MUHTEŞEM GATSBY: Edebi Eserler Dünyasında Sağlıksız Aşk

Ceren İlhan

Psikolojik Danışman

Yazar Hakkında

1990 yılında Mersin’de doğdu. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık alanında tamamladı. Şu anda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimine devam ediyor.  Ankara’da yaşıyor. Kedileri, çiçekleri ve renkleri çok seviyor. Çömlek, heykel, resim gibi hobileri var.


ilhanceren1@gmail.com


A+ A-

               Farz edin ki çok eskiden çok âşık olduğunuz ve içinizde ukde kalan biri sizin hayatınızda oturmuş devam eden ama çok da mutlu olmadığınız bir ilişkiniz devam ederken birden karşınıza çıktı. Yollarınızın ayrıldığı andan itibaren her şeyini size adamış, karşınıza tekrar sizin hayran kalacağınız bir insan olarak çıkmak için varını yoğunu ortaya koymuş. Aldığı her kararı sizi düşünerek almış, her fikrinde sizin düşünceleriniz varmış ve attığı her adımı size doğru atmış…

            Ne hissederdiniz?

            Ben bu soruyu birkaç kişiye sordum. Aldığım cevaplar genel olarak aynıydı. Kafa karışıklığı, heyecan, mutluluk gibi pozitif ve arada kalmış duygular.


            Sonra şunu sordum;

            Bu eski aşk sizinle yeniden birlikte olmak istiyor, ancak bunun için bir şartı var. Şu anda birlikte olduğunuz kişiye onu hiç sevmediğinizi, hep o eski aşkınızı sevdiğinizi söylemenizi istiyor. Yani onsuz geçen zamanlarınızı silip atmanızı istiyor sizden. O zaman ne yapardınız?

            Bazı uyanıklardan(J) şu cevabı aldım;

            “Ona söyledim derdim, ama söylemezdim.”

            Ama eski aşk sizden bunu kendi gözleri önünde yapmanızı istiyor yani yalan söyleyemezsiniz, dediğimdeyse aldığım cevap şu oldu;

            “O zaman çok zorlanırdım, ama yine de yapardım.”

            Bu senaryo belki sizlere bir yerden tanıdık gelmiştir. Evet, Scott Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby’si ve onun büyük aşkı(!) Daisy’den bahsediyoruz.


            Hikâyeyi bilmeyenler için kısaca özetleyeyim. Gatsby ve Daisy şimdiki zamanlarının beş sene öncesinde tanışırlar ve birbirine âşık olurlar. Gatsby o sıralar bir askerdir ve savaş sebebiyle Daisy’yi bırakıp gitmek zorunda kalır. Savaş bittikten sonra Daisy Gatby’nin döneceğini umuyordur, ancak o dönmez. Öldüğünü zannettiğinden Daisy kendisiyle ilgilenen başka bir adam, Tom, ile evlenme kararı alır. Tam düğün gününde Daisy, Gatsby’den bir mektup alır. Mektupta Gatsby önemli biri olduğunda ona geri döneceğini söyler ve Daisy’den onu beklemesini ister. Daisy bu mektupla yıkılmış olsa da artık çok geçtir ve Tom ile evlenir. Ayrılıklarının üzerinden beş sene geçtikten sonra Gatsby döner. Zengin, ihtişamlı ve nüfuslu biri olarak. Daisy’nin yaşadığı malikânenin karşı kıyısından bir malikâne satın alır. Her şeyi onun seveceğini düşündüğü şekilde dekore eder ve her gece evinde bir gün Daisy gelir umuduyla çılgın partiler düzenler. Onu bekler. Onu beklerken her gece Daisy’nin malikânesinin olduğu kıyıda yanan deniz fenerinin yeşil ışığını izler. Bu ışık onun için Daisy’yi ve aralarındaki mesafeyi ifade etmektedir. Gatsby sonunda bir gün beklemeyi bırakır ve harekete geçip Daisy’nin kuzenine oradan da Daisy’ye ulaşır. Tabii Daisy tüm bu ihtişam karşısında büyülenmenin yanında, eski aşkını karşısında görmenin heyecanı içindedir. Bir süre sonra o da her şeyi bırakıp Gatsby ile birlikte olmayı arzu etmeye başlar, ancak önünde bir engel vardır. Gatsby Daisy’den Tom’a onu hiç sevmediğini hep Gatsby’yi sevdiğini söylemesini ister. Daisy bunu söyleyemez. Bu konunun tartışıldığı hararetli dakikaların ardından Daisy gergin bir şekilde sürdüğü aracıyla Gatsby ile birlikte evine doğru giderken karşısına çıkan eşi Tom’un metresini ezer geçer. Bu kazayı herkes Gatsby’nin yaptığını düşünür ve Daisy arabayı kullananın kendisi olduğunu söylemez. Sonunda metresin eşi intikamını almak için önce Gatsby’yi sonra da kendini vurup öldürür. Daisy de Tom ile uzun bir seyahate çıkar.

