Olasılığı Çok Yüksek, Peki Ya Kanıt: Fermi Paradoksu

Borabay Kadirdağ

Bilim

Yazar Hakkında

Borabay Kadirdağ, 2015'te ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi'nden mezun olmuştur. Daha sonrasında eğitim hayatında büyük bir değişiklik yaparak, aynı yıl yine ODTÜ'de Bilişsel Bilimler alanında yüksek lisans yapmaya başlamış, 2019 yılında da yüksek lisansını tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an her ne kadar insan kaynakları alanında kariyerine devam ediyor olsa da, bilim aşkı hiç körelmemiş bir şekilde insanlara bu sevgiyi aşılamak istiyor :)


bkadirdag@gmail.com

https://www.instagram.com/borabay.ig/?hl=tr

https://www.linkedin.com/in/borabay-k-14441391/


A+ A-

Herkese selam. Biraz değişmiş olarak karşınızdayım. Artık sadece bilişsel bilimler değil, ayrım yapmadan bütün bilimsel alanlarla ilgili geçmişten geleceği güzel bilgileri ve gelişmeleri sizlerle paylaşacağım. Bilime olan aşkımızı canlı tutmak adına ilk adımımızda sizi gezegenimizin ötesine götüreceğim.


Fermi Paradoksu. “Nedir bu” dediğinizi duyar gibiyim. Bu bir ikilem aslında. Uzayda farklı medeniyetlerin olma olasılığının yüksekliğinin ve bu beyana dair kanıtların yetersizliğinin birbiriyle çakışması sonucu oluşan bir paradoks. Bu ikilemi dile getiren adam da Enrico Fermi. Kendisi bir fizikçi ve 1950 yılında bir öğle yemeğinde iş arkadaşlarına şu soruyu soruyor: "Eğer Samanyolu dahilinde yüksek sayıda ileri dünya dışı uygarlık mevcutsa, neden uzaylılara ait uzay araçları ya da sondalar gibi kanıtlara rastlamıyoruz?"

Kulağa hoş geliyor değil mi?

Neden gelmesin ki? Sonuçta “evrende yalnız mıyız” sorusunu kendimize hayatın belli dönemlerinde soruyoruzdur diye düşünüyorum :)

Böyle bir soruyu ne kadar kendimize ya da başkasına sorsak da cevabı ne yazık ki o kadar kesin değil. Çünkü, evren sürekli genişleyen ve büyüyen bir boşluktan ibaret ve sayılamayacak kadar çok uydu/gezegen/sistem/galaksi var. İnsan düşünüyor “bu kadar büyük bir boşlukta sadece biz yaşıyor olamayız” diye. Ama eğer bir başka uzaylı yaşam formu ya da medeniyeti olsaydı, çoktan bizimle iletişim kurmaz mıydı? Kafamızda deli sorular :)


Peki bu paradoksun bir çözüm yolu yok mu? Bu konudaki ilk adımı da Fermi’nin o kritik soruyu sormasından 10 yıl sonra bir denklem oluşturan Frank Drake atmış. Bir radyo astronomu olan Drake, içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’ndeki olası “akıllı medeniyet” sayısını hesaplamak adına böyle bir denklem oluşturmuş. Carl Sagan ve Otto Struve gibi bilim insanlarının yardımıyla tabi.

Denklem de şu:


Bu denklemdeki sembollerin anlamları da aşağıdaki gibidir:

·    N; iletişim kurmayı umabileceğimiz uygarlıkların sayısı

·    R*; Galaksimizdeki yıllık yıldız oluşma miktarı

·    fp; Bu yıldızlardan kaç tanesinin gezegene sahip olduğu

·    ne; Gezegene sahip yıldız başına düşen toplam yaşama elverişli gezegenlerin ortalama sayısı

·    fl; Bu gezegenlerin arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı

·    fi; Bu yaşama elverişli gezegenlerden kaçında akıllı hayata geçildiği

·    fc; Bu tür uygarlıklardan uzayda varlıklarına dair tespit edilebilir sinyal bırakabilecek kesim

·    L; Bu tür bir uygarlık tarafından uzayda yayınlanan tespit edilebilir sinyalin süresi

Galaksimizdeki olası uzaylı uygarlıklarını bulmak adına; galakside bir yılda kaç yıldız oluşuyor, bunların kaçında gezegen var, bu gezegenlerden kaçı yaşanabilir, kaçında akıllı yaşam formu mevcut olabilir gibisinden faktörleri ele alarak yaklaşık bir değer bulmayı amaçlıyor. Olasılık üzerinden giden bir denklem olsa da, paradoksu çözmedeki ilk adım olduğundan büyük değer taşımakta Drake Denklemi…

Ancak sadece bir denklem aracılığıyla uzay boşluğunda yalnız mıyız değil miyiz bilemeyiz. Bu paradoksu çözme amacı taşıyan pek çok farklı girişim mevcut.


