Mutluluk Sosyolojisi

Feyza Ülkü Güzey

Sosyolog

Yazar Hakkında

Henüz çeyrek asırlık ömrüme bir çok şehir, bambaşka insanlar, mekanlar ve bir sosyoloji lisansı sığdırdım. Bir de çokca merak ve söylenecek söz. Bütün bunlar birleşince insan bir şeyler söylemeden yazmadan edemiyor. Şimdiye kadar biriktirdiklerimi paylaşmak için buradayım. Merakınız ve eleştirel düşünceniniz bitmemesi dileğiyle.


guzeyfeyzaulku@gmail.com


A+ A-

Okuduğum bir kitapta şu cümle zihnimi çok fazla meşgul etti: “... mutluluk belki de, bir insanın anlamla ilgili sanrılarını, hakim kolektif sanrılarla uyumu hale getirmesidir.” (Hararı, 2012). İnsanlık tarihi, felsefe ve analitik düşüncenin doğuşundan beri “mutluluk” üzerine çok fazla düşünmüş ve yazmıştır. Aristo’ya göre mutluluğa giden yol, erdemden geçerken; Nietzsche’ye göre ideal tembellik durumuydu.  İki küçük örnekten yapacağımız ufak bir çıkarımla, mutluluğun ne olduğu yahut nasıl ulaşıldığı oldukça çetrefilli bir akış ya da durumdur diyebiliriz. Mutluluk genel anlamıyla iyi olma hali olarak tanımlanmakta günümüzde. Bu iyi olma halinin nasıl kazanıldığı yahut hangi yolla ulaşıldığının üzerine ise pek tartışılmıyor.

Günümüz teknolojisiyle birlikte biyolojinin, kimyanın birçok farklı araştırmasında mutlulukla ilgili araştırmalar ya da çıkarımlar yapıldı. Mutlu olmanın kimyasının birkaç hormondan (basitçe) geçtiğinin, hatta bazı genetik yatkınlıklarımız sayesinde daha neşeli ruh hallerine sahip oluyor olmamızın kanıtları bulundu. Nasıl ki genetik araştırmacıların artık genlerimizi inceleyip kimin hangi kansere yatkınlığının olduğunu öğrenebildiği gibi. Ya da şanslı genler diye tanımlanan genlere sahip olan kişilerin daha iyi adaptasyon özelliklerinin bulunup, daha sağlıklı ve uzun yaşayabilmeleri gibi. Peki sadece vücudumuzda olup biten biyolojik yahut kimyasal tepkimeler miydi mutluluğu/iyi olma halini getiren? Kadrajımızı fen bilimlerinden alıp sosyal bilimlere çevirdiğimizde ise bambaşka fotoğraflarla karşılaşabiliriz. Birçok biyolojik ve kimyasal yeterliliği olan insanların nasıl olup da mutluluğa uzak olduğunu tartışabiliriz. Çünkü mutluluk yalnız içten gelmemekte, dıştan yani sosyal-kültürel çevremiz, yaşadığımız coğrafyanın konumu, vatandaşı olduğumuz ülkenin ekonomik ve siyasi gücü, aile üyelerimizin kim olduğu, ne yaptıkları (meşgul oldukları iş) bile mutluluğumuzu, iyi olma halimizi etkilemekte.

Sıradan bir genç için düşünürsek; aile içindeki huzuru, okuduğu okul, günümüz için standart başarı tanımlamasına ne kadar yakın olduğu, arkadaşlarıyla ilişkisi, hayalini kurduğu bisiklete sahip olup olmaması gibi, kalıtsal özelliklerinin yanı sıra birçok sosyal diye tanımlayabileceğimiz etken var. Peki bu kadar çok etkenin hepsini sağlamamız mı gerekir mutlu bir genç olmak için? Ki bu denli küreselleşmiş, her şeyin görülüp duyulduğu, tüketim unsurlarının bu denli arttığı, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin alım güçlerinin her geçen gün sallantıda olduğu ve hatta savaşların yaşanılıp, dünyanın bir ucundaki kötü bir haberin ülkemizin en kırsal sayılabilecek yerlerinde bile insanları sarstığı günümüzde nasıl bu kadar çok etkenin “yanına tik atıp” mutluyum/mutluyuz diyebileceğiz? Yapılan psikolojik araştırmalar gösteriyor ki mutlu olan yahut mutluluğu yakalayabilmiş/bulabilmiş insanlar bile gün içinde sık sık endişe duymaktadırlar. Bu demek oluyor ki olumsuz ya da yanına tik atamadığımız koşulların bazılarını zihnimiz kendi içinde yatıştırabilmekte.