            İnsanları hikâyenin içine dâhil etmeden sadece Gatsby’nin Daisy’ye olan aşkı ile ilgili ne düşünüyorsunuz dediğimde de aldığım cevaplar hemen hemen aynıydı.

            “Gatsby, Daisy’ye âşık değil bence. Bu bir takıntı. Yani kişilik ve varlık olarak Daisy’yle değil, kafasında yarattığı imgeyle ilgili aslında. Nazım’ın Tahir’le Zühre meselesi gibi… Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?”


            “Gatsby, Daisy’ye değil onunla geçirdiği bir ana âşık. Daisy değil başkası olsa da fark etmeyebilirdi. Yıllarca kafasında Daisy’yi idealize etmiş, mükemmelleştirmiş ve bu gerçek Daisy olmaktan çıkmış. Bu noktadan sonra da etrafındaki her şeye karşı kendini kapatmış ve sadece kafasındakine odaklanmış.”

            “Gatsby Daisy’ye hiçbir zaman hayalindeki şekil ve şartlarda ulaşamamış olduğu için onu hep büyütmüş gözünde. Bu belki de Gatsby’nin o şartlara ulaşabilmesine ilham ve yardım etmiştir. Ama çatı olarak Daisy’yi gördüğü için o kadına ulaşamadan hiçbir zaman hedeflerine ulaşmanın keyfini sürememiştir. Ve hep o hayale takılı kaldığı için hayatı boyunca karşısına çıkmış diğer hiçbir insana âşık olamamıştır. Daisy ile Gatsby arasındakinin aşk olduğuna şüphe yok ama aşk gerçekleşince Daisy ve Tom’un evliliğindeki şekle dönüşmekte.”


            Peki, hikâyenin içine insanlar kendilerini yerleştirdiklerinde Gatsby’ye tüm koşulları kabul ederek gideceklerini söylerlerken, dışardan bir göz olarak bu aşk hakkında ne düşündükleri sorulduğunda verdikleri cevaplar nasıl bu kadar farklılık gösteriyor. Yani aslında şunu söyleyebilir miyiz? Bir romantik ilişkide sağlıklı ve sağlıksız davranış ve düşüncelerin farkında olsak da, kendimiz bu durumun içine düştüğümüzde bu kavramlardan arınmış bir şekilde düşünüyoruz ve davranıyoruz. O zaman, içinde olduğumuzu hissettiğimiz sağlıksız ilişkiyi daha net görebilmek için belki de olayları üçüncü bir gözden değerlendirmek etkili olabilir. Bu elbette kolay olmayacaktır, ancak objektif göz sağlıklıyı ve sağlıksızı çok daha net birbirinden ayırabilir.