Mesela SETI. Yani “Search for Extra-Terrestrial Intelligence”. Yani Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması. Kökeni 60’lı yıllara dayanan ve 1974’te NASA tarafından geliştirilen bu projenin tüm amacı, dünya dışı varlıkların tespit edilmesi olmuş. Bunu da onlardan gelebilecek potansiyel mesajları saptayıp saptandıktan sonra inceleyerek yapabileceklerdi.

İçinde uzaylı olan bilim-kurgu filmlerinde “first contact” denen bir olay olur. Uzaylı varlığın insanlar ile ilk iletişim kurduğu an olarak tanımlanabilir. SETI bunu daha az sinematik bir şekilde gerçekleştirmeye çalışıyor. Atmosfere rahatça nüfuz edebilen radyo frekanslarını kullanarak olası dünya dışı sinyalleri tespit ederek uzaylı varlığı kanıtlanabilir diye düşünülmektedir. Ama ne yazık ki (ya da belki de neyse ki demeliyiz) henüz somut bir bulgu yok.

Buna ek olarak, doğrudan gezegen gözlemi ve dünya dışı yapıların bulunması da bu paradoksu çözmeye yardımcı olabilir. Ama şu anki teknolojik gelişmeler, gözlemlenebilir evreni bile çözümlemede yeterli olmadığından, bu hala Stargate gibi bilim-kurgu serilerinde görülebilecek bir durum olmakta. Her ne kadar yaşanabilir gezegenler bulunmuş olsa bile. Ama bilim hep ilerleyen ve yeni şeyler bulan bir olgu. İlerde ne getireceği bilinmez.


Bir de bunun kanıtlanamaz olduğunu düşünenler var ki bu da ikiye ayrılıyor: Ya dünya dışı varlık diye bir şey yok, ya da varlar ama kanıtlayacak durum yok.

İlk beyan ile ilgili farklı argümanlar mevcut. Örneğin, Nadir Dünya Hipotezi der ki; Dünya gezegenine benzer kompleks yaşam formlarının gelişmesini sağlayan zaman ve mekan bazlı faktörler eşsiz ve nadir ortaya çıkarlar. Dünya bu bakımdan sıradan değil, nevi şahsına münhasırdır. Bir diğer örnek de Kıyamet Argümanı’dır ki buna göre kompleks yaşam formlarının kendini imha etmesi, doğası gereği elbet olacak bir durumdur. Nükleer savaş, biyolojik savaş, bulaşıcı hastalıklar (COVID-19 ile boğuştuğumuz dönemlerde belki de iyi bir örnek olmamış olabilir), ya da atmosferdeki düzeltilemez bozulmalar gibi durumlar karşısında hiçbir canlının yaşama şansı olmaz.

İkinci beyan ise daha iyimser ya da (bakış açısına göre) daha kötümser olabilir. Örneğin evrenin sürekli genişlediğini düşünürsek, başka bir galaksiye geçmek bile milyonlarca yıl alacaktır. Bu doğrultuda orada yaşayan bir uygarlığın kalıntılarını bulmak bile iyimser bir düşünce olabilir. Ya da sadece kendi galaksimiz açısından düşünecek olursak, Samanyolu’na yayılmak bir ekonomik kara delik oluşturacaktır çünkü Dünya üzerinde yayılmacı politikaya sahip olmak, galaksi bazlı yayılmacılıkla karşılaştırınca çok çok daha ucuzdur, finansal olarak gerçekleşme olasılığı yüksektir, kaynak gereksinimi daha azdır.


Öyle görünüyor ki şu an “evrende yalnız mıyız” sorusunu olumlu ya da olumsuz cevaplayabilecek bilimsel yeterliliğe sahip değiliz. Bu paradoks bir süre daha cevapsız kalacak gibi görünüyor. Ama hayal etmeye devam edebiliriz. Umalım ki o hayaller kabus ile sonuçlanmasın :)


Kaynakça

https://youtu.be/sNhhvQGsMEc

https://youtu.be/1fQkVqno-uI

Woodward, Avlin (September 21, 2019). "A winner of this year's Nobel prize in physics is convinced we'll detect alien life in 100 years. Here are 13 reasons why we haven't made contact yet"Insider Inc. Retrieved September 21, 2019.

Krauthammer, Charles (December 29, 2011). "Are We Alone in the Universe?"The Washington PostArchived from the original on December 10, 2014. Retrieved January 6, 2015.

Sandberg, Anders; Drexler, Eric; Ord, Toby (June 6, 2018). "Dissolving the Fermi Paradox"arXiv:1806.02404 [physics]arXiv:1806.02404.

Webb, Stephen (2015). If the Universe Is Teeming with Aliens... Where Is Everybody? Seventy five Solutions to the Fermi Paradox and the Problem of Extraterrestrial Life (2nd ed.). Copernicus Books. ISBN 978-3-319-13235-8Archived from the original on September 3, 2015. Retrieved July 21,2015. Chapters 36–39.

25-12-2020