Mutlak Etiketleme

Eda Temiz


Diğer Yazıları

Mutlak olma durumunun insan üzerinde yerleştiği ve bu bağlamda belirli söylemlerin oluşturulduğu görülmekte. Ancak mutlak olanın insan gibi değişken bir varlık üzerine sirayet etmiş olması onun mutlakiyetine mi işaret etmektedir? Yoksa sadece dilsel çözümlemelerle var olagelmiş zihinsel şemalarından ibaret bir durumu mu ifade etmektedir? Bu husus, oldukça muğlâklık arz etmekte.

Sadece kavramların kişilere atfedilen özellikleri doğrultusunda oluşan bir –mış gibi olma durumu bu noktada merak edilen ikileme yardımcı olabilecek gibi.
 
Gündelik yaşam pratiklerinde kullanılan dil, kişinin yapıp ettiği hareketleri oldukça keskin çizgilerle ayırarak ‘çok iyi bir insan veyahut çok kötü bir insan’ gibi çeşitli söylemlerin üretilmesine sebep oluyor. Bu tip kalıplaşmış ifadeler, bireyin herhangi bir sorgulamaya tabi tutulmaksızın yargılandığı bir alanın oluşmasına sebebiyet veriyor.

Bu noktada kişinin varlığı boyunca yaşamını bu kalıplaşmış hallerde yaşamaya tabi olması oldukça trajik bir durum. Oluşan bu trajik hadisenin karşılığı; bireyin etiketlenmesi ve belirli bir kavram üzerinden damgalanması durumunu temsil ediyor. Yapılan davranışın çevrenin yapısı bağlamında çözümlenmesi, çözümlenen davranışın o çevre üzerindeki tesiri ve bu tesirin dilde kendine bir kavram bulması zincirleme bir biçimde gerçekleşiyor.

Etiketlenen birey, etiketlendiği davranış üzerinden mutlak suretle yargılanıyor. Yargılama sürecinin işleyişi bir önceki yargının kopyası niteliğinde seri biçimde gerçekleşiyor. Önceden örneği görülmüş ve içselleştirilmiş olan bilgi yığını içinden seçilen görüntüler, kişinin farklı biri olmasından arınık bir şekilde damgalanma sürecini hızlandırıyor. Bu noktada yargılama iyi veya kötü bir biçim alabiliyor. Etiketlenen birey, etiketlendiği konu neyse ‘mutlak’ olarak o kişi oluveriyor.

Peki, insan yaptığı tek bir davranıştan mutlak olarak ‘o’ olabilir mi? Üzerinde kanaat birliğine varılan kavram, o kavramı işaret eden insanın mutlak olarak o olduğu ve değişemeyeceği manasına mı gelir?
 
Sorulara verilebilecek yegâne yanıt tahmin edebileceğiniz üzere ‘hayır’ olacaktır. İnsan yaşamı boyunca birçok değişim ve dönüşüm süzgecine tabi olmaktadır. İyinin ve kötünün birlikte bulunduğu ve kişinin hareketlerini tasarlarken bu ikilik ekseni etrafında döndüğü oldukça açıktır. Bu durumda bireyi yapıp ettiği tek bir olay çerçevesinde etiketlemek, ikiliği içinde bulunan insanın bu özelliğini yok sayarak bizleri büyük hatalar yapmaya sürüklemektedir.

Yapıp edilenlerde elbette çoğunluk üzerinde etkisi çok daha büyük olan ve bu bağlamda öne çıkan davranışlar olacaktır. Ancak bu tesiri büyük olan davranışın –doğru veyahut yanlış- etkisinde ömür boyu kalarak bireyin değişemeyeceğini ifade etmek insan doğasına aykırı bir söylem olacaktır. Bu aykırı söylemle neticelenen davranışlarımız, etiketlenen bireye karşı aldığımız tavırları da etkileyecektir.

Etiketlenen bireye karşı sürekli olumlu ya da sürekli olumsuz şekilde gösterilen tavırlar, bireyin kendisini gerçekten değişemeyeceği ve artık ‘o’ olduğu düşüncesiyle baş başa bırakmaktadır.

Sürecin bu şekilde işlememesi için bireyin tek bir davranışından türetilen kalıpların mutlak olduğu ve bireyin artık ‘o’ olduğu düşüncesinden bir başka mutlak temelde vazgeçilmesi gerekmektedir. Hepimiz yaşadığımız çevrede, edindiğimiz tecrübelerle bu tip etiketlenmelere maruz kalmaktayız. Bu noktada konuya bakış açımızı değiştirmek ilişkileri düzenlemede etkili bir yöntem olarak görünmekte.

Yanlış olanı kabul etmek yerine, değişen insanın içinde ikiliğin mevcut olduğunu anlamaya çalışmak ve bakış açısını bu biçimde kurgulamak oldukça ehemmiyetli. Bağ kurduğumuz, değerlendirdiğimiz, iletişim kurduğumuz tüm insanlarla daha sağlıklı bir temelde anlaşabilmenin yolu bu.
 
 

11-07-2018