            Benim Gatsby hakkında ne düşündüğüme gelirsek;

            Gatsby, içinde olmak istemediği bir aile tarafından dünya getirilmiş, parayı, lüksü, ihtişamı başarı olarak değerlendirmiş ve hayatını ancak bu şekilde anlamlı kılacağına inanmış, aileden zengin insanların yanında bir aşağılık kompleksi yaşayan, saplantılı bağlanma stiline sahip bir adam. Hayatını kendi isteklerinden ziyade diğer insanların ve özellikle Daisy’nin onun hakkında düşündükleri ve düşünecekleri üzerine kurgulamış. Dolayısı ile Daisy’ye olan sevgisi saplantılı bir hedef algısına dönüşmüş. Varsayalım ki Daisy ve Gatsby birbirine kavuştu. Bu aşk Gatsby’nin hayatını ona göre şekillendirmesine sebep olan tutkuyla mı devam ederdi yoksa bir süre sonra Gatsby kendine yeni hedefler mi belirlerdi? Hikâye anlatıcı Nick, Daisy Gatsby’nin dizinde yatarken körfezin karşısında yanıp sönen yeşil ışığı izleyen Gatsby ile ilgili şunları söyler: “O ışığın devasa öneminin sonsuza dek yok olduğunu Gatsby de fark etmişti. Yeşil ışık, artık yeniden bir iskeledeki sıradan bir yeşil ışıktı. Ve Gatsby’nin büyülü nesnelerinden biri eksilmişti.” Yani evet, onlar kavuşsaydı, Daisy kısa bir süre sonra Gatsby’nin bunca zaman onun için yaptığı şeylerin hiçbirini aslında onun için yapmadığını, kendine bir görev olarak biçtiği başarının bir gerekliliği olduğu için yaptığına kanaat getirecek ve günden güne Gatsby’nin gözünde nasıl değersizleştiğini izleyecekti. Hikâyeyi Gatsby yazacak ve Gatsby bozacaktı.

            Bu hikâye 1922 senesi Amerika’sında geçiyor. Şimdi gelelim günümüz Türkiye’sinin Gatsby ve Daisy’lerine. Günümüzde, biz sıradan insanlar malikânelerde yaşamıyoruz elbette. Parasızlık sebebiyle yaşanılan aşağılık kompleksi, bir milyarder olarak değil, düzenli bir maaş kazandıracak bir iş bularak tatmin ediliyor. Yarım kalan aşklarımız için kendimizi baştan yaratıp, onları hayran bırakacak şekilde tekrar karşılarına çıkmak için yaptıklarımız; - hele de bu yarım kalan aşka karşı bir aşağılık kompleksimiz varsa, (bknz: İlk yazım olan Acı Aşk’ta egonun sağlıksız ilişki geliştirme üzerine etkisinin anlatıldığı metaforlu paragraf) - genellikle fitness çalışmak, çok eğlendiğimiz mutlaka kahkahalar attığımız fotoğrafları sosyal medyada paylaşmak, mümkünse yurtdışına çıkıp bir iki ülke gezmek, etiketi dikkat çeken insanlarla etkileşimde olmak ve dahası gibi şeyler oluyor. Şöyle bir bakıldığında insan bunları kendisi için yapsa zaten mutlu olur diyeceğimiz, ancak yapılış amacı geride kalan eski aşka karşı yükseklik duygusu oluşturmak olan bir takım aktiviteler… Gatsby’nin kendi hayatını istediği gibi yaşamak için değil de, Daisy onu sevsin, hayran kalsın diye harcadığı yılları gibi…