Fazla beğeni almayı bilmiyorum ama kanaatkar olmanın mutlulukla bir ilgisi olmalı diyebiliriz. Yani genel kanı olarak kabul etmek, sahip olduklarının değerini bilmek mutluluğu besleyen bir özellik/kazanım. Peki bu “kanaat etmeyi” nasıl sağlayacağız? İşte burada yazımın başında bahsettiğim cümleye geri dönebiliriz: mutluluk, hakim kolektif sanrılarla uyumlu hale gelmek midir? İnsanın yaşamı boyunca edindiği, öğrendiği anlamlar; yaşadığı toplumla ya da yaşadığı dönemdeki küresel anlamla uyumlu olmazsa insan mutlu olmaz mı? Bana kalırsa bu sorunun cevabı bir tek değildir fakat cevaplarından biri kısaca “evet” olabilir. Çünkü insan sosyal-psikolojik bir varlık olarak kabul görmeye ve kabul edilenleri yapmaya eğilim gösterir. İster yaşadığı kabilede olsun ister çekirdek ailede isterse ulusal bir cemaate üye olsun, tüm bu üyelikleri devam ettirmek ve bu sosyal gruplarda kabul görüp, iyi haline yakın olabilmek için kendi biricik anlamlarını ve içine halihazırda doğmuş olduğu için kazandığı anlamları, grubun hakim anlamlarına uyduracaktır. Aksi halde kendi sanrıları, hakim sanrılara çok uzak kalacak ve belki bir yurtsuz, grupsuz kalacaktır. Ya da kendisi yeni ve daha güçlü hakim sanrılar oluşturmalıdır ki bu her zaman en zorudur.

Vaktiyle bilge bir adamın dediği gibi; “cehalet mutluluktur.”. Tabi ki Sokrates’in bu cümlenin doğrudan anlamına inandığını sanmıyorum. Fakat burada yüzyıllardan kalma bir kinaye var. O da farklı olmanın, farkındalığa sahip olmanın, daha fazla düşünüp daha doğru bildiğimiz sıradan gerçeklerimizi eleştirmenin kişiyi entelektüel bir bunalıma ister istemez sürüklediğidir. Bilmiyoruz siz/sen cahil olmamayı “mutlu” olmaya değişir misin? Fakat şimdiye kadar edindiğim deneyimlerim, farkında olmanın mutlulukla uzaktan bir ilgisinin olabileceği yönünde. Evet, bazı farkındalıklar fazla üzücü ama farkında olmanın da şımarık bir mutluluğu var. Dilerim siz/sen de o şanslı genlere sahip olan, neşeli olmaya yatkın olmayan insanlardan olmasan dahi mutlu olmanın tek bir şeye sahip olmak ve tek bir şeyi “başarmış” olmakla kazanılmadığını keşfedersin. Tüm kültürel kazanılmış hüznüne, kaygına rağmen iyi olma hallerini çoğaltabilirsin.

Mutlu kal, farkında kal, hakim sanrılarla aynı olma...

 


Kaynakça

Kaynakça

mutluluk nedir, nelerden etkilenir, göreceli midir?, 19 Ekim 2013,

evrimagaci.org/mutluluk-nedir-nelerden-etkilenir-goreceli-midir-1529

hayatın kimyası, 9 Şubat 2013, evrimagaci.org/hayatin-kimyasi-975

Hararı (2012). Hayvanlardan tanrılara sapiens, 368-403.

Görsel 1.3, Harun Kaçar

04-02-2019