenin sonucudur. Büyüsel düşünce, çocukluk çağı düşüncelerinden biridir. Yetişkinlik çağlarında mantık bağlantıları kurabilme becerisi, soyut düşünme becerisi gibi farklı beceriler gelişir ve büyüsel düşünce giderek azalır; ancak kimi zaman tamamen yok olmaz. Hurafelere inanma, muskalar yaptırma, tahtaya vurma,düşünmeden, yargılamadan taparcasına bir kişide insanüstü yetenekler olduğuna inanma gibi, burada sayamadığım birçok batıl inanışlar büyüsel düşüncenin yansımalarıdır. Okumadan, ne olduğunu bilmeden körü körüne inanmak, itaat etmezse başına bir şey geleceğinden korkmak, bir takım ritüeller yaparak iyilik beklemek ya da kötü güçlerin hışmından korunmaya çalışmak gibi davranışların hepsi büyüsel düşüncenin sonucudur.

Eski zamanlarda, İslamiyet’ten önce putlar yapıp ona tapınmak da aynı büyüsel düşüncenin bir sonucudur. Büyüsel düşünce her zaman somut bir şey yapıp ona tapmak şeklinde ortaya çıkmaz. Davranış ve düşünce kalıpları, yapılan ritüeller de büyüsel düşüncenin ürünleridir. Ayrıca batıl inançlar, düşünmeden, yargılamadan bir şeye inanma, somut bir cisim yapmaya göre çok daha yaygın olabildiği gibi herhangi bir malzemeye ihtiyaç duymadığından her an yaşanabildiği için daha tehlikelidir.  Bu nedenle hiçbir şey putlaştırılmamalıdır. Ancak heykelleri, put gibi algılamak da büyüsel düşüncenin bir ürünüdür. Zaten azıcık aklı başında olan birisi, heykellerin bir şey yapamayacağını bilir. Aklı başında hiç kimse, heykelden bir şey istemez ya da hışmından korkmaz.

Heykeller, İslamiyet’ten önceki devirlerde olduğu gibi bir gücü olduğu için yapılmıyor günümüzde. Sevgi ve minnet duygusunun bir ifadesi olarak yapılıyor. Bir takım değerlerin hatırlatıcısı olarak yapılıyor. Hatta birçok heykel estetik amaçlarla, ya da insanlarda var olan üç boyutlu hayal edebilme, hayal gücünün sanatla ortaya koyulması amacıyla yapılıyor.  Burada farkına varılması gereken durum; heykelleri put sanıp ondan medet uman ya da korkup yıkan insanların bizzat kendilerinin heykelleri putlaştıran insanlar olduğudur. Medet ummak için yapmak ile, korkup yıkmak arasında bir fark yoktur. Diğerleri heykelleri putlaştırmadığı için ne heykellerden korkarlar ne de onlardan medet umarlar.

Bizim Atatürk’ün ufkunun genişliğinden, insan ve vatan sevgisinden, bilgeliğinden ve dehasından öğrenecek çok şeyimiz var. O yüzden Atatürk’ü ve dehasını, ufkunu daha çok okumaya daha çok anlamaya ihtiyacımız var.

Zaten Atatürk hiçbir zaman batıl olanı onaylayan birisi olmamıştır. Aksine batıl ile en fazla mücadele eden kişi olmuştur. Aşağıdaki sözleri de bunun en açık örneğidir.

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Atamıza saygı, sevgi ve minnetle…

28-10-2016