            Şu bir gerçek ki, Gatsby’nin hikâyesini okuyan ya da izleyen bir insanın onunla ilgili oluşturduğu ilk izlenim pozitif olacaktır. Çünkü Gatsby mağdur, âşık, fedakâr… Tıpkı günümüzün psikolojik şiddet uygulayıcısı insanları gibi… Daisy ile ilgili izlenimlerse negatif olacaktır. Çünkü Daisy bencil, duygusuz, rahatına düşkün… Fakat olaya bir de şu açıdan bakalım; Karşınıza geçip o güne kadar yaptığı her şeyi sizin için yaptığını, ama onsuz geçen zamanlarınızı sanki yaşamamışsınız gibi reddetmenizi, yani sizi tüm varlığınızla mülkleştirmek istediğini söyleyen bir insana güvenmeli misiniz? Bir de şöyle soralım; Sizi çok sevdiğini, hep yanında olmanızı istediğini söyleyen ve bunun için de kendi zevklerinizden, yapmak istediklerinizden, hayallerinizden vazgeçmenizi isteyen bir insana güvenebilir misiniz? Daisy’nin istediği yaşadığı şehirden uzaklaşmak, kaçıp gitmekti. Gatsby, Daisy’nin isteklerini görmezden gelip, onu oyunu kendi kurallarıyla oyamaya zorladı. Sonunda Daisy onun bu dileğine karşılık veren kişiyi, Tom’u seçti. Yani aslında kendi yaşamak istediği hayatı seçti. Burada Daisy’nin gerçekleştirmek istediği hayalini ille de başka bir erkeğe bağlı şekilde gerçekleştirmeye odaklı oluşunu eleştirebiliriz elbette, ancak dediğim gibi 1922… Şimdinin Daisy’lerinin saplantılı bir şekilde onları mülkleştirmeye çalışan flörtlerine karşı çıkarak yaptıkları seçimleri, daha çok kariyerleri, eğitimleri üzerine çalışmalar yapmak, giydiği kıyafetler, görüştüğü insanlar, katıldığı sosyal aktiviteler ile ilgili özgür olmak için yapıyorlar. Bu seçimi yapmayıp, kendinden vazgeçip, onlara aşk vaat eden aşklarını seçen Daisy’lerse ne yazık ki, bir süre sonra kendilerini kapana kısılmış, psikolojik şiddet mağduru, mutsuz insanlar olarak buluyorlar.

            Hikâyenin sonuna gelirsek, Gatsby’ye ölümü getiren soluk benizli, üstü başı kirli, çirkin adam, bana sorarsanız Gatsby’nin içindeki hırstı. Talepleri ile ilgili takındığı sert, esnek olmayan tavır Gatsby’yi öldürdü. Günümüzün Gatsby’lerini içten içe kemirense kurtulamadıkları ataerkil düşünceleri, dengeleyemedikleri egoları, geliştiremedikleri öz-saygıları ve ellerinde patlayan mülkleştirme istekleri oluyor diyebiliriz.

            Sözlerimi günümüz koşullarında, Daisy’nin yerinde sen olsaydın ne yapardın dediğimde verdiği yanıtı en çok sevdiğim kişinin sözleriyle sonlandırıyorum:

“Biri benim ne hissettiğimi, ne istediğimi önemsememiş ve kendi kafasındaki kişiden memnun olmadığı için fikrimi dahi sormadan beni yalnız bırakmış ve yıllar sonra gelip benden beni ben yapan deneyimlerimi silmemi isteyen bir kişi, diğeri beni açık bir şekilde aldatan ve rahatsızlığımın farkında olmasına rağmen bunu yapmaya devam eden bir kişi. Ben ikisini de seçmezdim. Aşk güzel şey, ama ben de duyguları, fikirleri ve hayalleri olan bir bireyim.”

Psk. Dan. Ceren İlhan

Görsel Kaynaklar:

https://tr.pinterest.com/pin/329255422736730557/

https://tr.pinterest.com/pin/291959988318811686/

https://tr.pinterest.com/pin/481392647639732854/

https://tr.pinterest.com/pin/486529565974586547/

https://tr.pinterest.com/pin/482800022524009002/

https://tr.pinterest.com/pin/305048574731379779/

https://tr.pinterest.com/pin/388365167843716790/

24-12-2018